Web NTVMSNBC   
NTVMSNBC'yi açılış sayfam yap
Video
Foto Galeri
Türkiye
Dünya
Ekonomi
Spor
Teknoloji
Sağlık
Kültür Sanat
Yaşam
Hava Yol
Yeşil Ekran
Eğitim
Moda
Otomobil
Doğuş Yayın Grubu
NTV
CNBC-e
e2
NTVSPOR.NET
NBA TV
NTV Radyo
Eksen 96.2
Radio N101
NTV Yayınları
N. Geographic
 
NTVMSNBC Anasayfa

Konu: Parti vitrinleri sandığa nasıl yansıyacak?

Konuklar: Chp İstanbul Milletvekili Adayı Prof. Dr. Nur Serter, Akp Ankara Milletvekili Adayı Haluk Özdalga, Dp İstanbul Milletvekili Adayı Nevval Sevindi, Gp İstanbul Milletvekili Adayı Uğur İbrahimhakkıoğlu ve İstanbul Bağımsız Milletvekili Adayı Ufuk Uras

Can Dündar: Merhaba. 22 Temmuz yaklaşırken her gün yeni bir gelişmeyle ısınan siyaset ve Ankara gündeminin en sıcak günlerinden biri dün yaşandı. Parti yönetimleri listeleri teslim etti ve adaylar kesinleşti. Partilerin vitrininde yer alan isimler ve politikanın yeni yüzleri aday listelerinde de ön sıralara yerleştiler. Peki, liderlerin umut bağladığı yeni yüzler ve sürpriz transferler siyasetten ve seçimden ne bekliyor? Bu gece bu soruyu çok konuşulan ve tartışılan bu isimlere soracağız. Parti vitrinleri sandığa nasıl yansıyacak, bunu tartışacağız.

Hazır olun, Neden başlıyor. Merkez sağda dağılan ittifak, seçimle ilgili hesapları altüst etti. Dağılmanın ardından yaşanan son dakika transferleri, istifalar ve çekilenlerle tablo bir kez daha değişti. Liderler ve partilerin yönetim kadroları, siyasetin zor seçimini yapmak için toplandılar ve sandığa hangi isimlerle gidileceğine karar verdiler. Sonunda kapalı kapılar ardında hazırlanan listeler açıklandı ve 2007 milletvekili seçimi gerçek anlamda şimdi başladı. Partilerin aday listeleri, yeni yüzleri tercih ettiklerini gösteriyor ve çoğu üst sıralara yerleştirilen bu yeni yüzler de farklı bir meclis vaat ediyor. Bu yüzlerin bir kısmı bu gece stüdyomuzda. İsimlerini bambaşka alanlardan duyduğumuz konuklarımız ilk kez milletvekili adayı olarak konuşacaklar bu gece. Sizlere hemen onları tanıtayım. En başta akademi dünyasından siyasete bir transfer var. Chp İstanbul 1. nci Bölge 7. nci sırada Milletvekili Adayı Profesör Doktor sayın Nur Serter, hoşgeldiniz.

Nur Serter: Hoşbulduk.

Can Dündar: Nur Serter’i İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde Öğretim Üyeliğinin yanı sıra Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkan Yardımcısı olarakta tanıyoruz, Cumhuriyet mitinglerinin düzenleyicisi olarak da ağırlamıştık kendisini, hoşgeldiniz tekrar diyorum.

Nur Serter: Hoşbulduk.

Can Dündar: Hemen yanında sosyal demokrat cephenin önemli isimlerinden Haluk Özdalga, Chp ve Dsp'de yöneticilik yapmıştı, sosyal demokrasi üzerine makalelerinden de tanıyoruz, şimdi Akp Ankara Birinci Bölge 4. ncü sıra milletvekili adayı, hoşgeldiniz sayın Özdalga.

Haluk Özdalga: Hoşbulduk, hoşbulduk.

Can Dündar: Ve basın dünyasından politikaya bir transfer, gazeteci-yazar Nevval Sevindi, Demokrat Parti İstanbul 1. nci bölge 1. nci sıra milletvekili adayı sayın Sevindi hoşgeldiniz.

Nevval Sevindi: Hoşbulduk efendim.

Can Dündar: Hemen yanında son zamanlarda meclisle en fazla çatışan bir alandan, yargıdan siyasete bir transfer; Eski Yargıtay Genel Sekreteri Uğur İbrahimhakkıoğlu , Genç Parti İstanbul 3. ncü bölge 2. nci sıradan milletvekili adayı, hoşgeldiniz İbrahimhakkıoğlu.

Uğur İbrahimhakkıoğlu: Hoşbulduk efendim, teşekkür ederim.

Can Dündar: Ve nihayet Ufuk Uras, Ödp Genel Başkanı olarak tanıyoruz. Ancak bu seçime İstanbul 1. nci bölgeden bağımsız milletvekili adayı olarak katılıyor. Hoşgeldiniz sayın Uras.

Ufuk Uras: Hoşbulduk.

Can Dündar: Aslında stüdyomuzda Vedat Bilgin olacaktı Mhp’yi temsilen bir adayımız. Vedat Bilgin son anda bir mazereti nederiyle katılamadı. Stüdyomuzda ayrıca Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Kulübü, Mimar Sinan Üniversitesi ve Yıldız Teknik Üniversitesi, ayrıca Boğaziçi Üniversitesi’nden konuklarımız var. Onlar da sorularıyla bizlerle olacaklar. Onlara da hoşgeldiniz diyorum. Sizler de konuya ilişkin görüş ve sorularınızı internet aracılığıyla bizlere ulaştırabilirsiniz. Adresimiz; neden@ntv.com.tr Siyasetin yeni yüzlerine ilk sorularını yöneltmek şimdi sizler için mümkün. Hemen Nur Serter ile başlamak istiyorum. Bu ilk turda izi verirseniz bir önce siyasete niye girdi adaylarımız? Çünkü çoğunuz siyaset dışından geliyorsunuz. Belki Ufuk Uras dışında herkesden bahsedebiliriz. Neden siyasete girdiniz diye soracağım. Bir anlamda bu taşın altına elimizi sokmak gerekir hissiyle mi oldu? Özellikle sizin için özel olarak da mitingler mi buna vesile oldu?

Nur Serter: Hayır mitingler vesile olmadı. Ben siyasete yıllar boyu sürdürdüğümüz çalışmalarımın sonucunda öncelikle katkı yapabileceğime inanıyorum. Ben bir sosyal politikacıyım. Türkiye ile ilgili umutlarım var, görüşlerim var. Bunları siyaset alanında daha rahat hayata geçirebileceğime inanıyorum ama bunun dışında tabi önemli bir faktör daha var, uzun bir zamandır çeşitli toplantılarda çok sayıda kişiden siyasete katılmam yolunda çok ciddi taleplerle karşılaştım ve en sonunda Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı sayın Baykal’ın daveti üzerine bende sizin ifadenizle bu taşın altına elimi sokmaya karar verdim.

Can Dündar: İyi ettiniz, hoşgeldiniz diyoruz. Hemen size dönelim. Tabi siz siyasette yeni değilsiniz elbette. Makalelerinizden biliyoruz, çalışmalarınızdan biliyoruz ama başka bir cenahta görmeye alışkındık. Sizinki nasıl oldu? Siyasete burada başlama kararı nasıl oldu sayın Özdalga?

Haluk Özdalga: Sizin de söylediğiniz gibi ben siyasete tabi burada başlıyor değilim. Ben 1970’li yıllarda üniversitede okurken öğrenci derneklerinde yoğun olarak çalışıyordum, belki buradaki genç arkadaşlarımızın çoğunun doğum tarihinden erken tarihler. Fakat parti siyasetine ben 80’lerden, 1983’ten sonra başladım ve partilerin her kademesinde görev yaptım. İlçe örgütlerinde, mahalle delegeliğinden başlayarak il örgütlerinde ve genel merkez yöneticisi olarak. Fakat ilk defa aday oluyorum. 1986’da yapılan ara seçimlerdeki tek milletvekilinin seçildiği ara seçimlerdeki ve o zamanki partideki arkadaşlarımın yoğun ısrarıyla aday olduğum durum hariç tutulursa. Tabi seçimler her zaman önemlidir, genel seçimler her zaman önemlidir ama zannediyorum 22 Temmuz’da yapılacak seçimler diğer seçimlerden bugüne kadar yaşadığımız seçimlerden pek çoğundan daha önemli diye düşünüyorum. O da kısaca şöyle, şundan dolayı; bu seçim sonuçları öyle tahmin ediyorum ki kendi dönemini aşan bazı önemli sonuçlar doğuracak. Konuşmalarımızın, sohbetimizin akışı içinde değinmeye çalışacağım, Türkiye'nin ekonomisi açısından, Türkiye’deki demokrasi açısından ve aynı zamanda Türkiye’deki siyasi yapılanmalar açısından diye düşünüyorum.

Can Dündar: Onlara gireceğim ama kişisel olarak size adaylığınızla ilgili bir şey sormak istiyorum.

Haluk Özdalga: Evet bu önemli, bu kritik dönemde bu önemli seçimde adaylık ve Ak Parti’ye katılma teklifi gelince bunu ben uzun değerlendirmelerden sonra gerek aile çevremde, gerek siyaset dışı arkadaşlık çevremde fakat çok yoğun bir şekilde siyaset yaptığım arkadaşlarımla onlarca değil, yüzlerce ve yüzlercesiyle danışarak bunu kabul ettim. Çünkü son ...

Can Dündar: Ne dediler danıştıklarınız?

Haluk Özdalga: Aile ve arkadaşlık çevremden çok yoğun bir destek geldi, beraber siyaset yaptığım arkadaşlarımın da çok büyük bir bölümü buna yürekten destek oldular. Ben şöyle düşünüyorum, şöyle bağlayayım bu turdaki sözümü; kritik Türkiye'nin içinde bulunduğu kritik dönemde doğru kararlar vermek gerekiyor, herkesin doğru kararlar vermesi gerekiyor. Ben eminim ki çok doğru bir karar verdim.

Can Dündar: Tartışacağız bu kararı ve bu partiler içindeki koalisyon meselesini ikinci turda. Kısaca bir herkesin öyküsünü kısaca dinleyelim, ondan sonra dönelim tekrar. Evet sayın Sevindi. Sizinki nasıl oldu?

Nevval Sevindi: Evet neden siyaset? Aslında tabi gazeteci olarak siyasetin hep içindeydik. Liderlerle de çok yakın işte çalışmalar da yapıyorduk, röportajlar da. İlk ciddi teklifi de 95’te almıştım ama ben partilerde yapılan siyasete hep uzak kaldım, çünkü sivil toplumda çok çalışma yapıyordum. Gerek İstanbul gibi büyük kentlerin varoşlarında yaptığım çalışmalar, kadın çalışmaları, gerekse Ka-Der dahil bir çok kadın derneğinin kuruculuğunu yapmak, işte Güneydoğu’da kadın çalışmaları yapmak, Anadolu’da kadın dernekleri, sağlık kanserle ilgili dernekler kurmak. Yani sivil toplum içinde birebir çalışmanın keyfi çok daha aslında bana sevimli geliyordu. Fakat şöyle bir sorun olduğuna karar verdim; sadece son 10 yılı bile alsak o 10 yıldır devamlı Anadolu’dayım ben ve bu sivil toplum örgütlenme çalışmalarını yapıyorum. Burada ürettiğimiz sağlık politikaları, kadın politikaları, talepleri, gençlikle ilgili talepler oluyor. Bunların hiçbirini meclise yansıtma şansımız veya partilerin programında görme şansımız olmuyor. Bu sivil toplum örgütleriyle partiler arasında organik bağ yok. O yüzden bir baskı unsuru olamıyorsunuz veya söyledikleriniz ciddiye alınmıyor ya da meclis kürsüsüne yansımıyor bunlar. Ben burada ürettiğim şeylerin ve benden bunları bekleyen insanların ki büyük çoğunluğu da işte kadınlar, gençler, hasta hakları kapsamında olanlar yani daha çok marjinal dediğimiz ya da sosyal engellenmişliği yüksek olan grupların millet meclisinde sesi olmak ve sadece siyaset yapma halinde değil de yani siyaseti meslek olarak yapma değil bu grupların doğrudan cesur sesini orada duyurabilmek ve bu politikaların oluşturulabilmesi için baskı yapmak diye.

Can Dündar: Ve kadın aday üstelik çok sayıda çıkı değil mi görünen o ki.

Nevval Sevindi: Evet biz Ka-Der’i kurduğumuz zaman 2.2 idi. 10 yıl oldu. O günden bu güne o ilk yaptığımız kampanyada 2.2’yi 4.4’e çıkarabildik anca ve uzun yıllardır bu 4.4’te takıldı kaldı.

Can Dündar: Burada ne tahmin ediyorsunuz?

Nevval Sevindi: Şimdi meclise girebilecek sıradan adaylara baktığımız zaman bunun toplumun yüzde 10 olduğunu görüyoruz. İlk defa hepsi gerçekleşirse meclis Türkiye Cumhuriyeti tarihinde yüzde 10’la bir kadın kotası yakalamış olacak. Bu da önemli bir aşamadır, daha doğrusu bir işte o cam, tavan sendromu galiba, onu geçmiş oluruz. Bundan sonraki yüzde 30’lara taşınabilir diye düşünüyorum. Kadın seçmen oluştu, kadın seçmen tabanının oluşması şimdi kadın adaylarla belli olacak. Adaylara oy verilecek mi, kadın seçmen bilinçli oy’unu buraya verecek mi, vermeyecek mi? Verirse kadın aday sayısı gittikçe artacaktır, mecliste de daha aktif olacaklardır. Bende bunun için oradayım.

Can Dündar: Teşekkür ederim.

Nevval Sevindi: Sağolun.

Can Dündar: Sayın İbrahimhakkıoğlu siz siyasetle problemi olan bir alandaydınız. Üstelik bundan şikayetçi olanlardan biriydiniz, siyasetin yargı üzerindeki baskılarından. Şimdi şeyin bu tarafına geldiniz, cephenin bu tarafına. Biraz da biz baskı yapalım şey değil herhalde bu.

Uğur İbrahimhakkıoğlu: Alıştık zaten.

Can Dündar: Sizin neydi ana motifiniz? Yani buradaki şikayetler miydi?

Uğur İbrahimhakkıoğlu: Efendim şöyle ifade edeyim; ben siyasette sıfır kilometredeyim. Yani bu işin tamamen acemisiyim. Yargı mensubu olduğum için hiçbir şekilde siyasetle bir alışverişimiz uzaktan bile olmadı ama bütün hayatım İstanbul’da doğup büyümeme rağmen Anadolu’da geçti. Güneyde, kuzeyde, doğuda, batıda onlarca ilçede ve en son 5 vilayette cumhuriyet başsavcılığı yaptım. Bu görevlerim sırasında insanları yakından tanıdım, Anadolu insanını tanıdım. İnsanların ızdıraplarını gördüm, sıkıntılarını gördüm. Elimizden geldiği kadar, yapabildiğimiz kadar onlara adalet dağıtmaya çalıştık. Sonra adalet bakanlığı müsteşarı oldum, ardından yargıtay üyeliğine seçildim. Yargıtay’da da yargıtay genel sekreterliğine seçti arkadaşlar yargıtay başkanı sağolsunlar. O görevlerde de yine mümkün olduğu kadar yargının bir ilaç olarak insanların sıkıntılarına çaresini eriştirmeye çalıştım ama bütün çalışmalarımda şunu tespit ettim ki; bazı şeyler bürokratik olarak yapılamıyor. Yargıç olarakta yapılamıyor. Bazı şeyleri yapmak için ülkede ciddi bir yargı reformuna ihtiyaç var. Bu acı benim içimde zaman zaman yüksek noktalara varmıştır. Bu konuda bir kaç yayınım oldu, bir kaç kitabım oldu. Zannederim yargı reformu sahasında yazılan ilk kitap da bana nasip oldu ve 8 Mayıs’a 1 gün kala yani normal biz o dediğiniz kavgaların içindeyken, bu taraftaki kavgalardan hiç haberimiz yokken Genç Parti Genel Başkanı sayın Cem Uzan iki yakın dostumu bana gönderdi veya arattırdı ve benimle görüşmek istediğini, beni partisine kazandırmak istediğini ifade etti. Kendisiyle görüştük, benim ideallerime tamamen örtüşen son derece önemli, son derece çağdaş ve insanların problemlerine somut çözümler bulabilecek idealleri olduğunu gördüm. Böyle bir düşünce örtüşmesi beni çok mutlu etti, çok heyecanlandırdı. Yargıda da artık aynı şeyleri tekrar tekrar yapmaktan açık söyleyeyim biraz da sıkılmaya başlamıştım ve bu şekilde Genç Parti’ye ihtihak ettim.

