Mevduata güvence getirilirken bu tür sınırsız yarışlara yol açılmaması için geçmiş tecrübelerden yararlanılarak hukuki düzenlemeler yapılması gereğini kaydeden Ertürk, 2001de bizde (TMSF) olduğu gibi, aynı sürecin tekrar yaşanmaması gerekiyor. Bir kamu kaynağı artırılacaksa, ekonomi düzlüğe çıktığında bu kaynaklar geri dönmeli. Hibe, bağış yapılmamalı. Bunun bir karşılığı olmalı dedi. Ertürk, mevduata güvence artırılırken bunun süresinin sınırlı olması ve önceden bilinmesi, faiz yarışına yol açılmaması ve bankaların finansal yapılarının denetiminin sağlanması gerektiğine de işaret etti.
Ertürk, krizlerin her zaman olağandışı bir durum olduğunu vurgulayarak, Burada güven kaybı önemli ve tedavi edilmesi en zor nokta da bu. Güveni kaybetmek kolay ama tekrar kazanmak zor diye konuştu.
Daha önce yaşanan krizlerin bölgesel ya da ülkesel krizler olduğunu, bunun etkilerinin ve çözüm süreçlerinin de farklı olduğunu, 2001 krizinin tamamen yolsuzluğa bulaşmış bir kuralsızlığın sonucu olduğunu anlatan Ertürk, Bu kriz ise risk yönetiminin ortaya çıkardığı bir sorundur. Bu krizin yaratıcısı ve sorumlusu olmadığımız için Türkiye olarak krize iyimser yaklaşımların altında da belki bu yatıyor. Türk bankacılık sisteminde türev yok, fazla etkilenmez deniyordu. Ancak başka noktalardan etkilendi ve krize eğer bu noktalardan yaklaşılırsa, geç kalınmış olunur dedi.
Krizin liberal kapitalist sistemin yeniden sorgulanmasına yol açtığını, gelişmiş ülkelerin demir-çelik, tekstil gibi üretim sektörlerini çevresel sorunları da gerekçe göstererek üçüncü dünya ülkelerine kaydırdığını, reel ekonomilerin buralara kayması sonucunda finansal ekonomiye yönelindiğini, finansal piyasaların ise zamanla aracılık fonksiyonlarını bırakarak değer yaratmaya başladığını ve bunun da krizin kaynağını oluşturduğunu anlatan Ertürk, Reel sektörün önümüzdeki dönem daha büyük bir önem kazanacağı dönem olacağına inanıyorum diye konuştu.