Can Dündar: Çok teşekkür ederiz, sağolun.

Uğur İbrahimhakkıoğlu: Sağolun.

Can Dündar: Ufuk Uras aslında diğer konuklardan farklı olarak siz zaten bilfiil siyasetin içindesiniz ama farklı bir şeyde görüyoruz, bağımsız aday olarak. Biraz bize bunun nedenini yani neden Ödp genel başkanı bağımsız giriyor sorusunun cevabıyla, hem de bir akademisyenlikten geliyorsunuz, aynı zamanda diğer konuklarla belki çakışan bir yanınız akademisyenliği de sevip dönmüştünüz bir ara.

Ufuk Uras: Ben siyasetin siyasetçilere bırakılmayacak kadar ciddi bir iş olduğuna inanarak 90’lı yıllardan beri kamu sendikalarında, derneklerde ve siyasi partilerde yeraldım. Çünkü siyaset bir meslek değil, siyaset bir yaşam biçimi. Bunun için yapılması gereken bir şey var, aşağıdan yukarı yurttaşın siyaset yapacağı kanalları açmak. Bunun yolu ön seçimden geçiyor. Ön seçim yapmayan siyasi partinin konuşma hakkı yok, delege sistemini kaldırmayan siyasi partinin konuşma hakkı yok, rotasyon yapmayan siyasi partinin konuşma hakkı yok. Konuşma hakkı varsa da tepeden, egemen siyaset. Şimdi Türkiye’deki siyasetin amacı ne, halkı siyasetten uzak tutmak. Siyasette siyasi parti olarak yeralırken bağımsız aday olarak girmemin nedeni sayın Deniz Baykal ve Tayyip Erdoğan yüzde 10 barajında anlaştılar, halkın iradesine ipotek koydular. Biz bu yüzde 10 barajını onlara iadeli taahhütlü nasıl geri yollarız diye düşündük, bağımsız aday olarak meclise gireriz, Türkiye işçi partisi’nden beri sosyalizmin bayrağı mecliste dalgalanmıyor, sosyalistler mecliste yeralır, toplumun vicdanı orada yeralır, bu bizim için çok anlamlıdır diye düşündük. Bir dizi parti var, hepsinin başkanı farklı, adı farklı, adayları farklı ama en iyi 12 Eylül rejimini ben savunurum, en iyi IMF programını ben savunurum’un üzerinden bir tek kale maç oynanıyor. Özel olarak tekrar genel başkanlığa ve siyasete dönmemin nedeni de tabi Hırant Dink benim çok yakın arkadaşımdı. Hırant Dink’in ölümünden sonra bu toplumsal vicdanını, siyasal vicdana yansıması gerektiğine inandım. Şimdi ben Üsküdar Altunizade’de muhtarlar, çevreciler ve oradaki yerel inisiyatiflerin toplantısından apar topar buraya geldim. Bütün amacımız işte bu kürsüyü oluşturmak. Eğer bu kürsüyü oluşturabilirsek bu yüzde 10 barajla, yüzde 10 baraj rezaletiyle seçimlere girdiğimiz son seçim olacak. Geçenlerde Ermenistan’da seçim oldu, yüzde 5 barajı var. Avrupa’da yüzde 5 barajının üstünde baraj yok. Niye halkın iradesine ipotek koymak istiyoruz? Niye halkın, bize ait olmayan oylarla, bir tür oy hırsızlığıyla parlementoda yeralmak istiyoruz? Düşünebiliyor musunuz, size ait olmayan oylarla haketmediğiniz oylarla parlementoda milletvekili olacaksınız. Yani temsilde adaletin altını oyacaksınız ve diyeceksiniz ki ben adaletten yanayım. Dolayısıyla amacımız bu yalan rüzgarını bozmak. Dolayısıyla siyasette yeni yüz, eski yüz, işte kaşarlanmış yüz, yüzsüzler falan meselesi değil, siyasette esas olan siyasettir, politikadır. Yapmamız gereken iş de yurttaşın, mazlumların, mağdurların, ezilenlerin, sömürülenlerin kürsününü oluşturmak. Kendi içinizdeki demokrasi yoksa, hiçbir yerde ön seçim yapmıyorsanız, bizim gibi yüzde 50 kadın kotası koymuyorsanız, rotasyon koymuyorsanız siyaset seyisten geliyor. Bu seçimde seyisi mi seçeceğiz ya da biz at değiliz kardeşim. Artık seyis istemiyoruz, kendi geleceğimizi kendimiz mi belirleyeceğiz? Bence yol ayrımımız burada netleşiyor.

Can Dündar: Çok güzel. Güncel meseleye gelmiş olduk gayet sıcak politikaya ama ben hazır sizdeyken şeyi de sorayım, bu siz Dtp’nin seçim kampanyası içinde orada onu destekleyici adaylar arasında yeraldınız. Bugün öğrendik ki Dtp’nin başka adayları çıktı. Bir karışıklık oldu, birazdan ondan ipucu verir misiniz bize bu turu kapatırken.

Ufuk Uras: Bütün toplumsal muhalefet örgütleri yani sol’un ortak adayı olarak birinci bölgede sendikalar, meslek örgütleri, alevi topluluğu, dernekler, yeşiller değişik renkler ve siyasi partilerin ortak bağımsız adayı olarak ortaya çıkıyorum. Fakat siyasi partilerin bu süreçte kendi içlerinde çok büyük karışıklıklar oldu tabi. O yüzden onların detayını çok bilmiyorum ama biz ne yapıp edip, ikinci bölgede de birinci bölgede de İstanbul’un 3 bölgesinde de çıkan bütün bağımsız adaylarımızı Baskın Oran hocamız da dahil olmak üzere meclise sokmaya çalışacağız. Halen bunun şansı olduğunu düşünüyorum. Eğer bunu gerçekleştirirsek Türkiye işçi partisi’nde olduğu gibi 60’lı yıllarda meclisin kalitesi değişecek, politikaların yönelimi değişecek. Yani o esas olan partilerin, değişik toplulukların kendi iç tartışmalarından ziyade kamuoyu vicdanını temsil edebilecek şahısları ortaya çıkarabilecek miyiz, ben çıkarttığımızı düşünüyorum.

Can Dündar: Teşekkür ederim. İlk turu böylece tamamladık, kim neden siyasetin içinde anlamaya çalıştık. Anadolu’da duyduğu farklı sesleri ya da işte çığlıkları meclise yansıtmak isteyenlerden tutun da kadınların sesini mecliste yansıtmak ya da taşın altına el koymaya kadar konuklarımızın bir çok mazereti var. Peki nasıl bir siyaset yapacaklar, ne olacak önümüzdeki seçimde mecliste, önümüzdeki turda onu konuşacağız. Bizden ayrılmayın lüften.

Can Dündar: Evet stüdyomuzda 5 farklı eğilimden 5 farklı milletvekili adayı var, onların kısaca siyasete giriş nedenlerini dinledik ilk turda. Şimdi biraz daha siyasette ne yapacakları üzerinde durmak istiyoruz. Yine Nur Serter’den başlamak istiyorum. Biraz bu vitrin meselesini soracağım ama öncelikle Ufuk Uras’ın bıraktığı noktadan gelirsek bu şey aday sistemi sizi rahatsız etmiyor mu? Yani bir lider bir odaya kapanıyor ve bir takım isimleri birini alta, birini üste yazıyor ve biz bunu demokrasi adına kabullenmek durumunda kalıyoruz. Biz seçmenler açısından böyle görünüyor ama siz adaylar açısından nasıl görünüyor durum?

Nur Serter: Tabi adaylar açısından da aynı şekilde görünüyor. Yalnız tabi ben siyasette çok yeni olduğum için bir siyasi parti genel başkanının bu aday belirleme sürecinde neleri dikkate aldığını, nasıl bir sıkıntı yaşadığını, hangi dengeleri koruduğunu açıkçası çok iyi bilmiyorum. Bilmediğim için de, bilmediğim bir konuda çok ayrıntılı yorum yapmak istemiyorum. Ancak elbette her yerde olduğu gibi bütün adayların da talebi hakkaniyete uygun olan da tabiki seçilerek gelmektir, bunun getireceği bir güç vardır ama bu seçilerek gelmenin delege sistemi içerisinde gelmenin de arkasında gerçekten hakkaniyet prensiplerini ortadan kaldırmayacak bir yapılanmanın olması gerekir. Yoksa siz bir sistemi seçime endekslersiniz ama o seçime endekslediğiniz sistemin arkasında da yine gerçek anlamda hakkaniyet esasına dayalı bir altyapıyı kurmazsanız görünürde seçimle gelmiş olur adaylar ama gerçek anlamda olmaz. Dolayısıyla tabiki demokratik sistemden bahsediyorsak o demokratik sistemde tabanın görüşü, tabanın taleplerinin mutlaka ki partinin her kademesine yansıması beklenir. Demokrasimiz böyle bir süreci umuyorum ki gelecekte gerçekleştirecek diyorum.

Can Dündar: Bu vitrin lafı çok moda oldu.

Nur Serter: Evet.

Can Dündar: Bu rahatsız edici mi sizin için bilmiyorum ama yani.

Nur Serter: Evet rahatsız edici.

Can Dündar: Evet sanki ama böyle de bir şey var. Yani her parti bir seçim öncesi vitrin düzenliyor. Sonra bakıyoruz o vitrin bir dahaki seçimde bambaşka sizler için temenni etmiyoruz ama bambaşka isimlerle donatılmış. Bu niye böyle yani bir gerçekten bir tür alışveriş gibi mi düşünülüyor? O vitrin ne kadar içerideki mağazayı yansıtıyor? Neden sık sık değişiyor? Bu konulardaki görüşünüzü alabilir miyim?

Nur Serter: Evet şimdi ben özellikle bu süreçte daha da yakından izliyorum tabi. Siyasi partilerin gerçekte kendi görüşlerini yansıtmayacak olan ya da belirli kesimlerin oylarını almayı amaçlayan bir takım isimleri ön sıralarda bazı yerlere yerleştirdiklerini görüyoruz. Şimdi burada ben şöyle bir şey tespit ediyorum, özellikle bazı siyasi partiler için bunu çok net görüyorum; kendi toplumun kuşku duyduğu kimliğini yansıtmamak için o kimliği örtüleyecek farklı bir izlenim verecek isimleri ön sıralara taşımak gibi bir eğilim taşıdıkları çok açık görülüyor ya da bir takım cemaatlerin, bir takım kitlelerin oy’unu almaya yönelik bir takım isimleri ön planlara taşımak gibi bir kaygı içinde olduklarını görüyorum. Tabi şöyle bir ....

Can Dündar: Chp’de yok mu bu benzeri çaba?

Nur Serter: Chp’de son süreç içerisinde benim gördüğüm merkez sağ diyebileceğimiz kesimden gelmiş olan bir kaç tane isim var ama belirli bir cemaate yönelik ya da partinin kendi kimliğini örtülemeye yönelik bir transfer yok. O gelmiş olan kişilerin de Cumhuriyet Halk Partisi’ni ulusalcı çizgisiyle çatışmayacak isimler olduğunu da görüyoruz. Yani Cumhuriyet Halk Partisi’nde ulusalcı çizginin dışından zorlamayla gelmiş olan isime rastlamıyorsunuz ama diğer siyasi partilere geldiğimizde o partinin kuşku duyulan bir takım özelliklerini örtülemeye yönelik isimlerin siyasete ön planlarda taşınmakta olduğunu görüyorum. Bu tabi çok güven verici bir tablo oluşturmuyor açık söylemek gerekirse.

Can Dündar: Seçimde böyle bir bloklaşma siyaseti sanki giderek empoze ediliyor. Chp’nin de işine geldiği söyleniyor. Yani sonuçta hani toplumun laikliğe inanan kesimleri ve buna karşı çıkanlar gibi bir bloklaşma. Önümüzdeki süreçte nasıl bir kampanya düşünüyorsunuz? Bu zarar vermez mi Türkiye’ye?

Nur Serter: Ben bloklaşma siyaseti görmüyorum. Türkiye’de o meydanlar tek partinin referansı değildi, o meydanlar hep aynı şeyleri haykırdı ama farklı partilerden seçmenlerde vardı o meydanlarda, belki çoğunluk Cumhuriyet Halk Partisi’ne oy verecektir o meydanlardan ama bu bloklaşma değil. Ben laik cumhuriyete sahip çıkma refleksinin Türk ulusunun çoğunluğunun paylaştığı bir düşünce olduğu inancındayım. Dolayısıyla bunu bir ayırımcı bir ayrılıkçı unsur olarak takdim etmeyi de doğrusu son derece yadırgıyorum. Yani neden Türkiye’de laik cumhuriyete inanmak bir ayırımcılık, bir bölücülük olarak takdim ediliyor? Çünkü Cumhuriyet Halk Partisi’nin yegane referansı rejime sahip çıkma, iddia edildiği gibi rejime sahip çıkma değildir, rejim tehdit altına sokulduğu için bu konudaki söylemleri öne çıktığı için şimdi böyle bir kategori içerisinde gösterilmek isteniyor. Cumhuriyet Halk Partisi sosyal demokrat bir partidir, ekonomik ve sosyal politikalarıyla özellikle de sosyal referanslarıyla bunu diğer partilerden belki daha farklı bir anlayış içinde ortaya koyacaktır. Onun için ben böyle bir kategorizasyonun doğrusu çok iyi niyet taşımadığı kanısındayım.

Can Dündar: Yani biz seçimde rejimi kollamaya dönük mesajlardan ziyade ...

Nur Serter: Herkes rejimi kollamaya yönelik olmak zorundadır diye düşündüğüm için bunun altını çiziyorum.

Can Dündar: Ama kamuoyunda daha çok yani o mesajlardan çok yani solda, mesela solda siyaset yapmaya dair bir program tartışmasından ziyade rejim tehdit altında.

Nur Serter: Sıra belki ona gelmedi henüz, belki henüz siyasi partilerin hiçbirisi kendi programlarını açıklayabilecek olanağı bulamadılar ama buldukları zaman Cumhuriyet Halk Partisi’nin tek açıklayacağı konunun rejime sahip çıkma olduğu düşüncesine hiç katılmıyorum. Türkiye’de eğer bugün rejime yönelik bir tehdit söz konusu ediliyorsa ve insanlar bunu da ifade ederek, tek ifade ettikleri bu değildi altını çizeyim ama bunu da özellikle vurgulayarak meydanlara toplanıyorsa bu geçici bir süreçtir, bu bugünkü siyasi iktidardan kaynaklanan geçici bir durumdur.

Can Dündar: Teşekkür ederim. Sayın Özdalga aslında biraz size geldi top zannediyorum. İsim vermedi sayın Serter ama iktidar partisini kastetti. Yani bu vitrin düzenlemesi, bu partinin bir ...

Nur Serter: Ben beyefendiyi kastetmedim.

Can Dündar: Elbette, sizi derken partiyi kastettim bende. Bu koalisyon görüntüsü nedendir? Yani siz bir siyaset bilim şeyinden geliyorsunuz yani geçmişinden. Bu normal sağlıklı bir şey mi? Yani iyiye giden, toplumdaki farklı kesimlerarasında bir kucaklaşmanın alameti mi bu vitrin? Yoksa gerçekten böyle hani şu seçime kadar bir bakalım ....

Haluk Özdalga: Tabi vitrin kelimesi farklı anlamlarda kullanılıyor, medyanın çok hoşuna gidiyor, bu çok farklı anlamlarda kullanılıyor. Ben onu pek kullanmıyorum ama yadırgamıyorum da kullananları.

Can Dündar: Peki öne çıkaran adaylar diyelim, yani öne çıkardığı adaylar.

Haluk Özdalga: Tabi öne çıkan adaylar diyebilirsiniz ama ben vitrin konusunun dışına çıkarak biraz önce yaptığım konuşmadan devam etmek istiyorum. Şu önemli bir tespitte bulunmuştum ben. Türkiye kritik bir dönemden geçiyor ve bu kritik dönemde herkesin, hepimizin olabildiğince doğru kararlar almamız gerekiyor demiştim, bunu açmam gerekiyor. Çünkü üstü gerçekten kapalı kaldı. Türkiye'nin önünde bugün iki tane büyük hedef var. Bu önümüzdeki 5-6 yıl gerçekten kritik olacak diye düşünüyorum Can bey. Ak Parti için de geçerli bu iki büyük hedef. Bunlardan bir tanesi ekonomidir veya başka bir şekilde ifade edeyim, Türkiye'nin ekmeğinin büyütülmesidir birisi budur. İkincisi de demokrasidir. Neden kritik bir dönem diyoruz, onu da anlatmaya çalışayım. Eğer Türkiye önümüzdeki 5-6 seneyi ekonomisini büyüterek, 5-6 sene sonunda 8-10 bin dolar seviyesine getirerek tamamlayabilirse ekonomi tökezlenmezse ve aynı zamanda bunları biraz sonra daha ayrıntılı olarak ele almak ve anlatmak istiyorum. Ekonomiyle ilgili bu ekmeğin nasıl büyütüleceği ile ilgili söylemek istediğim şeyler var. Ekonomi tökezlemeden devam etmesi gerekiyor Türkiye'nin 5-6 sene daha ve yine 5-6 sene daha Türkiye'nin demokrasi tökezlemeden devam etmesi gerekiyor. İkisi zaten birbirine bağlı diye düşünüyorum. Ekonomi tökezlerse, ayağı takılırsa demokrasi de ciddi sorunlarla karşı karşıya gelebilir. O nedenle veya tersi de doğru. Demokrasi tökezlerse ekonomide ciddi sıkıntılar doğabilir diye düşünüyorum. Eğer bu 5-6 yıllık kritik dönemi hem ekonomide bir yüksek performansla sürdürebilirsek ve Türkiye’yi 9-10 bin dolarlar kişi başına gelir, o seviyeye getirebilirsek ve hem de Türkiye'nin demokrasisini vesayet altında olmadan, batıda gördüğümüz demokrasiler gibi demokrasiye çelme takılmadan bir noktaya gelirsek 5-6 sene sonra, ondan sonra Türkiye'nin önü açıktır ben buna yürekten inanıyorum ve Türkiye 5-6 sene sonra hem ekonomisini yüksek bir düzeye getirebilirse ve hem bu kritik dönemden demokrasisini tökezletmeden geçebilirse bir kaç yerde de söyledim ben bunu, Türkiye dünyanın çok zor bir bölgesinde bu zor bölgede kutup yıldızı olacaktır. Doğu Akdeniz’de Karadeniz ve Hazar havzasının kutup yıldızı olacaktır. Yani bu zor bölgede insanların ekmek peşinde koştuğu değişik ülkelerde, insan hakları ve demokrasi arayışında olduğu ülkelerde insanlar Türkiye’ye bakacaklardır ve aradıkları yolu, aradıkları doğru yolu daha kolay bir şekilde bulacaklardır. Çünkü biliyorsunuz kutup yıldızı gökyüzünde durduğu yerde açık denizde yolunu yönünü arayan denizcilere sadece durduğu yerde gösterir. Bunun için bir tamamlayayım sözümü.

Can Dündar: Siz çok büyük bir politikaya geçtiniz ama biz daha adaylar bazında biraz daha nasıl başlıyoruz onu tartışmak istiyorduk evet.

Haluk Özdalga: Hayır bunun için ben bunu inanarak söylüyorum. Bunun için Türkiye’ye önümüzdeki 5-6 yıl içinde güçlü, nereden geldiğini ve nereye doğru gittiğni bilen bir siyasi liderliğe ihtiyacı var. Bu dönemde öyle görüyorum ki ben öyle görünüyor ki bunun kararını 22 Temmuz’da seçmenimiz verecektir, bu siyasi liderliği bu iki büyük hedefle ilgili özellikle siyasi liderliği en iyi yapabilecek parti bugün Türkiye’de Ak Parti. En iyi yapabilecek parti Ak Parti’dir. Beni bu kritik dönem dediğim işte bu özellikle iki parçadan oluşuyordu, bu iki büyük hedeften oluşuyordu. Ak Parti bu iki büyük hedefe ulaşmada ve Türkiye’yi bir bölgesinde kutup yıldızı yapmada en vasıflı, en güçlü siyasi liderliği yapabilecek partidir diye düşünüyorum. Bunları açacağım biraz sonra, bu ekmek nasıl büyüyecek, demokrasiyi nasıl konuyacağız konuşmamızın akışı içinde açmak istiyorum.

Can Dündar: Peki, soruma cevap vermek istemiyorsunuz ama onu anlıyorum.

Haluk Özdalga: Hangisine?

Can Dündar: Başta sorduğum soru, yani bu koalisyon görüntüsünü sormuştum ben size asıl. Yani partilerin bir koalisyon görüntüsü, özellikle iktidar partisinin buna özen göstermesi adeta. Bu sağlıklı bir şey mi, yoksa bir şeye göz kırpma mıdır Nur hanımın söylediği gibi.

Haluk Özdalga: Eğer yaptığınıza inanarak ben kişiler bazında cevap vereyim isterseniz. Yaptığınız inanarak adımlarınızı atıyorsanız bunun bir sakıncası yok. Yine kişisel bazda cevap vereyim, ben bugüne kadar bir sosyal demokrat olarak neleri söylediysem, neleri savunduysam bundan sonra da onları söylemeye ve savunmaya devam edeceğim. Orada da hiçbir kuşku yok.

Can Dündar: Artık bu hani Ufuk Uras’ın dediği gibi fark kalmadığı için mi böyle? Yani bunu orada da savununun, burada da savunun.

Haluk Özdalga: Hayır fark olduğu için böyle, fark kalmadığı için değil. Biraz önce söylediğim gibi bugün Türkiye’de ....

Can Dündar: Çünkü o sözleri söyleyeceğiniz platform bellidir, o parti bellidir.

Haluk Özdalga: Farkı olduğu için, ben siyasette farkın hep olduğuna ve bundan sonra da olacağına inanıyorum. Ben hiçbir zaman için siyasette ideolojiler bitmiştir çeşitli doğrultular arasında fark kalmamıştır düşüncesine inanmadım. Fark olduğu için bugün ben Türkiye'nin ekmeğinin ...

Can Dündar: Fark olduğu için derken yani yeni sosyal demokrat parti Ak Parti’dir anlamında mı söylüyorsunuz?

Haluk Özdalga: Hayır onu söylemedim.

Can Dündar: Yani ben sosyal demokratım, orada söylüyorum artık.

Haluk Özdalga: Ak Parti sayın başbakanın da söylediği gibi kendisini merkezde gören bir parti, merkeze konumlandıran bir parti. Hemen bir parantez açayım isterseniz, bu 22 Temmuz’da yaşayacağımız seçimin çok önemli olacağını söylemiştim bir kaç bakımdan. Bir tanesi biraz önce söylemeye çalıştığım anlatmaya çalıştığım nedenle. Bir başka neden de hem Türkiye'nin merkez sağ olarak, hem merkez sol olarak tanımlanan doğrultularında da önemli ve kalıcı gelişmelere yolaçabilir diye düşünüyorum, bir tanesi de bu. Ak Parti kendisini merkezde konumlandıran bir parti ve ...

Can Dündar: Bu bir flulaşma yaratmıyor mu?

Haluk Özdalga: Hayır flulaşma değil.

Can Dündar: Yani sonunda sizin bir politika öneriniz var.

Haluk Özdalga: Merkez denen şey şudur; Türkiye'nin büyük gövdesini, Türkiye'nin ana gövdesini kucaklamaya çalışan bir parti. Sosyal demokrat bir parti değil ama bunu ana gövdenin içinde, bu büyük gövdenin içinde Türkiye'nin ekmeğini büyütmek isteyen, Türkiye'nin demokrasisini korumak isteyen bu büyük gövdenin içinde benim gibi çağdaş anlamda sosyal demokratlara da yer olduğuna benim hiç kuşkum yok, hiçbir kuşku yok o konuda da eminim buna da. Orada da bir ....

Can Dündar: Sorun olmayacak diyorsunuz.

Haluk Özdalga: Hayır sorun olup olmayacağıyla ilgili değil, gelecekle ilgili.

Can Dündar: Yani diyelim özelleştirme konusunda sizin gibi hiç düşünmeyenler de o partinin içinde ama siz bambaşka bir çizgi savunuyorsunuz. O ikisi parti içinde bir sorun yaratmayacak mı, benim asıl hani gündelik işleyişte sormak istediğim o.

Haluk Özdalga: O somut konular çıktıkça konuşulacak şeylerdir.

Can Dündar: Ama çok sık çıkacak herhalde. Çünkü sizin görüşleriniz belli.

Haluk Özdalga: Bilemiyorum ne kadar sık çıkacağını, onları açarsak ekonomiyle ilgili konuları açarsak, demokrasiyle ilgili bunlar çok önemli şeyler. Demokrasiyle ilgili konuları açarsak bunları görebiliriz ama dediğim gibi Türkiye'nin önünde 5-6 yıllık bir persfektifte muhakkak aşması gereken iki büyük hedef var.

Can Dündar: Peki onu söylediniz evet.

Haluk Özdalga: Ekonomi, ekmeği büyütmek, ekmeği adil dağıtmak tabi onunla beraber ve demokrasiyi tökezlemeden ayakta tutmak. Bunu başarırsak Türkiye'nin önü açıktır.

Can Dündar: Bunları tartışacağız herhalde. Evet Neval hanım. Bir yanda şeyi rica edebilir miyim sizden, ne oldu Demokrat Parti’de? Yani sizi bulmuşken ....

Nevval Sevindi: Evet onu da söyleyeyim. Zaten bu konseptin içinde söylemeye karar verdiğim bir şeydi.

Can Dündar: Evet biraz herkesten kendi partisiyle ilgili de bilgi ....

Nevval Sevindi: Ben Haluk beyi dinlerken ödüm patladı. Çünkü 60 yıldaki dış borcun 4.5 yılda ikiye katlandığını düşünürsek 5-6 yılda bu dış borcun kim bilir nelere katlanacak, bunun faturasını biz nasıl ödeyeceğiz, bu zor bölgede daha da zor.

Haluk Özdalga: Dış borç kaça katlandı dediniz?

Nevval Sevindi: İkiye katlandı.

Haluk Özdalga: İkiye katlandı, evet.

Nevval Sevindi: Ve hani ekmek büyütmek derken yolsuzlukların ne kadar büyüdüğü ve bundan dolayı merkez sağa ben oturdum demekle oturulsa zaten bir hani koltuk meselesi değil bu. Herkes bir koltuk bulur oturur bir yere. Ben merkez sağ olmak için çok çabalamasına rağmen yeni bir parti olarak hayatımıza giren ve girer girmez seçimleri kazanan Ak Parti’nin kendisini merkez sağ parti gösterebilmek için önce biliyorsunuz bir kitapla bunu ikna etmeye çalıştı insanları ve nasıl olduğunu bunun anlattı ama teorik olarak bu olmadı. Cumhurbaşkanlığı seçiminde merkezden tamamen kaydı, merkezin dışında oldu. Merkez sağda asla oturamayacağı ve sahip olamayacağı hem teoride hem pratikte desteklenmiş oldu. Diğer bir iyi destek de Abdüllatif Şener’in aday olmak istememesi ve yaptığı eleştirilere içeride hiç tahammül edilmemesi, merkez sağ olmasının ihtimalinin olmadığını gösteriyor. Çünkü yani 30 yıl Erbakan’ın öğrenciliğinden gelip, Erbakan’la çalışıp, o partinin içerisinde büyümüş ve parti kurduktan 15 gün sonra da seçimlere girip o tepki oylarını alaraktan bir parti olmak mümkün değil. Demokrat parti 60 yıllık bir geleneğin partisi, merkez sağın kalesi ve çok güçlü bir gövdesi var. O nedenle her ne kadar iktidar partisi medyaya da ağır baskı yaparaktan devamlı Demokrat Parti çöktü, sağ çöktü, artık yoklar, onlarla ilgili hiç kimseyi de çıkarmayın, kimseyi de konuşturmayın, zaten yoklarmış gibi davranın diye köşe yazarları dahil bazı araştırmacı gazetecilerin araştırmadan yazdıkları, işte bu bitti falan dedikleri seçmen sağı zaten sandıkta birleştirecektir. Çünkü merkezin adresi bu. Niye büyük bir böyle hareketlilik var Türkiye’de? Yani Anadolu’yu dolaştım tekrar bu arada. Yani 2-3 ay.

Can Dündar: Ama bir şey de oldu şimdi. Medyada bize ayırıp söyleyin, sizi davet ettik ama ....

Nevval Sevindi: Türkiye’de tepeden tırnağa bir değişim talebi var ve bu değişim talebi siyasi liderleri zorluyor. 4.5 yıl iktidarda kaldı, 95’ten beri konuşulan parti yasası değişsin, seçimler değişsin, baraj düşsün’e kulaklarını tıkadı, ne zamanki cumhurbaşkanlığı seçimini eline yüzüne bulaştırdı ondan sonra evet, hadi bunu yapalım dedi ve onu da kendi istediği gibi işte o referandum olsun, bunu halk seçsin, onu işte tepetaklak çevirelim diye. Onlar da olmadı, onları da eline yüzüne bulaştırdı. Şimdi zihniyet değişimi gerekli esas olarak. Bu zihniyet değişimi olmadan, sizin vitrin dediniz. Batıda da vitrin tabi, çok ünlü bir yazardır ki bizde de vardı Yahya Kemal Bayatlı da girdi, Yakup Karaosmanoğlu da çok ciddi bir kalitedir veya işte başka bir sanatçıdır, başka alanında uzman bir genetikçidir bilmiyorum neyse ama yani vitrin diye birileri olur. Alanında dünyaca tanınmış uzmanlar ama maskeyle, kostümle, perukla o vitrin değildir, o bir maskelemedir ama maskenin arkasında ne olduğunu, ha neden korkuyorsunuzdur? Ben tam kendi kimliğimde değilim, beni başka bir şey zannetsinler diye kimlik değiştirmeye çalıştığınız zaman peruğa ihtiyaç duyuyorsunuzdur o zaman.

Can Dündar: Nur hanıma katılıyorsunuz o zaman.

Nevval Sevindi: Evet. Yani vitrin derken bir de çok acımasızca söyledikleri yani her sarışın kadın vitrine çıkınca hemen vitrin malzemesi oluyor. Bireysel olarak hiç hakkaniyete uymayan, hatta siyasi ahlaka ve insan ahlakına, ben samimiyeti olmayanın ahlakı olmaz diye düşünüyorum. Samimiyetsiz olduğu için ahlaksız bir bakış açısıyla aman zaten ne yapmış ki, yaptığınız hiçbir şeyi okumadan, görmeden, bilmemezlikten gelerek veya hiç ilgilenmediği için bilmeden sizi hemen yargılayıp orada asıp solumda bir yargıç var çok iyi biliyor. Yargıçlığa o kadar meraklı insan var ki yani hiç yargıçlara ihtiyaç kalmadan reform yapamıyoruz orada. Çünkü esas orada reform yapmak gerek. Yani zihinsel reforma ciddi olarak ihtiyaç var. Siyaset dinazorlardan kurtulmalı derken yani sadece yaşla ilgili bir meseleden sözetmiyorum, zihniyetle ilgili bir meseleden söz ediyorum. Demokrat Parti bu konuda kongresini yaptığı zaman insanların da ne kadar büyük bir sevgi seli ile demokrasinin bayrağını taşıyıcı uzun nefesli bir yola çıktıklarını biliyorlardı. Anavatan veya işte nasıl oldu da birleşirken çok kolay birleştik, yani birbirini beğenme, aşık olma daha kolaydır zaten ama nişanda işler yani sarpa sarabilir. Hani daha da göz yumarsanız evlilikte daha kötü olabilir, işler sarpa sarabilir.

Can Dündar: Bu gerdek gecesi bozuldu ama tam neredeyse.

Nevval Sevindi: Oraya geldik mi bilemiyorum tam. Ben kapıda değildim. Fakat tabi birleşmeler çok zor şeylerdir. Sonra çeşitli bizans oyunları ayak oyunları, el ve ayağın karışmadığı hiçbir şey yok bu siyasette. Onlara da baktığınız zaman dağılmanın çok daha kolay olabileceğini görüyorsunuz. Fakat sandıkta merkez sağ birleşecek ve neden insanlar merkez, artık sağ değilde hatta merkeze talip. Çünkü toplum merkeze talip. Yani toplum kadınıyla, kızıyla, genciyle, demokrasiden payını almayan, bu demokrasi masası etrafında bir türlü sandalyeleri konmayan, sahtekarca iktidara gelinceye kadar aldatılan, iktidara geldikten sonra eyvallah diyen iktidarlar yüzünden insanlar bu demokraside bende varım demek için merkez. Türkiye'nin kültürü siyasi yapısı ve jargonu da merkez zaten ve bu merkez yani batıdan tarifle baktığımızda bu merkez sağ, bu merkez sol dediğimizde hep çuvalladığımızı düşünüyorum. Tam tersine kendi kültürel tarihimizden, kendi siyasi kültürümüzden baktığımızda Türk halkı merkezi benimseyen bir halk ve merkeze ...

Can Dündar: Bu merkez meselesini biraz daha açmanızı isteyeceğim zaten.

Nevval Sevindi: Evet değerler ve merkez üzerinden konuşabiliriz, yani değerlerin de burada çok önemli ateşleyici bir unsur olduğunu düşünüyorum. Bunu sokağa dökülenler de öyle haykırdılar zaten.

Can Dündar: Peki. Kısa bir ara vereceğiz, ondan sonra bu merkez meselesini ve merkezin sağı, solu meselesini tartışmaya devam edeceğiz bizden ayrılmayın lütfen.

Can Dündar: Evet seçime 47 gün kaldı ve 47 gün sonra oluşacak mecliste yapılacak tartışmaları belki erken biraz burada stüdyoda yapmaya başladık ve ortam da ısınmaya başladı. Sayın İbrahimhakkıoğlu’na söz vereceğim, Genç Parti adayı.

Haluk Özdalga: Önce ben 1-2 düzeltme yapmak istiyorum. Çünkü burada 5 arkadaşız tabi, hepimiz farklı görüşleri ileri sürebiliriz, saygı duyarım ben farklılıklara ama sayılarla ilgili yanlış yapılırsa onu düzeltmemiz gerekiyor hemen diye düşünüyorum.

Can Dündar: Peki ben hepsini birlikte size soracaktım.

Hayır Özdalga: Hayır ekonomi ile ilgili bazı söyledim, 9-10 bin dolara gelecektir Türkiye 5-6 yıl sonra diye. Şimdi dış borç, dış borç ikiye katlandı dendi. Türkiye'nin dış borç durumu şöyledir; 2001 yılında Türkiye'nin kamu borcu gayri safi milli hasılasının yüzde 107’si yani gayrisafi milli hasılasından daha fazlaydı toplam kamu borcu, iç ve dış kamu borcu. Bugün o yüzde 107 düşe, düşe düşe ....

Nevval Sevindi: Hayır ne kadardı?

Haluk Özdalga: Rakamı da söyleyeyim size 2002 rakamı vardı, yüzde 136 milyar dolardı. Bugün Türkiye'nin kamu borcu iç ve dış yüzde 60’ın altına düşmüştür. Yüzde 57-58 mertebesindedir gayrisafi milli hasılanın yüzde 57-58’dir.

Nevval Sevindi: Yani ne kadar oldu?

Haluk Özdalga: Söyleyeyim hemen; 247.8 milyar dolar.

Nevval Sevindi: İç-dış borç toplamı değil herhalde bu.

Haluk Özdalga: İç-dış kamu borcunun toplamı ve gayrisafi milli hasılanın yüzde 57-58’ine gelmiştir. Avrupa Birliği kriterlerine göre mastrih denen kriterlere göre yüzde 60’ın altında olması gerekir. Türkiye bunu yakalama başarısını elde etmiştir, geçtiğimiz 5 sene içinde Türkiye'nin ekonomide, makroekonomide gösterdiği bir çok başarıdan en önemli bir tanesi budur. Türkiye kronik dış borç sorununu Avrupa Birliği kriterlerine göre çözmüştür. Dünyanın hiçbir ciddi iktisatçısı iktisadi eleştiri yaparken rakamlarla dış borç 10 liraydı, 20 liraya çıktı demez. Gayrisafi milli hasılanın yüzdesiyle ifade edilir bu dünyanın her tarafında.

Can Dündar: Peki aramızda başka iktisatçılar da var, bunu tartışırız.

Nevval Sevindi: Gayri ciddi merkez bankası başkanı bunu söylemişti ama Demirel de demek ki ....

Haluk Özdalga: Hayır performansı ..., somut rakam ifade edilir ama başarıyı veya başarısızlığı göstermek için bu tıpkı aile bütçesi gibidir sayın Sevindi. Siz yılda 10 bin lira kazanırken 1.000 lira borçlanırsınız ama 100 bin lira kazanırken 5.000 lira borçlanırsanız borcunuz düşmüş olur. Onu söylemek istiyorum.

Nevval Sevindi: Hayır şimdi sokaktaki insan zaten bunları seçmen böyle düşünmüyor. Diyor ki; mesela enflasyon da yok diyorsunuz, diyor ki; ben 4.5-5 yıl önce aldığım mazot buydu, şimdi bu. Aldığım gübre şuydu, şimdi bu. Hiçbiri aynı fiyatta değil. En azından 10 katına çıkmış, 5 katına çıkmış.

Nevval Sevindi: Yani bu rakamların da tarifte öyle bir tarife benziyor sizin tarif.

Haluk Özdalga: Sayın Sevindi enflasyon 5 sene önce ...

Nevval Sevindi: Sizin söylediğiniz 247 milyar dolar zaten 4.5 yıl önce iktidar geldiğinde işbaşına vardı. Şimdi bu ne oldu da yani böyle ...

Haluk Özdalga: Bakın enflasyon 5 sene önce, 25 önce değil 5 sene önce Türkiye’deki insanların hayal edemeyeceği düzeye indi. Yüzde 9’a indi.

Nevval Sevindi: Çiftçiler hiç böyle düşünmüyorlar.

Haluk Özdalga: Ama ben diyorum ki bu da yeterli değildir.

Nevval Sevindi: Çiftçiler çok kızgın bu konuda.

Haluk Özdalga: Türkiye çok kısa bir sürede enflasyonu yüzde 5’in de altına indirecektir çok kısa bir sürede.

Nevval Sevindi: Hayatı değişmedi ama çiftçilerin. Çiftçiler diyor ki benim hayatım veya karadeniz’de fındıkçıların hayatı değişmedi.

Can Dündar: Yaparız tartışmayı da ama şu turumuzu hemen tamamlayıp. Uğur bey aslında bu vitrin meselesini size de soracağım, çünkü ...

Uğur İbrahimhakkıoğlu: Şimdi ben bunları satırbaşları halinde toparladım.

Can Dündar: İzin verir misiniz, onu da soracağım ama siz özellikle özel de bir durumunuz var, İbrahim Tatlıses sizin bir ön sıranızda görünüyor şu anda. Öyle değil mi? Onunla birlikte siyaset yapacak gibi bir durum da yani sizin üzerinizde bir şeye kondu. Şimdi bu yani bu anlaşılabilir bir şey ...

Uğur İbrahimhakkıoğlu: Siyaseti hep birlikte yapıyoruz.

Can Dündar: Elbette, elbette.

Uğur İbrahimhakkıoğlu: Yani aynı bölgedeki kişilerle beraber değil.

Can Dündar: Elbette değil. Ben sadece şunu söylüyorum, Nevval hanım da söyledi yani bütün dünyada da vitrine konan sanatçılar vardır, kültür adamları vardır vs. ama burada bir hakikaten vitrin fazla abartılmış olduğunu düşünüyor musunuz? Yani hani sizin bir yargı deneyiminiz var.

Uğur İbrahimhakkıoğlu: Zaten Genç Parti’ye girince hep abartma olur.

Can Dündar: Yok yok hayır. Yani diğerleri için de sordum, yani diğer partiler için de aynı şey söz konusuydu, biraz önce tartıştık ama burada özel olarakta siz bundan bir rahatsızlık duyuyor musunuz? Yani bu vitrinin fazla öne çıkmış olmasından. Genç Parti olarak sormuyorum, genel olarak soruyorum.

Uğur İbrahimhakkıoğlu: Hayır bir sanatçıdan niye rahatsızlık duyayım şimdi ben.

Can Dündar: Hayır hayır genel olarak vitrin şeyin, ideolojinin önüne çıktı.

Uğur İbrahimhakkıoğlu: Onu söyleyeceğim, onu söyleyeceğim. Şimdi efendim bir kere şunu kabul etmek lazım; demokrasilerde parlementolar seçkinler meclisi veya aristokratlar meclisi değildir. Yani hep böyle söylenir, efendim işte bu mecliste de böyle her türlü adam var da işte okumuş var, okumamış var. Tabiki okumamışta olacak. Yani demokrasinin olduğu bir ülkedeki mecliste her kesimden, her meslekten, her sınıftan insanlar orada temsil edilecekler. Orada ayakkabı boyacısı da temsil edilecek, onun da söyleyeceği bir söz var, onun da problemi var, onun da anlayacağı bazı konular var. Öyle konular var ki onu ben anlamam ama sokaktaki hamal bunu anlar. Şimdi ben edebiyat doktoruyum aynı zamanda. Ne yapsın seçmen benim edebiyat doktorluğumu? Faraza polis memuru efendim. Ben Abdulhak Şinasi romanını yorumlayacağım. Adamın karnı doymaz ki, polis memuru 24 saat nöbet tutuyor, özlük haklarını alamıyor, 3 kuruş 10 paraya çalışıyor, emekli olduğu zaman bir çift ayakkabı parasına emekli ediliyor. Bu adam benim edebiyat doktorluğumu ne yapsın. Onun için yani parlementoya gelecek kişilerin ......

Edebiyat bir kalite değil midir yani.

Nevval Sevindi: Uğur İbrahimhakkıoğlu: Efendim elbetteki kalitedir ama o edebiyat fakültesinin efendim meclisinde çok önemlidir yani. Elbetteki orada da önemlidir ama daima böyle hep en üst seviyede, teknik adamlardan, mühendislerden böyle olmaz. Yani her sınıftan halk büyük millet meclisinde temsil edilmelidir ve bundan sonra da edilecektir. O bakımdan vitrin meselesine gelince, ben bunu vitrin olarak kabul etmiyorum. Yani bu vitrin değil. Her partinin de kendi içinde çeşitli sahalarda, çeşitli konularda üst düzeye çıkmış insanlardan oluşan adayları olmalıdır. Yani sanatçıdan da olacak, doktordan da olacak efendim yani bunun abartma olarak düşünülmesini ben bir türlü anlayamıyorum.

Can Dündar: Öncelikler meselesi daha çok.

Uğur İbrahimhakkıoğlu: Öncelikler meselesinde bizim partide adaylarımız içinde din adamı var, hukukçu var, öğretmen var, doktor var. Yani illa çok meşhur olması şart değil bunların ama meşhur bir sanatçı da bizim gelmiştir partimize katılmıştır, biz bundan memnuniyet duyduk evet. Sonra ben 15-20 günden beri partideydim, gelen arkadaş misafir yani yeni geldi. Onun için ben sıramı memnuniyetle kendisine verdim. Bizim için farketmez ikinci sıra, beşinci sıra, onuncu sıra. Biz bir aileyiz Genç Parti’de. Önemli olan partimizin programlarının ülke yönetiminde yürütülebilmesi ve söz sahibi olmasıdır. Bu bakımdan vitrin meselesini böyle düşünüyorum. Bir konu daha var efendim, bu benim kişisel inancım, zannederim partideki arkadaşlarım da bunu paylaşırlar. Biz siyaseti bir meslek olarak görmüyoruz ama maalesef şu dediğim gibi 15 günlük siyasetçiyim ben. Girdikten sonra gördüm ki Allah allah bu inanılmaz bir meslekmiş yani ve mesleğin dışında kalan adam adeta asılmış gibi kendini farzediyor ve mutlaka meslekte olmak istiyor. Halbuki bu bir meslek değil, biz bunu bir apartman yöneticiliği gibi telakki ediyoruz. Hepimiz bu apartmanda oturuyoruz, içimizden birisi efendim işte görevlileri idare eder, paraları toplar, harcamaları yapar. Bu işi en iyi kim yapıyorsa bu görev ona verilir. Bir müddet yapar, bir müddet yaptıktan sonra da efendim bunu bırakır bir başka arkadaşa devreder. Çünkü biliyorsunuz aynı bakış körlüğü diye bir şey vardır. Yani aynı adam eğer bir hatayı bir defada, iki defada bulamamışsa yirmi defa okusa yine bulamaz onu. Bir başkası onu bulabilir. Bizim genel başkanımız Cem Uzan bey de geçende bir konuşmasında ifade etmişti; biz bir dönem yaparız, ondan sonra devamlı şekilde kadromuz yenilenir. Yani tamamı belki yenilenmeyecek ama biz bunu bir meslek olarak telakki etmiyoruz. Devamlı şekilde aşağıdan gelen genç insanlar da bu yönetimin içine katılmalıdırlar. Yoksa 50 seneden beri Türkiye’yi aynı isimler idare ediyor veya aynı şahıslarla karşılaşıyoruz. Peki bu arkadaşlar ne yapmışlardır? Yapmışlardır, tabiki hizmetleri vardır ama artık bu hizmet bitmiştir, bundan sonra tekrar aynı şeyleri yapmaları, devam etmeleri ülkenin yararına herhangi bir sonuç sağlamayacaktır diye düşünüyorum.

Can Dündar: Teşekkür ederim.

Uğur İbrahimhakkıoğlu: Efendim bir de baraj sorunu var. Müsaade ederseniz bende biraz anlatayım. Sayın Uras’ın fikrine aynen iştirak ediyorum. Şimdi her ülkenin kendisine özgü bazı öncelikleri ve yapısı vardır, nitelikleri vardır. Bazı ülkelerde iki parti yeter, işte İngiltere’de, Amerika’da demokratlar, liberaller, cumhuriyetçiler yeter fakat bizim ülkemizdeki dinamikler giderek siyaseti daha kızıştırmaya başladı. İnsanlar farklı düşüncelerini ortaya koymaya başladı, aslında bu iyi bir şey. Yani düşünce özgürlüğü bakımından. Şimdi bütün bu düşünceleri 2 partide, 2.5 partide, 3 partide toplayamazsınız. Topladığınız zaman ne oluyor, olay şu; parti içi demokrasi de olmadığı için efendim bu düşünceler bastırılıyor. Liderin sadece düşüncesi düşünce olarak kalıyor. Halbuki Türkiye’de de baraj mesela yüzde 3’e, yüzde 2’ye inse, bizim baraj diye bir problemimiz yok. Bizim bütün kamuoyu yoklamaları ki bunların hiçbirini biz yaptırmıyoruz, biz yaptırsak hani para verdiniz de yaptırdınız derler. Bütün kamuoyu yoklamaları bizim partimizi yüzde 11, yüzde 12, yüzde 13 olarak gösteriyor. Bu meydanlara çıktıktan sonra daha da artacaktır. Onun için bizim bir baraj problemimiz yok, kesinlikle yok ama her parti Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne girebilmeli, her görüş ve her düşünce mecliste temsil edilebilmeli. Netice itibariyle bu çoğunluktur yani. Fikirini söyler, ondan sonra meclis başkanı oy’a koyar, oy’da kabul edilmez ama düşünceler oraya girmeli. Yüzde 10 çok yüksek bir baraj. Değerli arkadaşımın fikrine aynen iştirak ediyorum ve bu sonuçta patlamalara sebep oluyor. Bu bir şeye daha sebep oluyor, bir şeye daha sebep oluyor yani mevcut arkadaşlarımı tenzih ediyorum ama kendisine seçilebileceği bir parti arama durumunda bazı arkadaşlar kalabiliyorlar ve düşüncelerine tamamen uymayan bir partiye bile evet diyebiliyorlar. O partinin de tabi karşılığında ondan beklediği vitrinsel bazı özellikler olabiliyor ama eğer her orandaki parti de mecliste temsil imkanı bulsa bu nevi düşünce farklılıkları aynı parti içinde oluşmaz diye düşünüyorum.

Can Dündar: Çok teşekkür ederim. Aslında Ufuk Uras sözü edilen şey biraz aslında 12 Eylül’ün yarattığı bir şey, öyle değil mi? 12 Eylül bu parçalanmadan şikayetçi, işte meclis bu işi yapamıyor diye merkez sağda, solda birer parti yeter dedi.

Uğur İbrahimhakkıoğlu: O sistem, bu 2-3 partili sistem Türkiye’ye uymuyor. Sanki bana göre çok partili bir sistem Türk demokrasisine çok daha yarayışlı olacaktır ve sağlıklı bir demokrasimiz olacaktır ve de müdahele imkanları da kalmayacaktır.

Can Dündar: Bugün ama o 12 Eylül’ün aradığı sisteme dönüş şeyi mi aranıyor? Yani bir yandan da işte yine merkezde toplanalım arkadaşlar gibi bir durum oldu.

Ufuk Uras: Doğru. Bu bir merkez komutanlığına dönüştü. Bir merkezdir lafı gidiyor, o merkez komutanlığı hani Anadolu’da bir laf vardır, götürürler merkeze sevdirirler herkese diye. O merkez komutanlığı 12 Eylül rejimidir. Şimdi ben anlamıyorum, bu memlekette herkes demokrasi ne kadar iyi diyor. Peki niye halen 12 Eylül rejimi var? Niye halen yüzde 10 barajı var? Niye halen genel başkanların merkezden aday ataması gayri ahlaki kabul edilmiyor? Rejim dediğimiz mesele 12 Eylül rejimidir. Yain ben hakikaten bazı sorunları çözmekte güçlü çekiyorum. Yargıtay cumhuriyet başsavcılığı diyor ki iki büyük partinin genel başkanına; tüzüğünüz antidemokratikleşti, bunu demokratikleştirin. Yani liderlerin iki dudağı arasında siyaset şekilleniyor diyor. Şimdi benim girdiğim birinci bölgede Akp’nin başında sayın Tayyip Erdoğan var, Chp’nin birinci sırasından İlhan Kesici var sol adına. Şimdi ne yapıp edip biz demokrasi ve özgürlükten yana bir siyasi irade ortaya koymamız gerekiyor bu yüzden. Yani inanamıyorum nerede bakkallar, yok boyacılar siyasete girecek. Siyasete girmeniz için siyasi partiler sizden milyarlarca lira para talep ediyor. Paran varsa milletvekili adayı ol, paran varsa siyaset yap. Şimdi buna itiraz etmediğimiz müddetçe zaten aşağıdan yukarı siyaset yapmak mümkün değil. Hepimiz aynı apartmanda oturmuyoruz. Kimisi Sırça köşkte oturuyor, kimisi gecekondu’da oturuyor. Şimdi hani kutup yıldızı falan dedik ya, kutup yıldızı duruyor, dünya dönüyor. Duran ne, yolsuzluk dosyaları. Hiç değişmemiş. Duran ne, Birleşmiş Milletler insani yaşam endeksinde 92. nci sırada olmamız. Dış borçlar vs. maddi hatalar. Manevi hatayı düzeltemezsiniz, yani onların faturasını kim ödüyor? İşte kamu çalışanı ödüyor, çiftçi ödüyor, emekçi ödüyor, emekli ödüyor. Şimdi bizim burada yapmamız gereken iş tam da bu eli nasırlı olanların, paçası çamurlu olanların önüne kanalları açıp siyasete dahil olmasına imkan veriyor muyuz, vermiyor muyuz? Şimdi baktığımızda bu yüzde 10 barajıyla seçime girmemizin kendisi antidemokratik bir zihniyet olduğunu gösteriyor. Türkiye’de ne zaman siyaset krize girse hemen demokrasi ve hukuku askıya almaya başlıyoruz. Baktık Akp iktidarı hemen bir polis devletine geri dönmek, varolan reformları geri almak için hemen adım atmaya başladı. Dolayısıyla bazen ben yani buradaki konuşmanın Türkiye’de olup olmadığını anlamıyorum. Bütün siyasi partiler demokrasiden yanaysa 12 Eylül rejimi ve bu antidemokratik yapılanmayı merihliler, marslılar mı getiriyor? O zaman sözümüz neyse özümüz de aynı olmalı. Sözde değil, özde bir demokrasiyi savunmalıyız.

Can Dündar: Bu merkez sağ ...

Ufuk Uras: Demokrasinin bölünmez bütünlüğünü savunmalıyız.

Can Dündar: Bu sağ-sol meselesinin bu kadar flulaşmasını nasıl karşılıyorsunuz? Yani partiler içinde ikisi de bulunsun gibi bir anlayış gelişti giderek.

Ufuk Uras: Tabi, çünkü sonuçta baktığınızda bütün partiler 12 Eylül hukuku ve rejimiyle uzlaşma halinde. Bütün partilere baktığınızda IMF programına biat ediyorlar ve bütün partilere baktığınızda otoriter bir laiklik, devletin dini belirlemesi anlamına gelen laiklik karşısında 12 Eylül rejimi laikliği karşısında işte alevi toplumundan tutun da çok geniş kesiminin zorunlu din dersleri kalksın, imam hatip liseleri, diyanet yani devletin dine inansızlığı, özgürlükçü, demokratik, laiklik olsun diyorlar kimse bu toplulukları dinlemiyor. Bu toplulukların sözünün siyasete yansıması, bunun kürsününün oluşturulması bence öncelikli mesele. Bunu yapmadığımız taktirde işte bir tür yurttan sesler korosu var. Bu yurttan sesler korosunda değişik sesler var ama hepsi aynı şeyi söylüyor. En iyi IMF programını ben uygularım, en iyi 12 Eylül hukukunu ben gerçekleştiririm, merkez de ben olurum diyor. Halbuki sol merkezi değil, varoşu örgütlemeli. Sol ve siyaset, soluyla sağıyla sosyal hareketlere kendini açmalı.

Nevval Sevindi: Varoşun tamamı Akp’nin elinde, nasıl sol örgütleri

Ufuk Uras: O zaman geçmiş olsun efendim. 12 Eylül rejimin solu tasviye ettiği için böyle oluyor.

Nevval Sevindi: Ama tersini söylediğiniz için söyledim yani.

Ufuk Uras: Bakın sizin bahsettiğiniz partinin genel başkanı Mehmet Ağar’a karşı biz Susurluk sonrası kampanyalar açtık. Konuşursam bütün Türkiye yıkılır. Bir duvar şeyi çekersem bütün duvar yıkılır diyen Mehmet Ağar’a karşı biz kampanyalar açtık. Yani bir tuğlayım çekersem duvar yıkılıp deyip statükoyu mu savunacaksınız, yoksa elinizin tersiyle Berlin duvarında olduğu gibi tersten o duvarları yıkacak mısınız? Meclisteki 251 adli suçlu var. İnsanlar şimdi meclise girmek istiyorlar ki o adli suçları dokunulmazlık altında korunabilsin. Şimdi yurttaş buna evet mi diyecek, suça ortak mı olacak yoksa elinin tersiyle hayır mı diyecek? Bizim temel meselemiz bu. Bir kutup yıldızı da biliyorsunuz Amerika bayrağında var, bir dizi bayrak var. Temel mesele o yıldızlardan bir tanesi olmamamız meselesidir. Ortadoğu’da Abd’nin güdümünde Bush’un bizim iyi çocuk dediği, bravo çok seviyorum dediği Tayyip Erdoğan’ların çizgisinin bizi nasıl bir felakete sürükleyeceğini görmektir. Biliyor musunuz İncirlik’ten kalkan uçaklar kaç bin sorti yaparak Felluce’yi bombaladı? Şimdi İncirlik’in dördüncü gizli sözleşmesi yapılacak. Hadi buyrun, İncirlik’in sözleşmesini açık hale getirelim. Şeffaflık diyoruz ya, demokrasi diyoruz ya Kasr-ı Şirin anlaşmasınrdan beri İran’la savaşmamışız. Biz niye Amerika’nın politikaları doğrultusunda İran’a müdahele edilecek bir ülke haline gelelim. İşte bunları söylemek için Türkiye’de vicdan sahibi insanların mutlaka mecliste olması gerekiyor.

Can Dündar: Çok teşekkürler. Kısa bir ara vereceğiz, bundan sonra birbirimizle tartışmaya başlayacağız. Bizden ayrılmayın lütfen.

Can Dündar: Evet sizlerden gelen mesajlar var çok sayıda. Onlardan bir kaç örnek okumak istiyorum. Yılmaz Çevik diyor ki sayın İbrahimhakkıoğlu’na zannediyorum bu soru. Cahil, okumamış, bilgisiz bir kişinin bir soruna bakış açısı ve ona çözüm getirme şansı ile eğitimli, bilgili bir kişinin soruna bakış açısı ve çözüm bulma şansı aynı mıdır diye sormuş. Özkan Doğan; hükümet olmak iktidar olmak mıdır? Yoksa hükümet olmanın yolu Amerika Birleşik Devletleri’nden ve Avrupa Birliği’nden mi gecıyor diye sormuş. Mehmet Coşkun; şu anda toplumumuz bir takım suni gündemlerle gruplaşmaya doğru gidiyor. Laikler-antilaikler, darbeciler-darbe karşıtları, ulusalcılar-muhafazkarlar, demokratlar-antidemokratlar diye. Acaba bu gruplaşmaları nasıl bir köprü ile gidermeyi düşünüyor konuklarınız diyor. Hangi yakaları birleştirmeyi düşünüyorsunuz diye sormuş. Gülsen Kuğu; sayın adayların geçen seçimlerde önemli bir vaat konusu olan dokunulmazlıkların kaldırılması konusunda ne düşündüklerini sorar mısınız demiş. Tanju Gündüzalp; dünya ülkelerinden biri olarak Türkiye, ne zaman dış etkilerin etkisinden kurtulup uzun vadeli insan merkezli politikaları amaçlayan siyasilerle yönetimini gerçekleştirecek demiş ve Necat Cenker; niçin konularınızda üretici olabileceğiniz üniversitelerinizi, sivil toplum örgütlerinizi bırakıp, liderlerin emrine giriyorsunuz diye sormuş konuklarımıza. Sayın Serter’e isterseniz direk bu soruyu yönelteyim. Emre girmek belki ağır ama böyle bir ....

Nur Serter: Yok önce teşekkür ediyorum. Yani deminden beri düşünmekte olduklarımı ifade etme fırsatı verdi bana bu soru. Gerçekten ben bir süredir izliyorum ve kendimi çok yabancılaşmış hissetmeye başladım. Yani acaba dedim ben bir siyasetçi olamayacak mıyım?

Can Dündar: Eyvah sizi bu gece vazgeçirmeyelim.

Nur Serter: Gerçekten vazgeçmek niyetinde değilim. Çünkü şöyle bakıyorum olaya; bizler hepimiz en azından Ufuk hariç yeni siyasete atılıyoruz. Ben kendimi henüz bir siyasetçi jargonu içerisinde göremiyorum. Daha çok daha akademisyen kimliğimi ve olayları dışarıdan ve objektif yaklaşma kimliğimi terkedememiş olduğumu hissettim. Çünkü bazı adaylar çok partileriyle bütünleşmiş ve sanki yıllardır o partide siyaset yapıyormuşcasına bir savunma üslubu geliştirince bir garipsedim, yani çok samimi duygularımı paylaşmak istiyorum. Gerçekten öyle hissettim. Aslında şuna inanıyorum; yeni yüzler olarak tanıtılıyoruz, yeni yüz demek sadece dış görünümümüzün farklı olması demek değil. Getireceğimiz yeni bir soluğun, yeni bir katkının, objektif bir bakış açısının olması demek. Yani siyasetin çarkları içine girip o çarklara benzeşmek, onun içinde eriyip onunla bütünleşmek değil, farklı olanları katmak diye düşünüyorum. O nedenle çok kısa süre içinde bu benzeşmenin ait olduğumuz, girmeyi amaçladığımız siyasi partiye bir katkı yapmaktan ziyade onun içerisinde yokolup gitmek, ona bir katkı yapamamak gibi yorumlanacağı anlayışını taşıyorum. O nedenle liderlerin emir ve sultası altına girmek değil, gerçekten aynı görüşü paylaştığımıza inandığımız partilere farklı bir görüş getirmek, kendi bilgimiz ve birikimimizle oraya bir artı değer katmak gibi ben düşündüğüm için siyasete girdim ve her zaman da biraz daha dışarıdan olup bitenleri bir üçüncü kişi gibi bakarak ancak böyle bir katkıyı yapacağıma inandığım için girdim.

Can Dündar: Parti sisteminin buna tahammülü var mıdır?

Nur Serter: Bu olacağını düşünüyorum. Ben yönetim başka, bildiğiniz gibi 7 yıl boyunca üniversitede de bir yönetim görevim oldu ve her zaman bu üslubumu korudum. Çok büyük bir sivil toplum kuruluşunun ikinci başkanıyım, Atatürkçü Düşünce Derneği’nin, yani başkan yardımcısıyım. Aynı özelliğimi orada da korudum. Çünkü inandığım görüşlerden taviz vermediğim zaman ve onları içinde bulunduğum kuruma kattığım zaman bir anlam taşıyacağıma inanıyorum. Yoksa da o kurumun içinde varolmamın hiçbir anlam taşımayacağını, olmamam gerektiğini ve dışarı çıkmam gerektiğini düşünüyorum. Yani bu benim bakış açım. Bu bakış açımdan ödün vermek niyetinde değilim. Bu bakışı açımı değiştirmek niyetinde değilim. Eğer bir gün ben değişirsem ve benzeşirsem, bir katkı yapamaz hale gelirsem katılıyorum değerli konuşmacılara, siyasetin asla bir meslek olduğunu düşünmedim. Sadece bir hizmet alanı olduğunu düşünüyorum. O zaman da hizmet veremediğim bir ortamda bulunmamam gerektiğini birilerinin bana düşündürtmesi gerektiğini şimdiden rica ediyorum. O duruma gelirsem lütfen beni uyarsınlar, işin bitmiştir ve dışarı çık desinler. Hiç tereddütü olmasın kimsenin derhal çıkarım. Şimdi izin verirseniz ....

Can Dündar: Buyrun güzel bir başlangıç oldu siyaset için bu konuşma, buyrun.

Nur Serter: Şimdi izin verirseniz bir takım başka sorular da vardı, onları da mesela dokunulmazlıkla ilgili bir soru vardı. Son derece önemli olduğunu düşünüyorum. Siyasetin temiz insanların yapması gereken bir hizmet olduğunu düşünüyorum. Siyasetin kirlenmiş insanların altına sığınacakları bir kalkan olmasına şiddetle itirazım var. Cumhuriyet Halk Partisi bütün adaylara dokunulmazlıkların kaldırılması yolunda bir taahhütname imzalattı. Ben bu taahhütnamenin mutlaka hayata geçirilecek bir dokunulmazlık kaldırma sürecinin başlangıcı olduğuna inanarak bu taahhütnameyi imzaladım ve bunun arkasında olmayı taahhüt ediyorum bir aday olarak eğer seçilirsem ve girersem son derece önemli görüyorum. Şimdi efendim benden önceki konuşmacılar çeşitli konulara değindiler. Ekonomiyle ilgili de çeşitli görüşlere yer verildi. Tabi benim çok sayıda söyleyeceğim şey var ama önce en iyi tanıdığım sevgili Ufuk kardeşim, aynı fakültede görev yapıyoruz, odalarımız bile birer kalt altta. Onun bir söylediğine farklı bir soruyla belki yanıt vermek istiyorum. Sol görüşten bahsetti. Söylediğinin pek çok şeyine yürekten katılıyorum ama acaba diye ona sormak istiyorum. Hizmet verdiği başkanlığı yaptığı siyasi partinin görüşleri gerçek anlamda ne kadar sola uygundu ya da gerçekten Türkiye’de bir liberal sol tanımlaması içerisinde sol kendini tanımlamaya başladı artık. Sol bugün yeni gruplar örgütlüyor, yeni oluşumları başlatıyor ve kendisini küresel ekonomik modelin devamını sağlayacak bir liberal sol tanımı içerisinde takdim ediyor. Yani öyle bir dünyada yaşıyoruz ki Ufuk bu konuda ne düşünüyor bilmiyorum. Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki küreselleşme solu da kendisine benzetti. Küreselleşme kendi alternatifini oluşturdu. Emperyalizm kendi solunu üretti, muhaliflerini yoketmek için kendi içinde liberalleşmiş bir sol yarattı. Yani böyle bir dünyada yaşıyoruz, bu Türkiye’ye özgü bir durum değil, dünya böyle. Dünyada sistemler kendi alternatiflerini, kendilerine aykırı olanları yokediyorlar, eritiyorlar ve böyle yolalıyorlar. Şimdi bugün Türkiye aslında gerçek anlamda solun temsil edilmediği bir siyasi yelpaze içerisinde seçmenine çeşitli alternatifler sunuyor. Yani biraz gerçekçi olarak olaylara bakmak lazım.

Ufuk Uras: Hocam hemen cevap vereyim mi? Bu çünkü gölge korkusu. Biz küreselleşmeye karşı da, liberalizme karşı da hep emek eksenli bir hatta durduk. Yani 11 yıllık bir parti olarak ben bu söylediklerinizi ilk defa duyuyorum. Türkiye’de herhalde neoliberalizmin tahribatına karşı en uzun kitlesel mücadeleleri yapan partiyiz. Sermayenin küreselleşmesine karşı emek eksenli bir hatta siyaset yapıyoruz ama 11 yıldır zaten geniş kesimler bu meselede sendikalar, meslek örgütleri bizimle birlikte davranıyorlar. Üniversitede doğal olarak biraz insan hani at gözlüğü ile bakabilir ama biz hakikaten emekten yana emperyalizme karşı da ...

Nur Serter: Yok onu söylemiyorum. Yani mesela bir hareket var başlatılan yeni bir hareket. O hareketin sözcüleri ...

Ufuk Uras: Nedir o hareket hocam?

Nur Serter: 10 Aralık hareketi.

Ufuk Uras: Hiç alakası yok 10 Aralık ...

Nur Serter: Bir takım sendikalarla birlikte, neyse o tartışmaya girmeyelim.

Ufuk Uras: Yani bizim adımız özgürlük ve dayanışma partisi, 10 Aralık başka bir şey.

Nur Serter: Kendilerini sol olarak tanımlıyorlar ama liberal sol diye bir anlayış oturtuldu bugün dünyanın gündemine.

Ufuk Uras: Hocam onu 10 Aralık’çılara soracaksınız, özgürlük ve dayanışma partisi sosyalist bir sol olarak emek eksenlidir.

Nur Serter: Tamam bak ne güzel, sana bana açıklama fırsatı da yaratmış oldum.

Ufuk Uras: Ama 11 günlük parti olsaydım anlamlı olur da 11 yıllık bir parti olarak programımızı okumadan bu tartışmaya katılmanızı yakın oda arkadaşım olarak garipsediğimi söyleyeyim.

Nur Serter: Peki, peki Ufukcum. Şimdi ben bir şeyden daha izninizle sözetmek istiyorum. Şimdi tabiki Akp’nin ekonomik politikalarıyla ilgili son derece büyük başarı tabloları ortaya kondu, biz bunları Akp’nin iktidar olduğu süre içerisinde gördük, değerlendirdik, izledik ve bugün Türkiye gerçek anlamda bir yolsuzluk ve yoksulluk ekonomisiyle karşı karşıya. Yani kişi başına gelirin hangi rakama ulaşmış olması veya işte enflasyonun nereye inmiş olmasının dışnda bir realite yaşanıyor. Sokaktaki insan işçisiyle, köylüsüyle, memuruyla, esnafıyla tümüyle bugün ciddi anlamda bir yoksulluk krizi ile karşı karşıya. Devlet istatistik enstitüsü veya Türkiye istatistik kurumu yeni adıyla ki 2 yıl önceki yoksulluk rakamlarını ilan eder, bugüne ait değil. 2 yıl önceki yoksulluk rakamlarına göre Türkiye’de yoksulluk sınırının altında yaşayan insanların nüfusa oranının yüzde 25 olduğunu söylüyor. Açlık sınırının altında 1 milyondan fazla insan yaşadığını 2004 yılı itibariyle ilan ediyor, böyle bir realite var. Şimdi çok Türkiye tarihinin en yüksek işsizlik oranına bugün Türkiye ulaştı. Hem de istatistik kurumu işsizlik verileri itibariyle. Bırakın onu reel anlamda işsizliğe baktığınız zaman çünkü işsizliğin yarıdan fazlası yine istatistik oyunlarıyla buna dahil edilmiyor ama istatistik yıllıklarında yeralıyor. Alt alta yazıp topladığınız zaman işsizlik oranının yüzde 20’lere ulaştığını görüyorsunuz reel anlamda. Türkiye bugün bu kadar ciddi işsizlik, yoksulluk sorunuyla, açlık sorunuyla karşı karşıya iken ve asgari olarak bir insanın bir ailenin geçinebilmesi yani yoksulluk sınırlarının üstünde sayılabilmesi için 4 kişilik bir ailenin en az 2 milyarlık aylık bir ya da 2 bin Ytl’lik bir gelire ihtiyacı var ve asgari ücret 400 reel olarak, yani net olarak 486 lira dolaylarındayken bugün hiçbir iktidar partisinin, hiçbir partinin hiçbir aklı yerinde insanı Türkiye’de ekonominin iyiye gittiğini, Türkiye'nin kalkındığını, Türkiye'nin işte Avrupa Birliği’nin normlarına yaklaştığını iddia etmeye hakkı ve haddi olmaması gerektiğini söylüyorum. Türkiye’de bugün sosyal devlet çökertilmiştir, sosyal devletin fonksiyonlarını, misyonunu bugün Türkiye’de yardım kuruluşları adı altında insanların otobüslerden, kamyonlardan kafalarına tavuklar fırlatarak ya da evlerine bohçayla, torbayla kömür ya da başka erzaklar vererek bireysel örgütlere, kişilere ya da sivil toplum örgütlerine havale edildiği bir süreç yaşatılmıştır, bir çöküş yaşanmaktadır. Türkiye’de hazin bir tablo vardır. İşte bu tablonun ortadan kaldırılması.

Ufuk Uras: Hocam iyi de Kemam Derviş’tir, Chp genel başkan yardımcılığı yapan Kemal Derviş’tir.

Nur Serter: İstersen biz ikimiz konuşalım.

Ufuk Uras: Bende size karşı soru soruyorum. Söylediklerinizle Kemal Derviş’in programı arasında nasıl bir alaka var?

Nur Serter: Hatadır, bak ben sana şunu söyleyeyim;

Ufuk Uras: Evet söyleyin.

Nur Serter: Ben hiçbir şeyin körü körüne savunucu olmadım, olmayacağım. Kemal Derviş’ni programlarının Türkiye için bir hata olduğunu altını çizerek söylüyorum, altını çizerek söylüyorum. Türkiye bugün bu yoksulluk ve yolsuzluk ortamına hangi kurum, hangi program tarafından itelenmiş olursa olsun bunun değişmesi gerektiği realitesiyle karşı karşıyayız. Üstelik başka bir şey ben sana söyleyeyim.

Ufuk Uras: O zaman yanlış yerdesiniz.

Nur Serter: Hayır yanlış yerde değilim, hayır yanlış yerde değilim, kesinlikle değilim. Eğer Cumhuriyet Halk Partisi’nin programını dikkatle okumuş olursanız göreceksiniz IMF’in politikalarına karşı Cumhuriyet Halk Partisi’nde çok ciddi eleştiriler var, aynı şekilde Gümrük birliği ile yapılmış olan anlaşmaların Türkiye’yi ekonomik açıdan hangi noktaya sürüklediğine liişkin de çok ciddi orada eleştiriler olduğunu göreceksiniz. Özeleştiri değil, geleceğe dönük ciddi öneriler olduğunu göreceksiniz.

Can Dündar: Evet sayın Özdalga’ya vereceğim.

Ufuk Uras: Derviş bey’in zamanında da aynı program vardı canım.

Nur Serter: Hayır efendim yenisini, yenisini okursanız.

Can Dündar: Nur hanımın adaylığını burada sonlandırmadan size vereyim sayın Özdalga. Bu köprü meselesine de değinirseniz izleyicilerimiz soruları arasında var.

Haluk Özdalga: Hangi köprü?

Can Dündar: Yani bütün bu kutuplaşmalar arasında nasıl bir köprü kuracaksınız sorusunu da içine alarak.

Haluk Özdalga: Tamam ona da gelmeye çalışayım.

Can Dündar: Bu eleştirilere cevap vermeniz, evet buyrun.

Haluk Özdalga: Söyleyecek çok şey var.

Can Dündar: Evet bu tur cevap turu zaten.

Haluk Özdalga: Hayır şöyle: tabi ben biraz önce de söylediğim gibi burada 5 arkadaşız ve 5’i de farklı partiden. Farklı partiden olmasalardı dahi buradaki arkadaşlarımız yine farklı görüşler taşıyor olabilirlerdi, bu eşyanın tabiatında var. Bunlarla ilgili ben bir şey söyleyecek değilim, hepsini ben saygıyla dinliyorum. Yalnız rakamlarla ilgili ...

Can Dündar: Onu düzelttiniz.

Haluk Özdalga: Hayır başka yanlışlar var, böyle kuru sıkı atıldığı zaman ben biraz tebessümle karşıladığımı söylerim. Şimdi bugün Türkiye'nin işsizlik oranı tarihin en yüksek oranı.

Nur Serter: Evet.

Haluk Özdalga: Ben sizi hiç kesmeden dinledim, sizde şimdi dinleyeceksiniz. Bu tabi realitelerle hiç ilgisi olmayan bir şey. Türkiye’de işsizlik az miktarda düştü, maalesef son yıllarda. Düştü, bakın burada rakamlar var. Yüzde 10’un üzerindeydi, tek tek okumayayım sıkmayayım.

Nur Serter: Şu anda kaç?

Haluk Özdalga: Şu anda 9 küsur.

Nur Serter: 11.9

Haluk Özdalga: Hayır, bir dakika ben sizi dinledim.

Nur Serter: Benim akademik olarak uğraş alanım.

Haluk Özdalga: Hayır efendim istatistik, siz o rakamı lütfen sözü kesmeden dinleyeceksiniz yalnız.

Nur Serter: Türkiye işsizlik kurumu’na girin görürsünüz.

Haluk Özdalga: Sizin göreviniz şimdi burada dinlemek.

Can Dündar: Ama demin de maddi hata var diye düzelttiniz.

Haluk Özdalga: Hayır hayır.

Nur Serter: Maddi hata olunca araya girip düzeltme şansı veriyorsunuz.

Haluk Özdalga: Hayır yine söz kesmedim ama ben.

Can Dündar: Tamam buyrun.

Haluk Özdalga: Maddi hata olsa da siz bunu lütfen yönlendirin, ben dinledim sırasının gelmesini bekledim.

Can Dündar: Yok bu turda biraz daha tartışma şeyinde geçiyoruz, elbette söz kesmeden buyrun.

Haluk Özdalga: Söz kesmeden böyle kuru sıkı atarak işsizlikle ilgili başka kaynakları bilmiyorum ben, devlet istatistik enstitüsünün rakamları var, hatta bir tanesi 2 gün önce açıklandı. Bakın ben size bir kaç rakam söyleyeyim; 2002’de, 2003’te, 2004’te 10’un üzerinde. Şu anda yüzde 10’un biraz altına düştü, yüzde 9 küsurdur ama şunu söylüyorum tabi bu tatmin edici bir seviye değildir, Türkiye’de hem yüksek bir nüfus artışı var, hem de çok yüksek oranda kırsal kesimden kentlere göç var ama Türkiye'nin bugün sahip olduğu işsizlik oranı tarihin en yüksek işsizlik oranıdır demek tamamen bir realitelerden uzak kuru sıkı bir rakamdır. B.en devam ediyorum şimdi. Bir kaç arkadaşımız, burada birden fazla arkadaşımız siyaseti bir meslek olarak yapanlardan sözetti, eleştirdiler onu bende ona katılıyorum. Ben yanılmıyorsam eğer burada siyaseti en uzun yıllar boyunca, parti siyasetine Ufuk bey’in bilmiyorum kaç yıldır var ama en fazla yapan kişi zannedersem benim burada. Yalnız ben konuşmamın başınnda da söylemiştim, ilk defa milletvekili adayı oluyorum. Onun da ötesinde milletvekilliği yapmadığım gibi ilk defa aday oluyorum, onun da ötesinde milletvekilliğinin dışında da ben bir başka görev yapmadım ve 30 yıla yakın bir süredir tamamen amatör olarak yaptım. Bu duygularını paylaştığım için söylüyorum arkadaşlarımın. Hakikaten özellikle siyasi partilerde çok sayıda insanın tamamen profesyonelce siyaset yapması çok sayıda insanın çok belki sağlıklı bir durum değil. Ben siyasette hayatımdan bugüne kadar 25 kuruş bir gelir elde etmedim, yani tamamen amatör olarak bir başka mesleğimi paralel götürerek yaptım, onu vurgulamak istedim. İkincisi, demokrasiyle ilgili bir açıklama yapmak istiyorum. İlk başta konuşmamda söylediğim, onun neden önemli olduğunu biraz daha açmak istiyorum. Dedim ki; Türkiye kritik bir dönemden geçiyor 5-6 yıl. 9-10 bin dolar kişi başına seviyesine gelirse bu büyük rahatlama yaratacak Türkiye için. Onun nedenlerinden bir tanesi şu; tabi bu hedef kendi başına Türk insanı için iyi bir hedef 9-10 bin dolar düzeyine gelmek ama bir de şöyle bir araştırma var, ona da ben dikkat çekmek istiyorum. Amerika’da 3 üniversite araştırmacısının yaptığı 140 küsur ülkeyi incelemişler ve bu 140 küsur ülkenin son 45-50 yıllık ekonomik performansını incelemişler. Bir taraftan da bu ülkelere bakmışlar. Bazıları demokrasiden diktatörlüğe geçmiş, bazıları diktatörlükten demokrasiye geçmiş, bazıları da bu geçişi iki istikamette bir kaç defa yapmışlar. Bu bir amprik araştırma, yani deneysel rakamlara, yaşanan hayata ilişkin bir araştırma. Oradan çok ilginç ve çok önemli sonuçlar çıkıyor, pek çok sonuç ama önemli bir sonuç şu; dünyada bugüne kadar 6 bin, 6 bin 500 dolar kişi başına gelir bir eşik var. O eşiğin üzerinde hiçbir ülke bugüne kadar 6 bin 500 dolar civarında demokrasiden diktatörlüğe geçmemiş. Eğer bu amprik araştırma aşağı yukarı doğruysa biraz da ona mesafe koyalım, marş koyalım 9-10 bin dolar diyorum ben. Biz o seviyeyi yakalarsak zannediyorum artık bizde de demokrasi demokrasi dışı zorlamalarla son bulabilir mi endişesinden tamamen uzak kalacağız ve Türkiye'nin önünü açan bir ilave faktör olacak ve Türkiye hakikaten o açıdan da bölgesinde bir kutup yıldızı olacak, bölgesindeki ülkelere yön ve yol gösterecek. Tabi bundan rahatsız olanlar, bu durumdan şikayetçi olanlar da olabilir ama ben yıllardır bu özlem içindeyim ve Türkiye’nin içinde bulunduğu bölgede zor bir bölge ve desteğe, yol göstermeye uzak bir bölge. Türkiye'nin bu bölgede bir kutup yıldızı olabileceğine inanıyorum.

Can Dündar: Teşekkür ederim.

Haluk Özdalga: 1-2 şey daha var söylemek istediğim.

Can Dündar: Çok kısaca lütfen, Nevval hanıma söz vereceğim buyrun söyleyin.

Haluk Özdalga: 1-2 şey daha var söylemek istediğim. Tabi ....

Can Dündar: Satır başları olarak alabilirsek, evet.

Haluk Özdalga: Tabi 22 Temmuz’dan sonra nasıl bir meclis oluşacağız. Hep beraber göreceğiz bilmiyoruz ama ben kuvvetle diliyorum ki, temenni ediyorum ki 22 Temmuz’dan sonra oluşacak parlemento yapacağı ilk görevlerden bir tanesi olarak kendisine yepyeni bir anayasa ve farklı bir yaklaşımla kaleme alınmış bir anayasa hazırlamak olsun diye temenni ediyorum. Bunun siyasi koşulları oluşacak mı göreceğiz. Özgürlüklerle ilgili bir konu var, bazı arkadaşlarımız burada geçtiğimiz dönemde yeteri kadar özgürlük ve demokrasi doğrultusunda reformlarını yapılmadığını söyledi. Her ne kadar bizim arkada bıraktığımız dönemde Türkiye’de bugüne kadar yapılmamış ölçüde, bugüne kadar en ileri düzeyde reformlar yapıldı, demokrasi insan hakları ve hukuk devleti açısından ama bunlar yeterli değildir geçtiğimiz Ak Parti döneminde yapılan. Şuna inanıyorum ben; gelecek dönemde Türkiye özellikle Ak Parti iktidarı tekrar gelirse Türkiye’ye bu reformlara hızla devam edecektir ama şunu arzu ederdim ben geçtiğimiz dönem için; özellikle Ak Parti’nin o doğrultuda yaptığı reformları yetersiz bulan arkadaşlarımız için söylüyorum bunu; keşke geçtiğimiz dönemde mecliste, parlementoda bir sosyal demokrat muhalefet olsaydı da hiç değlise başka konuların hepsini bir tarafa bırakıyorum demokrasi ve özgürlükler konusunda, insan hakları konusunda Ak Parti’den daha ileride bir konumda olsaydı, daha teşvik etseydi Ak Parti’yi onlara çelme takmak ve engel olmak yerine bu konularda diye düşünüyorum.

Can Dündar: Teşekkür ediyorum, buyrun siz hemen ona.

Haluk Özdalga: Bir de bir konu daha var, bir arkadaşımızın sorusu bu çok önemli, altını çiziyorum. Ne zaman dedi uzun vadeli, çok güzel bir soru vardı genç bir arkadaşımızın genç mi bilmiyorum. Uzun vadeli insan odaklı bir politika ne zaman olacak Türkiye’de dedi. Beni çok etkiledi ve gerçekten duygulandırdı. Ben buradaki kısa konuşmamızda, kısa sohbetimizde devamlı onu anlatmaya çalışıyorum. Biz insan odaklı uzun vadeli bir politika, ekmeğin büyütülmesi ve herşeyden önce de demokrasinin bir daha sarsılmayacak, sarsılmaz temeller üzerine kuracak bir noktaya getirilmesi için uğraşıyoruz. Bu da galiba insan odaklı güzel bir politika diye düşünüyorum, çok teşekkür ediyorum.

Can Dündar: Teşekkür ederiz. Kısaca alayım, .... itirazı.

Nur Serter: Tamam. Şimdi işsizlikle ilgili ben emin olmadığım hiçbir şeyi söylemem, işsizlik benim çalışma alanımdır. Türkiye’de şu anda işsizlik oranı yüzde 11.9’dur. yüzde 20 dememin sebebi yapılan işsizlik istatistiklerinde bir kapı kapı dolaşılarak yapılan hane halkı anketleri vardır o 11.9 oraya yansıyan rakamdır. İkincisi, iş aramış yıllardır artık bulamamış, umudunu kaybetmiş ki öyle geçer istatistiklerde, umudunu kaybettiği için iş aramayan işsizler der ama o 11.9’a girmez. Bir o vardır, bir de senede bir kaç ay çalışan mevsimlik işsizler vardır. Bunların üçünü topladığınız zaman işsizlik oranı yüzde 20’ye ulaşıyor Türkiye’de. Öbür Türkiye istatistik kurumu verilerine göre de aylar itibariyle yapılır. En düşük olanı alırsanız sizin dediğiniz çıkar ama son rakamı alırsanız yüzde 11.9 çıkar, bunu açıklamak istedim.

Can Dündar: Çok teşekkürler.

Haluk Özdalga: Türkiye ulusal istatistik kurumu’nun rakamlarına yönelik Türkiye’de ciddi çevrelerde kullanılan tek kaynaktır.

Nur Serter: Tabi bende onları söylüyorum zaten. Tabi bende aynılarını söylüyorum.

Haluk Özdalga: Türkiye ulusal istatistik kurumu’nun rakamlarına göre bugün Türkiye’deki işsizlik aylık ve mevsimsel değil, yıllık işsizlik kesinlikle en yüksek değildir, düşmüştür. Az miktarda düşmüştür ama düşmüştür.

Can Dündar: Evet peki teşekkür ederim.

Haluk Özdalga: Teşekkür ederim.

Nur Serter: Ben mevsimsel demedim beyefendi. Mevsimsel dediğim o değildi anlayamadınız.

Can Dündar: Kısa bir ara vereceğiz. Ondan sonra diğer konuklarımıza mecliste bu yeni yüzler ne tür politikalar getirecek, ne tür değişiklikler, yenilikler getirecek onu soracağız son turumuzda. Bizden ayrılmayın lütfen.

Can Dündar: Son tura girdik. Önümüzdeki meclis, gelecek meclis yeni yüzlerle nasıl bir şekil alacak bunu tartışacağız. Sayın Nevval Sevindi’ye söz vereceğim ama ondan önce bir cevap hakkı kullanmak istiyor sayın Burhan Şenatalar. Biraz önce zannediyorum Nur Serter’ni söylediğine cevaben. Sayın Şenatalar buyursunlar, iyi akşamlar.

Burhan Şenatalar: İyi akşamlar sayın Dündar. Değerli katılımcılara da iyi akşamlar diliyorum. 10 Aralık hareketiyle ilgili olarak sayın zannediyorum bilgi eksikliğinden kaynaklanan bir iddia ileri sürdü. 10 Aralık hareketinin liberal solu savunduğunu iddia etti. Bu yanlış bir iddia, geçersiz bir iddia. 10 Aralık hareketinin hiçbir yazılı metninde liberal sol terimi savunulmuş değildir. Aynı şekilde 10 Aralık hareketi adına konuşan sözcülerimizin hiçbiri liberal solu savunmuş değildir. Liberal sol terimi geçtiyse herhangi bir konuşmada eleştirmek amacıyla geçmiştir. 10 Aralık hareketi sosyal demokrasiyi ve özgürlükçü solu, özgürlükçü sosyalizmi temel alan bir harekettir. Biz Türkiye’de seçim barajının yüzde 10’un ciddi biçimde altına düşürülmesini, 12 Eylül kalıntısı olan ve yama tutmayan anayasa yerine çağdaş, özgürlükçü bir anayasa getirilmesini, sendikal hareketin önündeki engellerin kaldırılmasını, ifade özgürlüğünü sınırlayan her türlü maddenin kaldırılmasını savunan bir hareketiz. Darbelere ve sivil siyasete her türlü askeri müdaheleye karşı çıkıyoruz. E muhtıralar da buna dahildir. Türkiye’de siyasetin sivilleşmesini ve özgürleşmesini savunuyoruz. Küreselleşmenin getirdiği sosyal, çevresel her türlü sorunun bilincindeyiz ve bunlara karşı emekten yana, özgülükçü ve demokratik müdaheleleri savunuyoruz. Ben sayın Serter’in bilgi eksikliğinin giderilmesi için aynı zamanda izleyicilerin yanlış bilgilenmemesi için programınızdan bir 2-3 dakika almak cesaretini gösterdim.

Can Dündar: Estağfurullah, teşekkür ederiz.

Burhan Şenatalar: Bu olanağı tanıdığınız için teşekkür ediyorum. İsteyenler 10aralik.org adresine bakarak daha ayrıntılı ve daha güvenilir bilgi alabilirler.

Can Dündar: Teşekkür ederiz sayın Şenatalar.

Burhan Şenatalar: Çok teşekkür ediyorum, iyi akşamlar.

Can Dündar: İyi akşamlar. Hemen sayın Sevindi’ye dönüyorum.

Nevval Sevindi: Yeni Türkiye’yi yapılandırmak, yeniden demokrasiyi yapılandırmakla mümkün. Mezradaki adam bile bana gittiğimde ben evet bu partiyi seviyorum belki ama eğer buradaki isimler yeni, temiz, bizim istediğimiz gibi isimler olmazsa vermek istemiyorum diyor. Demek ki kentteki insanın da beklentisi bu. Yani yenilenen bir demokrasi, mahallede de demokrasi, ülkede de demokrasi, evde de demokrasi diye yeni baştan yapılanması gerektiği, değerlerin yeniden yapılanması ve gerçekten hayat bulması gerektiği aşikar. Bunu yaparken o köprüler meselesine belki biraz değinmekte de fayda var. Ona gelmeden bir önce de şunu söylemek istiyorum; bunu söylediğinde mezradaki adam ve herkesin talebi buysa ben yeni bir rol model olarak mesela siyaset yapmak istiyorum. Varolan siyasi modeller, insanları bıktıran siyasi modeller olarak hep şikayet edilen şeylerin dışında yeni bir rol model sunun. Bir cesur bir ses olabiliriz, kendi bugüne kadar savunduğumuz herşey hayatımda yazılı, söylediklerimde yazılı, her şey zaten belgeli durumda. İsteyen istediğini okuyabilir, neyi savunduysam bugüne kadar aynısını savunmaya devam edeceğim. Tabiki parti disiplini vardır, tabiki partiye bir bağlılığınız vardır. Yani mesela Mehmet Ağar son derece demokrat davranarak bana istediğin radikallikte söyleyebilir ve yapabilirsin bunları, kadın hareketiyle ilgili herşeye de açığız dediği zaman benim seçmemde zaten etken olmuştu bu. Yani beni serbest bırakması, bir aydın duruşuna sahip olarak da siyaset yapılabilir. Siyaseti bu kimlikle de yapabilirim. Köprü meselesine gelince de, toplumun her alanında çalışmış ve birlikte olmuş sosyal projelerle, kültürel projelerle birarada olduğum insanlarla durduğumda neden beni istediklerini veya bana daha yakın kendilerini hissettiklerini o ruh halini, ortak ruhu nasıl paylaştığımızı yani ben diyorum ki çünkü ben Türküm, müslümanım ve de modernim. Hepimiz hem bu kimlikleri içimize sindirmişiz, yani her ne kadar merkeze karşı çıkılsa da yani ortak alanda, ortak değerler aslında bunun tam karşılığı. Türkiye bir millet olmanın ortak değerlerine sahip olmanın, ortak değerlerle de ortak hedeflere gitmenin eksikliğini duymakta. Çünkü buna ihtiyaç var, bunu yapılandırmak gerekiyor. Bu ortak değerler bunların hepsini içeriyor. Ne modernlik buna karşı, ne benim dinimi sahiplenmem buna karşı, ne kimliğimi sahiplenmem buna karşı. Bunların hepsi benim ortak değerlerim, milli değerlerimi ve milli görüşümü, ruhumu oluşturuyor. Bir ruhu yeniden edinebilmek kaygısı güdüyor insanlar.

Can Dündar: Bir şey soracağım, bir gazeteci Nevval Sevindi’ye belki. Önümüzdeki dönemde bu yeni yüzler size böyle sözünü ettiğiniz bir meclis için umut veriyor mu? Yani yeni yüzler yeni meclis anlamına gelecek mi?

Nevval Sevindi: Evet yeni yüzlerde yeni meclis umudu görüyorum. Bu cesareti uygulamada ne kadar gösterecek onu bilmiyorum. Çünkü uygulama başka bir şey. Yani yazılı ...

Can Dündar: Yeni derken ne anlamalıyız, yani yeni meclis?

Nevval Sevindi: Yeni derken şu; cesurca doğru olanı söyleyebilmek. Doğru olanın arkasında cesurca durmak ve örneğin bunca zamandır mecliste olan partilerin işte kaldıramaması bir türlü dokunulmazlığı. Halbuki yeni bir Türkiye’yi, yeni demokrasiyi istiyoruz, yeni demokrasiyi yapılandırıyoruz diyorsak yeni yüzler olarak partilerimizi ikna etmeliyiz.

Can Dündar: Bunu yapabilir misiniz?

Nevval Sevindi: Liderlerimizi ikna etmeliyiz, bunu yapmalıyız ve demeliyiz ki yani suç haritasına baktığımız zaman bu meclis utanç verici bir şeyi gösteriyor. Bu lünpen bir siyaset olamaz. Yani bütün dünyada bu tehlike var, bütün dünyada lünpenler siyasete girmiş durumda ve lünpenlik siyaseti aşağıya doğru çekmekte. Biz bunun yerine siyaseti başka alana doğru çekmeye çalışalım ve burada ortak karar alalım. Yani bu siyaseti fikir özgürlüğü dokunulmazdır, konuşma özgürlüğü dokunulmazdır, hem de anayasada bunun güvence altına alınmasını istiyoruz. Daha anayasamızda bu güvence altına alınmamıştır. Yani yazar olarak, gazeteci olarak bizim en büyük sorunlarımızdan biri oldu hayatımız boyunca. Ben bunu oraya gidince nasıl savunmayabilirim, bu mümkün değil. İşte bu yeni bir rol model. Çünkü bunu orada da savunmaya devam etmek, kendi ilkelerinizden taviz vermemek ama tabiki kendi partinizin kimliği de var, o kimlikle örtüşen şeyleri de yaparsınız, zaten onu bilerek. Bir şey daha var, yani mesela Akp ve yolsuzluk. Yolsuzluk memleketin çok ciddi bir sorunu. Yolsuzlukla ilgili olarak beyefendi işte şey dedi, hani zengin ülkelerde yolsuzluk daha az oluyor, yoksul ülkelerde daha çok oluyor veya demokratik ülkelerde olmuyor, işte diğer. Dünya yolsuzluk enstitüsü var. Onun başkanıyla 3 hafta önce beraberdik bir yemek yendi, yolsuzluklar üzerine de bir toplantı yapıldı böyle intim bir toplantı. Orada yapılan araştırmaları anlattı bize ve dünyada yolsuzlukla zenginlik arasında hiçbir doğrudan ilişki yok. Zengin ülkelerde de yolsuzluklar var. Yolsuzluk iktidara bulaşan, eğer denetim mekanizması iyi kurgulanmadıysa, denetim yoksa yolsuzluğu zengin de yapıyor fakir de yapıyor. Demek ki yani gerçek demokrasi zaten kuvvetler ayrılığı ve denetim mekanizmasının olması. Bu denetimi kim talep edecek? Bu denetimi tabi biz talep edeceğiz, yeni yüzler bunu talep etmek için orada olsunlar. Ben denetimi istiyorum, ben kendim için de denetimi istiyorum, onun için de istiyorum, hepimiz için denetim, herşey için istiyorum desin. Bir şeyi daha söyleyeceğim. Bu işsizlikle ilgili kalkıp bu partinin özgün bir kalkınma modeli yok zaten. Sıcak para gelsin, ondan sonra o sıcak para devamlı burada dursun, o da işte küresel sermayenin ...

Can Dündar: Biz biraz şimdi artık kendi biz ne yapacağız onun üzerinden gidelim, tekrar söz hakkı doğurmayalım evet.

Nevval Sevindi: Ben diyorum ki; özgün modellerimiz olması lazım. ben mahallede kadın odaklı kalkınmayı savunuyorum, bölgesel kadın odaklı kalkınmayı savunuyorum, kendimize özgü olan ve tabi burada anlatamayacağımız şimdi bu kısa zamanda .....

Can Dündar: Daha çok burada olacağız herhalde.

Nevval Sevindi: Ahilikten kaynaklanan, kendi özgün modellerimizin 800 yıllık kültürel, ekonomik birikimlerimizin sentezlenerek yeni sentezlerle modeller üretilebileceğini söylüyorum ve üretebildiğimizi söylüyorum.

Can Dündar: Bir baraj sorunu olur mu Demokrat Parti’nin?

Nevval Sevindi: Demokrat parti’nin kesinlikle bir baraj sorunu yoktur ve bizim baraj sorunumuzun olmadığını zaten 23 temmuz sabahı herkes görecek ve 23 Temmuz sabahı başka bir şeyi daha yapacağız. Demokrat Parti siyasi bir parti olarakta yeniden yapılanacak. Kendi içindeki sorunları da çözecek ve yeni Türkiye’ye yeni bir siyasi parti olarak girecek. Bu yapılanma cesaretini de göstereceğini sayın Mehmet Ağar söyledi, buna güveniyorum ben.

Can Dündar: Çok teşekkür ederim. Aynı soruyu soracağım aslında. Tabi baraj sorununuz var mı?

Uğur İbrahimhakkıoğlu: Evet hele şükür bize söz sırası geldi.

Can Dündar: Olur mu üçüncü gelişimiz size.

Uğur İbrahimhakkıoğlu: Evet, hele şükür geldi. Efendim zaten biz bu partileri 1946’dan beri dinliyoruz, yani.

Nevval Sevindi: Biz yeniyiz.

Uğur İbrahimhakkıoğlu: Hayır yeni değilsiniz efendim, Demokrat Parti, Cumhuriyet Halk Partisi hep aynı değişe değişe.

Nevval Sevindi: Hayır adaylar yeni. Milletin istediği de adaylar zaten.

Uğur İbrahimhakkıoğlu: Şimdi adaylar tabi değişir. Bu partiler senelerce bu memlekette tek başına ve koalisyon olarak iktidarda bulundular evet. Eğer bu işleri bu kadar iyi becerebilecek idiyseler o zaman yapsalardı. Şimdi bütün partiler geliyorlar şunu yapacağız, bunu yapacağız. Kardeşim 5 sene, 10 sene iktidarda kaldın, o zaman yapsaydın bunları. Bunlar 10 yıl evvelin problemleri şimdinin problemleri değil, yenilerin problemleri değil. Neden? Çünkü şu var; sistem kurulmamış Türkiye’de. Herkesin hayatı, istikbali bir başkasının iki dudağının arasında. Ekonomiden bahsetti değerli arkadaşım. Türkiye’de ekonomiyi siz nasıl kalkındıracaksınız? Türkiye’de insanların yatırım yapmasının sonucu bir takım kişilerin, bir takım bürokratların, bir takım siyasilerin takdirine, keyfine, sana sempatik bakıp bakmamasına bağlı bir şey. Yani yukarıdaki adam olmaz dediği zaman sen olur diyen bir mekanizmayı çalıştıramıyorsun, sistemi yok Türkiye'nin, sistem kurulmamış. Sistem kurulmadığı zaman ne ekonomide bir kalkınma sağlanır, ne de başka bir problem halledilir.

Nevval Sevindi: Genç Parti sistem mi kuracak?

Uğur İbrahimhakkıoğlu: Tabi tabi. Bütün bunların sistemleri hazır. Bizim iktidarımızda kimsenin hayatı, ideali, güvenliği, emniyeti bir başka kişinin bu başka kişi isterse cumhurbaşkanı olsun bir başka kişinin iki dudağının arasında olmayacak. Hepsinin objektif kuralları olacak. Hakim tayininde de bu böyle olacak, memur tayinde de böyle olacak, iş adamının yatırımında da böyle olacak, bütün bunların kuralları olacak. Şimdi bir soru gelmişti bana, deniyor ki; efendim okuyanla okumayan bir olur mu?

Uğur İbrahimhakkıoğlu: Cahil bir adam efendim orada bu işi yapabilir mi, anlayabilir mi? Benim bir hocam vardı, ben İstanbul tıp fakültesi 65 mezunuyum efendim. Benim bir hocam vardı, derdi ki; iyi bir profesör önce kapıdaki odacıya dersi anlatabilmelidir. Eğer odacıya öğretebiliyorsa talebeye de öğretir. Şimdi o meclisteki akil kişiler diyelim veya vitrinler diyelim veya uzmanlar teknisyenler diyelim eğer yapmak istedikleri şeyleri yine kendi meclisindeki halkın içinden seçilmiş, orta tahsilli insanlara anlatabiliyorlarsa onları ikna edebiliyorlarsa doğrudur yapacağı şeyler ama evvela bir de arkadaşlarını ikna etmeleri lazım evet. Bunun bir faydası da şu; insanları dışlamamış olacağız. Yani her insan burada kendisini bir birey olarak, bunun edebiyatı çok yapılıyor da gerçekte bu fiilen olmuyor yani. Her kişi, her fert Türkiye Cumhuriyeti’nde birinci sınıf bir birey olduğunu hissedecek. Biz sayın genel başkanımız sayın Cem Uzan 350 lira işsizlere sigorta vereceğini vaat etti ve kesinlikle bunun arkasındayım dedi, ben bu işe şerefimi, haysiyetimi koydum dedi ve biz koaliyon ortağımıza da bunu şart koşacağız, niye bunu yapıyoruz biliyor musunuz? İnanın efendim müstakbel koalisyon ortaklarımız duysunlar.

Can Dündar: Kimdir onlar, bu arada onu da bilmiş olalım.

Uğur İbrahimhakkıoğlu: Onu açıklayamam, kusura bakmayın.

Nevval Sevindi: Onlar kendilerini bilir.

Uğur İbrahimhakkıoğlu: Onlar kendilerini bilirler

Nevval Sevindi: Ben yakın ..... kabul ediyorum.

Uğur İbrahimhakkıoğlu: Şimdi efendim bir dakika müsaade edin.

Ufuk Uras: Bizim olmadığımız kesin.

Uğur İbrahimhakkıoğlu: Efendim sizi de alırız. Bir dakika müsaade edin, efendim biz bunu sadece ceplerine para girsin diye yapmıyoruz. Değerli arkadaşlarım inanın bunu yapmamızın bir sebebi o insanların Türkiye'nin bir ferdi olduğunu, Türkiye’de yaşayan bir birey olduklarını hissedebilmeleri için yapıyoruz. Ben işsiz kaldığım zaman devletim bana sahip çıkıyor, beni aç bırakmıyor, benim cebime hiç olmazsa yaşayacağım kadar bir miktar bir şey koyuyor. 350 lirayı küçük görmeyin, yani inanın ki köylerde, kasabalarda 350 liraya çok rahat yaşanır yani, efendim o mesele değildir bakmayın sizin İstanbul’un hesabına, ölçüsüne, şusuna, busuna efendim. Bunu yaptığımız zaman o insan kendisini bir birey, diyeceksiniz ki nereden bulacaksınız bu 350 lirayı?

Can Dündar: Ona ayrı bir program yapmak lazım. Evet o zannediyorum ....

Uğur İbrahimhakkıoğlu: Hayır hayır onu söyleyeceğim, nereden bulacağımızı söyler miyim? Onu söylemeyeceğim.

Ufuk Uras: İmar Bankası’nın içine boşaltarak bulabilirsiniz efendim.

Uğur İbrahimhakkıoğlu: Yok ne münasebet efendim, İmar Bankası’nın içini filan kimse boşaltmadı. Şimdi Ziraat Bankası’na gidin aynı muameleyi yapın Ziraat Bankası da batar, İş Bankası da batar aynı işlemi yaparsanız. Şimdi mesele şudur efendim; makroekonomi açısından işsiz insana 350 lirayı verdiğiniz zaman belki 500 lira para kazanırsınız. Nasıl kazanırsınız? Çünkü o bir insan olduğunu hissedecek, kasabasında, köyünde, mahallesinde, semtinde oturacak. Aksi taktirde yatağı, yorganını sırtına alacak büyükşehirlere göç edecek. Orada hazine arazisini işgal edecek, hepsi demiyorum tabi ama hazine arazisini işgal edecek, oraya yol, su, elektrik getirtecek, belediyeden otobüs getirtecek, elektrik parasını verecek veya vermeyecek, bir kısmı kapkaç yapacak, polis masrafı, jandarma masrafı, mahkeme masrafı, cezaevi masrafı hesapladığınız zaman inanın 350 liradan daha pahalıya malolur bize işsiz bir birey. Biz devlet olarak bunu korumamız lazım.

Can Dündar: Uğur bey aynı soruyu size de sorayım, bir baraj şeyi görüyor musunuz Genç Parti’nin önünde?

Uğur İbrahimhakkıoğlu: Kesinlikle baraj problemimiz yoktur. Zaten eğer biz bu parlementoya girmezsek hiçbir şey değişmeyecektir. Yani mevcut iktidar bir başka partinin desteğiyle yine iktidarına devam edecektir, mevcut ana muhalafet de yine bir başka partinin desteği ile ana muhalefetine devam edecektir.

Can Dündar: Peki bir iktidar ortaklığı şeyi ....

Uğur İbrahimhakkıoğlu: Sadece hani insanlar yaşlandıkça baston sahibi olur ya, her birine birer baston edineceklerdir hepsi bu ama biz gelirsek 23 Temmuz sabahı güneş başka türlü doğacak, bunu söylüyorum size, evet.

Can Dündar: Peki, çok teşekkürler. Ufuk Uras, cevap hakkı doğurmayacak bir toparlama rica edeyim sizden. Yani yeni meclis için umutvar olmamız için yeterli neden var mı bu dinlediğimiz tablo karşısında?

Ufuk Uras: Bence var, yurttaş izliyor. Bu oyunun bir parçası mı olacak ya da değiştirecek mi karar verecek. Arada söylediğiniz bu koltuklarda daha önce Hırant Dink oturmuştu diye. Mesela 301. nci maddenin değiştirilip demokratikleşme. Mesela Rakel başbakanlığa mektup yazdı, teftiş kurullarını devreye koyun dedi. O teftiş kurullarının içini boşaltanlar, kamusal denetime açık olacak mı? Gelin bu mecliste milletvekili maaşlarını asgari ücrete endeksleyelim, buna evet diyor muyuz? İşte yüzde 10 barajı nedeniyle yurttaşın yüzde 46’sı meclis dışında. Bu Keban barajı değil ki, siyaseten irade koymazsanız o baraj olduğu yerde koyuyor, kalıyor. Bu doğrultuda tutum alacak mıyız? Sınır tanımaz gazeteciler örgütü diyor ki; 92. nci sırada Türkiye ifade özgürlüğü doğrultusunda. Halen bu ifade özgürlüğünü engellemeye devam edecek miyiz? Küreselleşmenin ihtiyaçları doğrultusunda siyaset şekilleniyor. İşte Tayyipler, Baykallar, İlhan Kesiciler ve bütün bu siyasete karşı aşağıdan yukarı, emekten yana, özgürlükten yana tutum alacak mıyız? Bizim açımızdan bu bir ebzer bozma ve meclise tünel kazma meselesidir. Eğer meclise tünel kazabilirsek bu ülkenin insanları nefes olur diye düşünüyoruz ama esas baraj Türkiye'nin esas barajı askeri muhtıra gölgesinde seçime girilmesidir. Askeri muhtıra gölgesinde Türkiye’de ilk defa seçime giriliyor. Probleminiz olduğu zaman IMF’ye havale ediyorsunuz, sorunu çözmeye Allah’a havale ediyorsunuz, sorunu çözmede askeriye havale ediyorsunuz, ahali havale geçiriyor. Kendi sorunlarınızı kendiniz mi çözeceğiz yoksa siyaset mekanizması bir havale mekanizması olarak mı göreceğiz, bu tamamiyle yurttaşın, o kararsızların kararlı olmasına bağlıdır diye düşünüyorum.

Can Dündar: Kaç bağımsız bekliyorsunuz meclise?

Ufuk Uras: Tahmin ediyorum 30-40 civarında bağımsız milletvekili girer meclise.

Can Dündar: O da bir şey mi olur, bir iktidar ortağı olabilir mi?

Ufuk Uras: Demokrasi mücadelesinde bir güç olur ama bence önemli olan Türkiye’de bu vicdanın sesini ve kürsüsünü oluşturmak, mağdurların kürsüsünü oluşturmak. Yani bakıyorsunuz bu ülkede hortumlanan bankalara, bakıyorsunuz bu yolsuzluklara, buna karşı demokrasiden yana, sosyal politikalardan yana bir irade olursa anlamlı. Şimdi herkes Akp’yi eleştiriyor, niye? Çünkü Akp Chp destekli AnasolD iktidarının yerine geldi. Şimdi bize ne diyorlar? Tekrar başa dönelim. Tekrar başa dönerek biz Akp’ye muhalefet oluşturabilir miyiz? Yani IMF programını uygulayarak, 12 Eylül rejimini savunarak, Vahdettin’in torunu olmuş adını ne koymuşun demişler, Ertuğrul. Vezir demiş ki; yine başa mı döndük. Akp karşısında niye yine başa dönelim. Ne Akp, ne Chp, özgürlükçü demokratik bir sol seçeneği hep birlikte inşaa edelim diyoruz.

Can Dündar: Çok çok teşekkür ederiz.

Ufuk Uras: Ben teşekkür ederim.

Can Dündar: Sağolun. Aslında önümüzdeki süreçte daha çok birlikte olacağız anlaşılan. Sayın Özdalga kusura bakmayın süremiz doldu, memnuniyetle daha önümüzdeki süreçte çok birlikte olacağız.

Nevval Sevindi: Yani şimdiden söz veriyorsunuz tekrar.

Can Dündar: Elbette yani şu önümüzdeki 47 gün boyunca bile izin verirseniz burada .....

Haluk Özdalga: Daha 15 dakikamız var, herkese 1-2 dakika verebilir miyiz?

Can Dündar: Maalesef veremeyiz, jeneriğimiz döndü bile ama yine sizleri ağırlayacağımıza eminim. Adaylığınızın ilk gecesi belki sizleri ağırlamak bizim için çok büyük bir ayrıcalıktı, çok teşekkür ediyoruz katıldığınız için, başarılar diliyoruz bu yarışta. Evet 47 gün kala yeni meclisin yeni yüzlerini, vitrindeki yüzlerini sizlere tanıttık, birlikte olduk. Çiçeği burnunda adayların görüşlerini dinledik. Yeni meclis gerçekten yeni değişik bir meclis olacak mı, kararı burada dinledikleriniz doğrultusunda sizler vereceksiniz. Bu gece programımızın tekrarı var, Cumartesi sabahı yeniden yayınlanıyor, ayrıca bütün konuşulanların metni internet sitemizde bulup okuyabilirsiniz. Programı birlikte hazırladığım arkadaşlarımla birlikte hepinize iyi geceler diliyorum, hoşçakalın.


Ana Sayfa | Türkiye | Dünya | Ekonomi | Sağlık | Yaşam | Teknoloji | Kültür Sanat | Doğal Hayat | Eğitim | Moda
Spor | Hava Yol | İletişim | Yardım | İzleyici Görüşleri | Reklam Seçenekleri | Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları