
AK PARTİ SAVUNMASIBaşsavcının laiklik anlayışıİspat ediliyor mu?Laikliğe karşı odak değilizAİHMe göre kapatılamazİthamlar mesnetsizdirYasama faaliyetinden sorumlu tutulamazErdoğan hakkındaki iddialara cevap -1Erdoğan hakkındaki iddialara cevap-2Erdoğan hakkındaki iddialara cevap-3

40) İddianamenin 45inci sayfalarında yer alan 40 numaralı iddiada (EK-
40) yer verilen konuşmasında Başbakan ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip
ERDOĞAN; iktidarları döneminde düşünce özgürlüğü, din ve vicdan özgürlüğü
alanındaki iyileştirmelerden bahsetmiş ve mutabakatla özgürlük alanındaki
mağduriyetlerin de giderileceğine işaret etmiştir.
Bilindiği gibi 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu ve 5371 Sayılı Ceza
Muhakemesi Kanunu Türkiye Büyük Millet Meclisinin 22. yasama döneminde
yasalaşmıştır. Türk Ceza Kanunu yeniden yapılmış; düşünceyi ifade hürriyetiyle ilgili
suçlar tanzim edilirken, ifade hürriyetinden yana önemli adımlar atılmış ve özgürlük
adına önemli değişimler yapılmıştır. Ceza Muhakemesi Kanunuyla da suçun
soruşturulması ve kovuşturulması sırasında, hukuk devletine uygun kişi lehine
güvenceler getirilmiştir. Başbakanın konuşmasında bahsettiği özgürlük alanındaki
iyileştirmeler, Türk Ceza Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu ve başkaca kanunlarda
özgürlük alanında yapılan iyileştirmelerdir.
Türkiyede özgürlükler konusunda tam bir mutabakat yoktur. Mutabakat
sağlandıkça, özgürlük alanının genişleyeceği de muhakkaktır. Bir Başbakanın, hem
de elinde yasa çıkaracak yasal çoğunluğu da olduğu halde, özgürlük alanının
genişletilmesi ve yaşanan mağduriyetlerin giderilmesi için genel mutabakat arayışının
ve bunu alenen ifadesinin neresi Anayasaya aykırıdır? Bu açık ifadeden, gizli anlamlar
çıkarmak mümkün değildir. Hukuk devleti, açık sözlerden gizli anlamlar çıkaran ve
sonrada çıkardığı gizli anlamlardan dolayı kişileri itham edip sorumluluğunu talep
eden devlet değildir. Aksine hukuk devletinde yasalar açıktır, yargılama açıktır, iddia
makamı veya başkaca bir yargı makamı gizli anlamlar aramaz, onlar somut ve açık
anlamlardan hareket ederler. İddia makamı bu tutumuyla hukuk devleti ilkesini
alenen ihlal etmiştir.
Zira çoğulcu demokrasilerin hakim olduğu hiçbir hukuk devletinde, bir
siyasi parti liderinin, özgürlük alanını genişletme talebini Anayasa ve yasaya aykırı
görülmez. Bunun aksinin kabulü Anayasa ve yasaların alenen ihlalidir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, iddianamede yoğunlukla gözlendiği gibi
olağan ve normal olan bir durum ve ifadeyi, anormal gösterme tutumu içindedir. Bu
ifadenin iddianameye konulması bunun diğer bir kanıtıdır. İddia makamı, böylesi bir
yaklaşımı hukuken benimseyemez ve uygulayamaz. Ancak maalesef, iddianamenin
pek çok yerinde bunun örneklerine rastlamak mümkündür. Bu yönüyle iddianame,
adeta teyakkuz halindedir. Her şeyden, bu doğru olsa ve hatta Anayasa veya bir yasa
hükmünün aynen tekrarı olsa bile bundan Anayasaya aykırılık ve laiklik karşıtlığı
üretme gayreti görülmektedir. İddia makamının bu tutum ve yaklaşımı, açık bir
Anayasa ihlali olup, ayrıca iyi niyet kurallarıyla da bağdaşmamaktadır.
41) İddianamenin 45-46ıncı sayfalarında yer alan 41 numaralı iddiada
(EK-41)yer verilen konuşma; Almanyada yaşayan Türk vatandaşlarının, Büyükelçilikte
başörtüsü ile ilgili yaşadıkları sorunu dile getirip çözüm istemesi üzerine Başbakan ve
AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip ERDOĞANın; sorunla ilgilenmesi ve bununla
ilgili yaşanan diyalogtur.
Bir Başbakanın, yabancı bir ülkede yaşayan vatandaşlarının sorunlarını
dinlemesi, bununla ilgili diyaloga girmesi ve çözüm aramasının yadırganması ve
bunun parti kapatmanın delili ve sebebi sayılması, iddia makamının hukuk devleti
anlayışına kazandırdığı yeni bir perspektif olsa gerektir.
Almanyanın Berlin kentinde halk toplantısı sırasında bir Türk vatandaşı,
Türk Büyükelçiliğinde yaşadığı bir sorunu dile getirmiş, Başbakan, vatandaşın vaki
sorununu dinlemiş, konunun araştırılacağını ve varsa problem giderileceğini ifade
etmiştir. Bu sırada Başbakan, soruna dair Büyükelçiden de bilgi almıştır. Burada
Anayasaya aykırı olan ne? Türk vatandaşının yaşadığı bir sorunu kendi ülkesinin
Başbakanına aktarması mı? Yoksa Anayasaya aykırı olan, Başbakanın vatandaşını
dinleyip, çözümü için gerekeni yapacağını söylemesi mi? veya Anayasaya aykırı olan,
Başbakanın işin aslını Büyükelçiden sorup bilgi alması mı? Bunların hangisi
Anayasaya veya laiklik ilkesine aykırıdır? Hiç biri Anayasaya veya laiklik ilkesine aykırı
değildir. Başbakan, bir Başbakandan beklenen davranışı sergilemiştir. Burada varsa
Anayasaya aykırılık veya laiklik ilkesine aykırılık, o da iddia makamının tutumu ve
konuya dair yaklaşım ve değerlendirmesidir.
42) İddianamenin 46-47inci sayfalarında yer alan 42 numaralı
iddiada(EK-42) yer verilen konuşmasında Başbakan ve AK Parti Genel Başkanı
Recep Tayyip ERDOĞAN; Danıştayın muhtelif kararlarını eleştirmiş ve meslek liseleri
ile düz lise arasındaki katsayı sorununu ile ülkedeki İmam Hatip açığına değinmiştir.
a) Anayasa veya yasalarımızda Mahkeme kararları eleştirilemez diye bir
kural yoktur. Herkesin görüşünün eleştirisi mümkün olduğu gibi mahkeme kararları
da eleştirilebilir.
Demokratik hukuk devletlerinde; eleştirilmez kişi, görüş veya mahkeme
kararı yoktur. Sadece otoriter veya totaliter rejimlerde eleştirilmez kişi, görüş veya
mahkeme kararları olabilir.
Mahkeme kararlarının bağlayıcılığı ve buna dayalı olarak uygulanma
zorunluluğu farklı bir şeydir, ancak o kararın doğru olmadığını ya da hukukun uygun
yorumuna dayanmadığını söylemek farklı bir şeydir. Herkes Mahkeme kararlarına
uymak zorundadır. Ancak mahkeme kararlarına uyma zorunluluğu, onların
eleştirilemeyeceği anlamına gelmez. Demokratik hukuk devletinde hiç kimse;
mahkeme kararını eleştirdi veya mahkemenin kabulüne aykırı tespit ve
değerlendirmelerde bulundu diye itham edilemez ve sırf bu nedenle bir düşünce
açıklaması Anayasaya aykırı hale gelmez.
Düşünce ve kanaat hürriyeti (Anayasa, m. 25) ve Düşünceyi açıklama
ve yayma hürriyeti (Anayasa, m. 26) Anayasamızın tanıyıp teminat altına aldığı, hak
ve hürriyetlerdendir. Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka
yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahip olduğu gibi
Başbakan da sahiptir. Anayasanın herkese tanıdığı bir hak ve hürriyeti, Başbakandan
esirgediği düşünülemez. Herkes gibi Başbakanın da Danıştayın kararına katılmamak
veya gerektiğinde eleştirme hak ve yetkisi vardır. İddia makamının bu hak ve yetkiyi,
yok sayma veya yok etme hak ve yetkisi yoktur.
Hiçbir hukuk devletinde iddia makamı, bir kişiyi, mahkeme kararındaki
kabulün tersine konuştu veya mahkeme kararını eleştirdi diye siyasi yasaklı hale
gelmesini talep etmez ve edemez.
b) Meslek liselerinde yaşanan katsayı sorunu, Türk eğitimimin ortak
sorunudur. Başbakanın açıklamasında, bu soruna değinmesinin Anayasaya aykırı bir
yönü yoktur. Bir Başbakanın, ülkesinde var olan bir soruna karşı duyarsız veya kayıtsız
kalması düşünebilir mi? Elbette ki düşünülemez.
Bizim katsayı sorununa yaklaşımımız, İmam-Hatip Liseleri özelinde
değildir, genel bir yaklaşımdır. Ancak bu sorunda taraf olanlar, her vesile ile Meslek
liselerindeki katsayı sorununu, sadece İmam-Hatip Lisesi sorununa indirgemişlerdir.
Biz, bizim dışımızda yapılan bu değerlendirmelere karşı olduğumuzu her defasında
ifade ettik. Eşitlikçi bir bakışı benimsedik.
Bu yaklaşım laikliğe karşıtlık değil, laikliğin gerçek anlamı ile
kullanılmasına yöneliktir. Laikliğin toplumdaki herhangi bir insanı, üstelik resmi bir
okulda okumasından ötürü dışlayan ve tehlike gösterenlerin asıl olarak laikliğe zarar
verdiğini ifade eden bir yaklaşımdır. Bu yaklaşım laikliğe karşıtlık değil, laikliğin
gerçek anlamı ile kullanılmasına yöneliktir.
İmam Hatip Liseleri de diğer liseler gibi Devletin kurduğu, giderlerini
karşıladığı, öğretmenlerini atadığı, yönetimi icra ettiği, program ve kitaplarını tespit
edip uygulattığı, öğrencisini devletin kaydettiği ve mezununa diplomasını verdiği,
kısaca devletin gözetim ve denetimi altında faaliyet gösteren bir okuldur. Bir yandan
bu okulların faaliyetini sürdürmeyi Anayasaya uygun bir devlet görevi sayarken, diğer
yandan bu okulların ve burada okuyan öğrencilerin sorunlarına dair değerlendirme ve
tespitlerde bulunmayı ve sorunların giderilmesi için çaba sarf etmeyi Anayasaya aykırı
saymak ve işin vahimi bu kabulün dayanağı olarak Anayasayı göstermek, hakla,
hukukla ve Anayasa ile izahı kabil olmayan temel bir çelişkidir. Devlet, kendi eğitim89
öğretim kurumlarına ikircikli bakmaz ve bakılmasına da müsaade etmez. Ne gariptir
ki iddianame, bu okullara ikircikli yaklaşmamayı Anayasa ihlali ve parti kapatma
nedeni sayan, hukuk dışı bir yaklaşıma sahiptir.
Üniversiteye girişte uygulanan katsayı adaletsizliğinin kaldırılmasını
savunmak ve bu yönde çalışma yapmak, Anayasaya kesinlikle aykırı değildir. Bunun
aksinin kabulü, 1998 senesine kadar böyle bir uygulama olmaması nedeniyle, bütün
hükümetlerin ve idarenin Anayasayı ihlal ettiği anlamına gelir ki bu doğru değildir.
Zira meslek liseleri, 1998 yılına kadar üniversite sınavlarında farklı katsayı
uygulamasına tabi değildi. Farklı katsayı uygulaması, 1998de başladı. 1998e kadar
Anayasaya ve laikliğe aykırı olmayan üniversiteye giriş sistemindeki puan hesaplama
usulü, meslek liseleri bakımından hem de Anayasa değişmediği halde 1998den
sonra Anayasaya aykırı hale gelmesi veya getirilmesi ve daha da kötüsü bunun bir
siyasi partinin kapatılmasının nedeni gösterilmesi, Anayasadan kaynaklanmamakta,
Anayasaya rağmen yapılan uygulamalardan kaynaklanmaktadır.
Pek çok siyasetçi, akademisyen, araştırmacı, yazar, gazeteci, sivil toplum
örgütü ve siyasi parti tarafından dile getirilen Meslek liselerine uygulanan katsayı
adaletsizliği sorunu, onlar için Anayasa ve laiklik ilkesine aykırı görülmez iken, aynı
sorunları AK Partinin dile getirmesi halinde Anayasa ve laiklik ilkesine aykırı görülüp
Anayasanın 69uncu maddesine göre kapatılma nedeni sayılması ve hakkında dava
açılması, Anayasanın 2inci maddesinde ifadesini bulan demokratik devlet ilkesi ile
10uncu maddesindeki eşitlik ilkesine açık bir aykırılıktır. Bu, bir çifte standarttır.
Anayasaya aykırılığın, söylenene veya yapılana göre değil de söyleyene veya yapana
göre belirlendiğinin ispatıdır. Hukuk devletinde sözler veya fiiller, söyleyene göre
adalet terazisinde tartılmaz.
Dolayısıyla bu sözlerde laikliğe karşı bir anlam ve laiklik ilkesine yönelik
bir saldırı yoktur. Tam tersine laiklik ilkesinin kuvvetlendirmeye ve onu istismar
edenlerin ellerinden kurtarmaya çalışarak laiklik ilkesinin hiç kimseyi dışlamadığına
dair bir değerlendirme ve tespittir.
c) Efendi bu senin değil Diyanetin işi ifadesi, Diyanet İşleri
Başkanlığının personel ihtiyacıyla ilgilidir. Diyanet İşleri Başkanlığının personel
ihtiyacını, ancak Diyanet İşleri Başkanlığı bilir demenin neresi yanlıştır ve de
Anayasaya aykırıdır?
Bilindiği gibi Diyanet İşleri Başkanlığı, Anayasal bir kuruluştur.
Anayasanın 136ıncı maddesine göre; Genel idare içinde yer alan Diyanet İşleri
Başkanlığı, lâiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasî görüş ve düşünüşlerin dışında
kalarak ve milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek, özel kanununda
gösterilen görevleri yerine getirir. Anayasanın bu hükmüne müsteniden kurulan
Diyanet İşleri Başkanlığının kuruluş kanuna göre; İslam Dininin inançları, ibadet ve
ahlak esasları ile ilgili işleri yürütmek, din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet
yerlerini yönetmek üzere; Başbakanlığa bağlı Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmuştur.
(22.06.1965 Tarih ve 633 Sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri
Hakkında Kanun, m. 1)
Din konusunu bilen görevliler olmadığı takdirde, dini bilgiden yoksun
kişilerin topluma din konusunda yanlış bilgiler vereceği, gerçek din bilgisi yerine belki
de din dışı bilgilerin din gibi öğrenilmesi ve yaşanmasına yol açacağı, bunun da
toplumumuz için zararlı olacağı aşikardır. Diyanet İşleri Başkanlığı, Anayasa ve
kanunun kendine verdiği görevleri yürütürken, Başbakanın; toplumu din konusunda
aydınlatmak görevini yerine getirecek görevlilerin yetiştirilmesi, toplumun din
konusunda bilgisiz kişilerce yanlış bilgilerle donatılmasının önüne geçilmesi
konusunda düşünce ve kanaat serdetmesi Anayasa veya laiklik ilkesine aykırı
değildir.
Diyanet İşleri Başkanlığı, din hizmetlerinin yürütmek, toplumu din
konusunda aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmekle görevli ve yetkilidir. Anayasal
yetki ve görevi gereği din görevlisi ihtiyacını bilmesi gereken kurum, elbette ki Diyanet
İşleri Başkanlığıdır. Başbakan açıklamasında, buna işaret etmiştir. Ülkenin ne kadar
İmam Hatibe ihtiyacı olduğunu Diyanet İşleri Başkanlığından daha iyi kim bilebilir?
Bir yandan hurafelerin yaygınlaşmasından şikayet edip, diğer yandan hurafeleri
ortadan kaldırıp doğru din bilgisi ile toplumu aydınlatacak din görevlilerinin
alınmasından şikayetçi olmak açık bir çelişkidir. Ve doğru da değildir.
d) Başbakanın; Biz fani olduğumuzu aklından çıkarmayan bir anlayışın
mensuplarıyız. Kalıcı değiliz. Bugün varız, yarın yokuz. Baki kalan bir hoş sada...
Ölümün nerede ne zaman geleceği belli mi? Musalla taşına yatırıldığınız zaman
Falanca cumhurbaşkanıydı, falanca başbakandı veya Cumhurbaşkanı niyetine ya da
başbakan niyetine demeyecekler. Er kişi niyetine diyecekler. Bu makamlar, bu
mevkiler gelip geçici. Bunlar bizleri şımartmasın. Ben tüm Adalet ve Kalkınma
Partililere şunları söylüyorum: Mütevazı ol ifadelerinin, Anayasaya veya laikliğe aykırı
yönü neresidir?
Başbakanın bu ifadeleri; laiklik karşıtı veya Anayasa karşıtı bir
açıklamanın örneği değil, bir tevazu örneğidir ve Anayasa ile de uyumludur.
43) İddianamenin 47inci sayfasında yer alan 43 numaralı iddiada (EK-
43) yer verilen konuşmasında Başbakan ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip
ERDOĞAN; Türkiyede yaşanan bazı sorunlara ilişkin değerlendirme ve tespitlerde
bulunmuştur.
a) Bilindiği gibi Anayasamıza göre Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili
organları eliyle kullanır. (Anayasa, m. 6/1-2)
Anayasamızın başlangıç bölümünde ise;
Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk
Milletine ait olduğu ve bunu millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve
kuruluşun, bu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla
belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı;
Kuvvetler ayrımının, Devlet organları arasında üstünlük sıralaması
anlamına gelmeyip, belli Devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret ve
bununla sınırlı medenî bir işbölümü ve işbirliği olduğu ve üstünlüğün ancak Anayasa ve
kanunlarda bulunduğu (Anayasa, başlangıç, 3-4üncü paragraf) açıklıkla ifade edilmiştir.
Ancak bütün bu Anayasal açıklığa rağmen, kuvvetler ayrımının Anayasanın
öngördüğü biçimde işleyişi ile ilgili problemler olduğu ve bunun değişik eleştirilere neden
olduğu da bilinen bir gerçektir.
Başbakan konuşmasında farklı bir üslupla Anayasada yer alan bu
düzenlemeler çerçevesinde bir değerlendirmede bulunmuştur.
b) Başbakan, ülkenin bu gerçekleri karşısında çözemedikleri sorunlar
olduğunu ifade ile bunlardan bazılarının ismini vermiştir.
Gerilim olmaksızın, mutabakatla sorunların çözümünü aramak ülke için
daha yararlıdır. Ancak bu yaklaşımı, sorunlara duyarsızlık olarak algılayanlar ve
eleştirenler de çıkmıştır. Başbakan, bu eleştirilere cevaben; Eğer hıçkırıklarımızı
içimize atıyorsak, sebepleri var. Gerilim istemiyoruz. Gerilimin faturaları çok ağır oldu.
Ormanı yanmaktan kurtaralım istiyoruz. Onun için üç beş ağaç yanıyor, bunu feda
ediyoruz. Anadoludaki serzenişler. Bunun içinde başörtüsü var, sonra 263 var
açıklamasını yapmıştır. Başbakanın, gerilim istemediği , faturaları ağır olacağından
sorunların bir kısmının çözümünü ertelediğini söylemesinin neresi Anayasaya aykırı?
İddianame metninde geçen bu ifadeleri, niyet okumak suretiyle başka
anlamlara çekmek veya buna gizli anlamlar yüklemek, hem hukuken ve hem de fiilen
mümkün değildir. Hukuken mümkün değildir, çünkü Anayasa ve hukukun evrensel
ilkeleri, niyet okumayı menetmiştir. Fiilen mümkün değildir, çünkü iddianamedeki
metinde bunun ne anlamda kullanıldığı yoruma ve tevile imkan bırakmayacak açıklık
ve netliktedir. İddia makamı, niyet okuyucu değildir, olamaz da. İddia makamı, somut
gerçeklikten hareket eder, söylenilen sözü, söyleyenin iradesine rağmen
anlamlandıramaz. Aksinin kabulü, Anayasanın 2inci maddesinde ifadesini bulan
demokratik hukuk devleti ilkesinin açık ihlalidir.
c) Başbakanın, kanuna aykırı eğitim kurumları ilgili değerlendirmesi de
Anayasa ile uyumludur. Bu değerlendirme, Türk Ceza Kanunun 263üncü maddesi ile
ilgili değişiklik ve bunun tartışılması sırasında yapılmıştır.
Anayasamıza göre; her insanın, inandığı dine ait kutsal kitabı öğrenme
hakkı din ve vicdan özgürlüğünün bir gereği olup, laiklik ilkesinin de teminatı
altındadır (Anayasa, m. 2, 24). Müslüman olan Türk vatandaşları bakımından Kuran
öğrenim hakkı da evleviyetle böyledir. Ayrıca bu konuda devletin de pozitif
yükümlülüğü vardır. Bir Anayasal kuruluş olan Diyanet İşleri Başkanlığının (Anayasa,
m. 136, özel yasa) normatif misyonlarından birisi de budur.
Din ve vicdan özgürlüğü kapsamında olan Kuran öğreniminin, Tevhid-i
Tedrisat Kanununun sınırları içerisinde nasıl gerçekleştirileceği sorunu, elbette ki bir
eğitim politikası sorunudur. Bu sorunun çözümün de değişik partilerin değişik politika
ve proje üretmeleri, siyasal çoğulcuğun ve siyasal düşünce özgürlüğünün gereğidir. Bu
konuda farklı görüşlerin serdedilmesini Anayasaya aykırı sayan bir anlayış,
savunulamaz.
Türk Ceza Kanunun 263üncü maddesinde yapılan değişiklik,
Cumhurbaşkanınca onaylanarak yürürlüğe girmiş olup, ne Cumhurbaşkanı ve ne de
Anamuhalefet Partisi tarafından Anayasa Mahkemesine götürülmüştür. Şu anda
yürürlükte olan bir kanun maddesi nedeniyle, partimizin itham edilmesi kabul
edilemez.
44) İddianamenin 48inci sayfasında yer alan 44 numaralı iddiada (EK-
44) yer verilen konuşmasında Başbakan ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip
ERDOĞAN; başörtüsü sorunu ve katsayı sorunu ve çözümlerine dair değerlendirme ve
tespitlerde bulunmuştur.
Başbakanın 44 numaralı iddiadaki;
En büyük dileğim başı kapalı
kızlarımızla, başı açıkların el ele dolaştığı bir üniversite, bir ülkedir. Bunun için
uğraşıyoruz. Bunu çözmek en büyük aşkımdır (
)Bunun için çalışıyoruz. Bunlar aşama
aşama yapılacak şeyler, birden olmuyor. Bazı mutabakatlar aranıyor. Bu konuyu her
getirdiğimizde önümüze engel çıkarılıyor. Şu an tek sorunumuz başörtüsü değil.
Anayasa meselesi de var.(
) Bu durumun da sonu gelecek. Üniversitelere özgür,
istediğiniz gibi girebileceksiniz.(
) İki oğlumun ikisi de istedikleri üniversiteleri
katsayı nedeniyle kaybetti. Bu bana hak mı? Çocuklarım da katsayı kurbanı. Bizim
imkânımız var da yurtdışında okutuyoruz(
) biçimindeki açıklaması, ne Anayasaya
ve ne de laiklik ilkesine aykırıdır.
Başbakanın bu sözlerinden Anayasa veya laiklik karşıtı bir anlam
çıkarmak hukuken mümkün değildir. İddianame metninde geçen bu ifadeleri, niyet
okumak suretiyle başka anlamlara çekmek veya buna gizli anlamlar yüklemek, hem
hukuken ve hem de fiilen mümkün değildir. Hukuken mümkün değildir, çünkü
Anayasa ve hukukun evrensel ilkeleri, niyet okumayı yasaklamıştır. Fiilen mümkün
değildir, çünkü iddianamedeki metinde bunun ne anlamda kullanıldığı yoruma ve
tevile imkan bırakmayacak açıklık ve netliktedir. İddia makamı, niyet okuyucu
değildir, olamaz da. İddia makamı, somut gerçeklikten hareket eder, söylenilen sözü,
söyleyenin iradesine rağmen anlamlandıramaz. Aksinin kabulü, Anayasanın 2inci
maddesinde ifadesini bulan demokratik hukuk devleti ilkesinin açık ihlalidir.
45) İddianamenin 48inci sayfasında yer alan 44 numaralı iddia (EK-44),
Başbakan ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip ERDOĞANın, başarılı ve ödül
almaya hak kazanan iki öğrenciyi telefonla araması, Milli Eğitim Bakanlığı Müsteşar
Yardımcısı Mehmet Temelin başörtülü bir öğrenciye ödül vermesi ve Adıyaman
Milletvekili Fehmi Hüsrev KUTLUnun, ödül alan türbanlı öğrenci ile birlikte basın
fotoğrafçılarına poz vermesi ile ilgilidir.
a) Başbakanın başarılı öğrencileri veya velilerini tebrik etmesi ve
kendisine iletilen probleme alaka göstermesi kadar doğal bir şey olamaz.
Başbakanın, kompozisyon yarışmasında dereceye giren iki küçük öğrencinin
başörtülü oldukları için ödüllerinin verilmeyerek salondan uzaklaştırılmaları neticesi
ağlayarak dışarı çıkan öğrencilerin anne - babalarını arayarak teselli etmesinin ve
öğrencilerin gönüllerini almasının ve başarılarından dolayı öğrencileri ve velilerini
tebrik etmesinin, ne laiklik ilkesine ve ne de Anayasaya aykırı bir yönü vardır. Asıl
laiklik ilkesine veya Anayasaya aykırı olan, Başbakanın bu insani davranışının, iddia
makamı tarafından Anayasaya aykırı görülüp, parti kapatmaya delil gösterilmesidir.
İddianamede ileri sürülen ithamları laiklik ilkesi açısından bu şekilde
değerlendirildikten sonra şimdi de, en masum özgürlük olan ifade özgürlüğü
bakımından da bir tahlile tabidir.
Ayrıca iddia makamının iddia ettiği gibi, bu olaylarla ilgili olarak
Başbakanın talimatıyla kamu görevlileri hakkında başlatılmış bir idari inceleme veya
soruşturma da yoktur.
Nitekim Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 06.12.2007 tarihli yazı ile Rize
Valiliğinden; Cumhuriyet ve Zaman Gazetelerinin 04.12.2007 tarihli nüshalarında yer
alan Türbanlıya teselli ve Başı hileyle açtırılan öğrenciyle ilgili inceleme başlıklı
haberlerin gerçekliği ile ilgili açılmış bir idari soruşturma varsa sonucundan bilgi
verilmesini istemiş, Rize Valiliği, 12.12.2007 tarihli yazı ile Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığına cevap vermiş, cevabında; zorla baş açma olmadığını, çıkan haber
nedeniyle İnsan Hakları İl Kurulunda incelendiğini bildirmiştir. Yani açılmış bir idari
inceleme veya soruşturma olmadığını açıklamıştır. Buna rağmen iddia makamının,
iddiasını idari soruşturma açılması talimatı bizzat Başbakan tarafından verilmiş gibi
takdimi hukuken kabul edilemez, bir hakikat saptırmasıdır.
b) TUBİTAK tarafından Milli Eğitim Bakanlığı Şura Salonunda düzenlenen
ödül töreninde, lise 1. sınıf öğrencisi türbanlı Elif Büşra Doğana ödülünü Milli Eğitim
Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Mehmet Temelin vermesi olayı ile Başbakanın
başarılı öğrencileri araması arasında doğrudan veya dolaylı hiçbir ilişki yoktur.
Olmayan bir ilişkiyi iddia makamının kurması veya varmış gibi göstermesi de
mümkün değildir.
Kaldı ki ödül töreni sırasında salonda bulunan Milli Eğitim Bakanı
Hüseyin ÇELİK olaya tepki göstermiştir. Bu tepki iddianamenin 45 numaralı
eklerindeki haberlerde yer aldığı halde iddia makamının sadece, olayın bir yönünü
verip diğer yönünü vermemesi, lehe delil yükümlülüğünün ihlali anlamına geldiği gibi,
subjektif bir yaklaşım olup iyi niyet kurallarıyla da bağdaşmaz.
c) Adıyaman milletvekili Fehmi Hüsrev KUTLUnun ödül alan türbanlı
öğrenci ile birlikte basın fotoğrafçılarına poz vermesi olayı ile Başbakanın başarılı
öğrencileri araması arasında doğrudan veya dolaylı hiçbir ilişki yoktur. Olmayan bir
ilişkiyi iddia makamının kurması veya varmış gibi göstermesi de mümkün değildir.
Kaldı ki Adıyaman milletvekili Fehmi Hüsrev Kutlunun, ödül alan
türbanlı öğrenci ile birlikte basın fotoğrafçılarına poz vermesinin laiklik ilkesine aykırı
olarak değerlendirilmesi, ayrı bir hukuk garabetidir. Bir milletvekilinin, başarılı bir
öğrenci ile fotoğraf çektirmesi ve onu başarısından dolayı tebrik etmesi, ne laikliğe ve
ne de Anayasanın herhangi bir hükmüne aykırıdır. Burada söz konusu olan, başarılı
öğrencileri kutlamak ve onları daha çok çalışmaya teşvik etmektir. Kaldı ki, Fehmi
Hüsrev Kutlu yalnızca türbanlı öğrenciyi değil başarılı çok sayıda öğrenciyi kutlamış ve
onların isteği üzerine de birlikte fotoğraf çektirmiştir. Anayasaya asıl aykırı olan,
başarılı bir öğrenci ile bir milletvekilinin fotoğraf çektirmesini, sırf öğrencinin
başörtüsü nedeniyle yadırgamak ve bunu laikliğe aykırı değerlendirmektir. Onun için
bu değerlendirmenin de hiçbir hukuki değeri ve dayanağı yoktur.
d) İddianamenin 45 numaralı ekleri arasında yer alan Milliyet Gazetesi
yazarı Fikret BİLAnın Etnik terörizmin psikolojisi adlı köşe yazısının, ne 45 numaralı
iddia ile ne de iddianamenin diğer kısmı ile ilişkisi vardır. Bu, Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcısının delil konusundaki keyfiliğini ve kural tanımazlığını göstermesi
bakımından önemlidir.
46) İddianamenin 48-49uncu sayfalarında yer alan 46 numaralı iddiada
(EK-46) yer alan konuşmasında Başbakan ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip
ERDOĞAN; yeni Anayasa tartışmaları ve yükseköğrenimde yaşanan kılık kıyafete
dayanan hak yoksunluğu üzerinde durmuştur.
a) Başbakan 2. AB-Afrika Zirvesine katılmak üzere Lizbona giderken
Yeni Anayasada türbanla üniversiteye girişi serbest bırakacak mısınız? şeklindeki
soruyu; Benim özellikle üzüldüğüm konu şu: Anayasa tartışmalarını başörtüsüne niye
indirgiyoruz? Eğitim özgürlüğü başka bir şey, din ve vicdan özgürlüğü başka bir şey.
demek suretiyle yeni Anayasa çalışmalarını ve tartışmalarını sadece türbana
indirgeyenleri eleştirmiştir. Başbakanın, yeni Anayasa çalışmalarını sadece türbana
indirgemek suretiyle yapılan işi küçümseyenleri veya engellemek isteyenleri
eleştirmesi, ne laiklik ilkesiyle ve ne de Anayasa ile çatışır bir durumdur. Bu
açıklamalar, düşünce ve düşünceyi ifade hürriyeti kapsamında olup Anayasanın
teminatı altındadır.
b) Türkiyede, yükseköğrenimde yaşanan başörtüsü sorunun varlığını
kabul etmeyen ve çözümüne dair görüşlerini kamuoyu ile paylaşmayan hiçbir siyasi
parti yoktur. Bazı siyasi partiler sorunun çözümünü parti programına koyarken,
bazıları milletvekillerine kanun teklifi verdirmiş ve bazıları ise sorunu çözmek
amacıyla yasal düzenlemeler yapmışlardır. Türkiye Büyük Millet Meclisi de, bu sorunu
incelemek üzere bir Araştırma Komisyonu kurmuştur.
Ayrıca Türkiyede sivil toplum örgütleri, üniversiteler, hukukçular,
öğrenciler, yazarlar, gazeteciler ve pek çok kişi de bu soruna dair değerlendirme ve
tespitlerde bulunmuş, çözüm önerileri sunmuştur. Hatta bu sorun, Anayasa
Mahkemesi ve İdari Yargıda dava konusu olup, mahkemelerce de tartışılmıştır. Bu
dava dahi, böyle bir sorunun varlığının delilidir.
Herkesin varlığını kabul edip çözümünü tartıştığı bir sorunu Başbakanın
dile getirmiş olması, ne laiklik ilkesine ve ne de Anayasaya aykırıdır. Aksinin kabulü,
Anayasanın 2inci maddesinde ifadesini bulan demokratik hukuk devleti ve 10uncu
maddesinde yer alan eşitlik ilkelerine açık bir aykırılıktır.
Kaldı ki demokratik hukuk devleti olan bir ülkede laiklik, öğrenim
hakkının teminatıdır.
c) Başbakan konuşmasında; Zaten pazarda çarşıda bu insanlar arasında
bir problem yok. Problem seçkincilerin kafasında. Hizmet alanlar noktasında genelde
sorun yok. Gerçi bazı yerlerde son zamanlarda maalesef sorun başladı ama genelde
sorun yok. Eğitime gelince, ülkemizde eğitim özgürlüğü noktasında kızlarımızın bu
sıkıntısının aşılması gerekir diye düşünüyorum. Türban yüzünden kızlarımız eğitim
hakkından yararlanamıyor. İmkánı olanlar yurtdışına gidiyor, olmayanlar ilkokuldan
sonra eğitimi bırakmak zorunda kalıyorlar. Üniversitede nasıl olsa önüm tıkanıyor
diyerek liseye de gitmiyorlar. Ben buna üzülüyorum. Dünyanın hiçbir yerinde olmayan
uygulama başka ülkelere de örnek teşkil ediyor. Bazı Batı ülkelerinde eyalet
düzeyinde de olsa Siz Müslüman ülkesiniz, bakın sizin ülkenizde türban yasağı var
diyerek böyle bir uygulamaya gidiyorlar. Bunu bir yerden çözmemiz lazım ama hep
beraber çözmemiz lazım. Rejim elden gidiyor diyorlar, rejim niye elden gitsin? Bu
hepimizin rejimi, hep beraber koruruz. sözleri bir gerçeğin tespiti ve ifadesidir. İddia
makamının bazı kelimeleri siyah harflerle yazması, bu gerçeği ortadan kaldırmaz. Ve
bu ifade biçiminde de ne Anayasaya ve ne de laiklik ilkesine aykırılık vardır.
d) Ayrıca iddia makamının; Eğitime gelince, ülkemizde eğitim özgürlüğü
noktasında kızlarımızın bu sıkıntısının aşılması gerekir diye düşünüyorum. Türban
yüzünden kızlarımız eğitim hakkından yararlanamıyor. ifadesini siyah harflerle yazıp
öne çıkarırken, iddianamenin 46 numaralı bölümünün son cümlesi olarak yer alan
Bu hepimizin rejimi, hep beraber koruruz. şeklinde Başbakanın rejime bağlılığını
ve rejimi koruma iradesini içeren cümleleri siyah harflerle yazmamış olması ve öne
çıkarmaması anlamlıdır.
Yine Başbakanın bu değerlendirmenin yer aldığı 9 aralık 2007 tarihli
Hürriyet Gazetesi okunduğunda aynı haber içerisinde;
Açık söylüyorum, bizim 3
kırmızı çizgimiz var:
Bölgesel milliyetçiliği kabul etmiyoruz.
Etnik milliyetçiliği kabul etmiyoruz. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı
hepimizin ortak paydasıdır. Etnik olarak sen yine Kürt ol ama Anayasal kimlik olarak
Türk vatandaşısın, bunu da kabul et, sana bundan getiren götüren bir şey yok.
Dinsel milliyetçiliği kabul etmiyoruz. Burada laiklik tanımı önem arz
ediyor. Biz 1982 Anayasasının gerekçeli kararındaki laiklik tanımını parti
programımıza da aldık, yeni Anayasa çalışmasında da var. Bu noktada laikliği en
büyük güvence olarak görüyoruz. Devlet tüm inanç gruplarına karşı eşit mesafededir.
açıklaması da yer almaktadır.
Ne var ki Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, açıklamanın bu kısmını
iddianameye bile almamıştır. Oysa konuşma metninin iddianameye alınmayan bu
kısmı, iddianameyi bir bütün olarak çökertici niteliktedir. Hukuk devletinde bir
konuşma metni, hukuk açısından da bütünlük içinde değerlendirilmelidir.
Bütünlükten kopararak alıntı yapılıp, bu alıntı üzerine iddianamenin
temellendirilmesi, hukuka aykırı olduğu gibi iddia makamının yansızlığını da yok
etmektedir. Bu durum, iddia makamının lehe delil yükümlülüğünü ihlal etmesi
anlamına geldiği gibi, iyi niyet ve tarafsızlık kurallarıyla da bağdaşmamaktadır.
47) İddianamenin 49uncu sayfasında yer alan 47 numaralı iddiada (EK-
47) yer alan konuşmasında Başbakan ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip
ERDOĞAN; Türkiyede yaşanan başörtüsü sorununun, bir insan hakkı ve özgürlük
sorunu olduğuna vurgu yapan, kimi çevrelerin siyasi simge nitelemelerinin, sorunun
karakterini değiştirmediğini belirten, kaldı ki simge ve sembollerin bile
yasaklanamayacağını dile getiren bir değerlendirme ve tespittir.
a) İddia makamı, Başbakanın sözlerinde Türban kelimesi geçmediği
halde, iddianamedeki 47 numaralı iddia metninde yer alan Velev ki kelimesinden
sonra parantez açıp içine (Türban) kelimesi yazmak suretiyle, tırnak içinde verilen
Başbakanın sözüne bir ilave yapmıştır. Görüldüğü üzere iddia makamı, konuşma
metninde Başörtüsü tabiri kullanıldığı halde bunun yerine Türban kelimesini
ikame ederek, türbanın siyasi bir simge olması ve sadece AK Parti tarafından
kullanılıyor gibi gösterilerek kapatma kurgusu desteklemeye çalışmaktadır. Bu,
hukuken kabul edilemez. Hukuk devletinde iddia makamı, tırnak
içinde verilen
sözlere parantez açıp izahat getiremez. Orijinal konuşma metinlerini istediği gibi
değiştirip anlamlandıramaz. Orijinal metin ne ise onu aynen vermek zorundadır.
b) Başörtüsü siyasi bir simge değildir. Başörtüsü kullanan bayanlar,
başlarını inançları gereği örttüklerini ifade etmektedirler. Ancak buna rağmen
başörtüsünün kullanılmasına karşı olanlar, başörtüsünün siyasi bir simge olarak
kullanıldığını iddia etmektedirler.
Başörtüsü kullanmak, herhangi bir siyasi partiye mensubiyeti veya siyasi
tercihlerde yeknesaklığı göstermez. Bugün bütün siyasi partilerin hem üyeleri ve hem
de oy verenleri arasında başörtülü bayanlar vardır. Bu, tartışmadan uzak bir gerçeklik
olup, bunun aksini savunan da bugüne kadar çıkmamıştır. Bu tespitin doğruluğu,
başörtüsünün siyasi bir simge olduğu iddiasını da çürütmektedir.
c) Başbakan da konuşmasında, başörtüsünün siyasi bir simge olduğunu
kesinlikle söylememiştir. Aksine Başbakan, başörtüsünün siyasi bir simge olmadığını
açıklıkla ifade etmiş, bunun delili olarak ta her partide başörtülü bayanların olmasını
göstermiş ve başörtüsünün siyasi simge olduğu yönündeki iddiaların gerçeği
yansıtmadığına dikkat çekmiştir.
İddianamedeki konuşma incelendiğinde görülecektir ki Başbakan;
Dinin bir gereği olarak başını örttüğüne inanan ve bunu bu şekilde uygulayana ve
neden örttüğünü de açıklayan bayanlara, Sen bunu siyasi simge olarak takıyorsun
diye diretilmesini, inancı gereği başını örten bayanların da bu ısrarlı itham ve itiraza
karşı; Hayır ben bunu siyasi simge olarak takmıyorum demeye devam etmesine
rağmen, siyasilerin ve bu itham sahiplerinin bu açık beyanlara itibar etmeleri
gerekirken, bunu yapmayıp kendi bildiklerini okumaya devam etmelerini
eleştirmektedir. Çünkü, başörtüsü siyasi bir simge değildir.
Kamuoyunda konunun Başbakanın iradesi dışında tartışılması ve
basında farklı yansıması üzerine Başbakan; Bir defa şimdi, bunun siyasi simge
olması için sadece AK Partinin çatısı altında, başörtüsü veya başörtülülerin olması
lazım. CHP çatısı altında veya CHPye oy verenlerin arasında başörtülü, türbanlı olan
yok mu, MHPde yok mu? DPsinde, ANAPında yok mu, DTPsinde yok mu? Hepsinde
var. Dolayısıyla kimse kalkıp da burada birbirine çamur atmaya kalkmasın. Her
vatandaş siyasi iradesini sandıkta ortaya koyuyor, başörtülüsü de başörtüsüzü de
koyuyor. Ama başörtülülerin içinde çok değişik partilere dağılmış bir irade var. Kalkıp
da başörtülülerin içerisinden AK Partiye oy verenleri cezalandırma yetkisini kim
kendinde buluyor? Veyahut da başı açık olan vatandaşlarımın değişik partilere oy
kullanması kimleri, niçin rahatsız eder? Bunu anlamakta zorluk çekiyoruz. Böyle şey
olamaz. Herkesin buna saygı duyması gerekir, bizim vatandaşlarımızın tümünü ayırt
etmeksizin saygı duyduğumuz gibi. açıklamasında bulunmuştur. Ancak iddia
makamı, bu açıklamaya da itibar etmemiştir.
Konuşmanın bütünlüğünde, başörtüsü yasağı taraftarları ile bizzat bu
pratiği gerçekleştirenler (başörtülüler) arasındaki diyalog verilmektedir. Bu diyalogda,
başörtülüler bunu dini gerekçelere dayandırırken, karşı taraftakiler, bir anlamda
onların kafasının içini biliyormuş gibi, siyasi simge olarak taktıklarını iddia ederek
yasağı savunmaktadırlar.
Başbakanın soru biçimindeki değerlendirmesi ise bu noktada,
başörtüsünü siyasi simge olarak takmanın suç kabul edilemeyeceği, simgelere ve
sembollere yasak getirilemeyeceği; özgürlükler noktasında dünyanın hiçbir yerinde
böyle bir yasağın olmadığıdır.
d) İddianın ekleri arasında CD var; ama deşifresi yok.
Ayrıca CD izlendiğinde, 22 Temmuz seçimleri öncesi NTVde yapılan
programın CDsi olduğu ve iddianamede tırnak içinde yazılı metinle ilgisinin
bulunmadığı açıktır.
47 Numaralı iddiada, 22 Temmuz seçimlerinden önce yapılmış bir
konuşma, Ocak 2008de yapılmış bir konuşma olarak sunulmuştur. Bu, iddianamenin
Türk yargılama hukukuna önemli bir katkısıdır.
48) İddianamenin 49uncu sayfasında yer alan 48 numaralı iddiada (EK-
48) yer alan konuşma; Başbakan ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip
ERDOĞANın; yükseköğrenimde kılık kıyafete dayalı olarak Türkiyede yıllardır
yaşanan hak mahrumiyeti sorununun çözümünde, parlamentoda oluşan mutabakat
üzerine Başbakanın yaptığı bir değerlendirmedir.
a) Türkiyede, yükseköğrenimde yaşanan başörtüsü sorunun varlığını
kabul etmeyen ve çözümüne dair görüşlerini kamuoyu ile paylaşmayan hiçbir siyasi
parti yoktur. Bazı siyasi partiler sorunun çözümünü parti programına koyarken,
bazıları milletvekillerine kanun teklifi verdirmiş ve bazıları ise sorunu çözmek
amacıyla yasal düzenlemeler yapmışlardır. Türkiye Büyük Millet Meclisi de, bu sorunu
incelemek üzere bir Araştırma Komisyonu kurmuştur.
Ayrıca Türkiyede sivil toplum örgütleri, üniversiteler, hukukçular,
öğrenciler, yazarlar, gazeteciler ve pek çok kişi de bu soruna dair değerlendirme ve
tespitlerde bulunmuş, çözüm önerileri sunmuştur. Hatta bu sorun, Anayasa
Mahkemesi ve İdari Yargıda dava konusu olup, mahkemelerce de tartışılmıştır. Bu
dava dahi, böyle bir sorunun varlığının delilidir.
Herkesin varlığını kabul edip çözümünü tartıştığı bir sorunu Başbakanın
dile getirmiş olması, ne laiklik ilkesine ve ne de Anayasaya aykırıdır. Aksinin kabulü,
Anayasanın 2inci maddesinde ifadesini bulan demokratik hukuk devleti ve 10uncu
maddesinde yer alan eşitlik ilkelerine açık bir aykırılıktır.
Kaldı ki demokratik hukuk devleti olan bir ülkede laiklik, öğrenim
hakkının teminatıdır. Demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiyede, ne
demokrasi, ne laiklik, ne hukuk başörtülü öğrencilerin yükseköğrenim hakkına
manidir.
Bir Başbakanın, ülkesinde yaşanan ve herkesin konuştuğu bir sorunu
konuşması ve çözümüne dair değerlendirmede bulunmasının ve beraberce bu sorunu
aşarız demesinin neresi Anayasaya aykırıdır?
b) Başbakanın; Yeni Anayasayı beklemeye gerek yok, onun çözümü çok
kolay. Oturup beraber mutabık kaldığımız bir cümleyle çözülür.(
)bizim kafamız gayet
nettir. Karmaşıktır diyenler, kendi kafalarının durumunu düşünsünler.(
) Türkiye hala
bu sorunu çözemiyorsa bu özgürlükler noktasında ciddi sıkıntıdır. Bunu beraber
aşarız. ifadeleri, muhalif siyasi partilerin bu konuda yaptıkları eleştirilere cevaptır.
Aynı zamanda AK Parti Genel Başkanı olan Başbakanın, şahsına ve
partisine dönük olarak siyasi partilerin yaptıkları eleştirilere cevap vermesi veya onları
eleştirmesi, demokratik hukuk devletinin gereği olup Anayasanın teminatı altındadır.
İddia makamının, Başbakanın başka partilere dönük eleştirisinin ve
cevabını, laiklik karşıtı veya Anayasa ihlali sayması, açık bir Anayasa ihlalidir.
Hukukumuzda Ak Parti, muhalifi siyasi partileri eleştiremez, eleştirirse laikliğe veya
Anayasaya aykırı olur ve kapatılır. diye bir Anayasa hükmü veya yasa hükmü de
yoktur.
Başbakanın bu sözlerinden Anayasa veya laiklik karşıtı bir anlam
çıkarmak da hukuken mümkün değildir. İddianame metninde geçen bu ifadeleri,
niyet okumak suretiyle başka anlamlara çekmek veya buna gizli anlamlar yüklemek,
hem hukuken ve hem de fiilen mümkün değildir. Hukuken mümkün değildir, çünkü
Anayasa ve hukukun evrensel ilkeleri, niyet okumayı menetmiştir. Fiilen mümkün
değildir, çünkü iddianamedeki metinde bunun ne anlamda kullanıldığı yoruma ve
tevile imkan bırakmayacak açıklık ve netliktedir. İddia makamı, niyet okuyucu
değildir, olamaz da. İddia makamı, somut gerçeklikten hareket eder, söylenilen sözü,
söyleyenin iradesine rağmen anlamlandıramaz. Aksinin kabulü, Anayasanın 2inci
maddesinde ifadesini bulan demokratik hukuk devleti ilkesinin açık ihlalidir.
49) İddianamenin 49uncu sayfasında yer alan 49 numaralı iddiada (EK-
49) yer alan konuşmasında Başbakan ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip
ERDOĞAN; Anayasanın 10uncu ve 42inci maddelerinin değiştirilmesi konusunda
Türkiye Büyük Millet Meclisinde oluşan siyasal mutabakat ve bu mutabakat
çerçevesinde başlatılan Anayasa değişikliği girişimi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcısının, Danıştay Başkanının ve Yargıtay Başkan Vekilinin bir birlerini izleyen
basın açıklamaları nedeniyle değerlendirme ve tespitlerde bulunmuştur.
a) İddia makamı, Başbakanın konuşmasını tam vermemiş, bazı
bölümlerini kırpmıştır. Başbakanın konuşmasının ilgili bölümünün tamamı aşağıdaki
gibidir: Onların işi gücü başörtüsü; şu, bu... Türkiye nereden nereye geldi, bunu
yazsana kardeşim. Bu ülkede, milletin kılığıyla kıyafetiyle kimsenin uğraşma hakkı
yok. Olmamalı... Bu, insanların, vatandaşların bireysel tercihidir. Bırak, bireysel tercihi
olarak nasıl giyiniyorsa öyle giyinsin. Sen ne karışıyorsun buna. Bu din ve vicdan
özgürlüğüne girmezmiş. Ne özgürlüğüne girer? Bizim önümüze ikide bir Anayasayı
çıkartmasınlar. En az onlar kadar Anayasayı biz de biliriz.
Bu ülkede eğer kuvvetler ayrılığı varsa, bu ülkede yasama, yürütme, ve
yargı erki birbirine müdahale etmeyecekse, herkes yerini, konumunu gayet iyi bilmeli.
Kimse yasama, yürütme organının üstünde kendini göremez, bulamaz. Özellikle de
kimse ihsası reyde bulunamaz. Yargı makamı ihsası rey makamı değildir. Onlar da
görevini, Anayasanın tayin ettiği şartlar içerisinde yapmaya mecburdur. Demokratik
hayatın temel unsurları olan siyasi partileri, baskı altına almaya kimse gayret
etmesin.
Bizim gayemiz, Atatürkün ifade ettiği, muasır medeniyet seviyesine
Türkiyeyi çıkarmak.
b) Anayasaya göre; Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili
organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa
bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet
yetkisi kullanamaz. (Anayasa, m. 6)
Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu
yetki devredilemez. (Anayasa, m. 7)
Yürütme yetkisi ve görevi, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu
tarafından, Anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir.
(Anayasa, m. 8)
Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır.(
Anayasa, m. 9)
Türkiye Büyük Millet Meclisinin görev ve yetkileri, kanun koymak,
değiştirmek ve kaldırmak; Bakanlar Kurulunu ve bakanları denetlemek; Bakanlar
Kuruluna belli konularda kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi vermek; bütçe
ve kesinhesap kanun tasarılarını görüşmek ve kabul etmek; para basılmasına ve
savaş ilânına karar vermek; milletlerarası andlaşmaların onaylanmasını uygun
bulmak, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının beşte üç çoğunluğunun kararı
ile genel ve özel af ilânına ve Anayasanın diğer maddelerinde öngörülen yetkileri
kullanmak ve görevleri yerine getirmektir. (Anayasa, M. 87)
Kanun teklif etmeye Bakanlar Kurulu ve milletvekilleri yetkilidir.
Kanun tasarı ve tekliflerinin Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülme
usul ve esasları İçtüzükle düzenlenir. (Anayasa, m. 88)
Anayasanın değiştirilmesi Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının
en az üçte biri tarafından yazıyla teklif edilebilir. Anayasanın değiştirilmesi hakkındaki
teklifler Genel Kurulda iki defa görüşülür. Değiştirme teklifinin kabulü Meclisin üye
tamsayısının beşte üç çoğunluğunun gizli oyuyla mümkündür.
Anayasanın değiştirilmesi hakkındaki tekliflerin görüşülmesi ve kabulü,
bu maddedeki kayıtlar dışında, kanunların görüşülmesi ve kabulü hakkındaki
hükümlere tâbidir.
Cumhurbaşkanı Anayasa değişikliklerine ilişkin kanunları, bir daha
görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisine geri gönderebilir. Meclis, geri
gönderilen Kanunu, üye tamsayısının üçte iki çoğunluğu ile aynen kabul ederse
Cumhurbaşkanı bu Kanunu halkoyuna sunabilir.
Meclisce üye tamsayısının beşte üçü ile veya üçte ikisinden az oyla kabul
edilen Anayasa değişikliği hakkındaki Kanun, Cumhurbaşkanı tarafından Meclise
iade edilmediği takdirde halkoyuna sunulmak üzere Resmî Gazetede yayımlanır.
Doğrudan veya Cumhurbaşkanının iadesi üzerine, Meclis üye
tamsayısının üçte iki çoğunluğu ile kabul edilen Anayasa değişikliğine ilişkin kanun
veya gerekli görülen maddeleri Cumhurbaşkanı tarafından halkoyuna sunulabilir.
Halkoylamasına sunulmayan Anayasa değişikliğine ilişkin Kanun veya ilgili maddeler
Resmî Gazetede yayımlanır.
Halkoyuna sunulan Anayasa değişikliklerine ilişkin kanunların yürürlüğe
girmesi için, halkoylamasında kullanılan geçerli oyların yarısından çoğunun kabul oyu
olması gerekir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Anayasa değişikliklerine ilişkin kanunların
kabulü sırasında, bu Kanunun halkoylamasına sunulması halinde, Anayasanın
değiştirilen hükümlerinden, hangilerinin birlikte hangilerinin ayrı ayrı oylanacağını da
karara bağlar.
Halkoylamasına, milletvekili genel ve ara seçimlerine ve mahallî genel
seçimlere iştiraki temin için, kanunla para cezası dahil gerekli her türlü tedbir alınır.
(Anayasa, m. 175)
Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk
Milletine ait olduğu ve bunu millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve
kuruluşun, bu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla
belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı;
Kuvvetler ayrımının, Devlet organları arasında üstünlük sıralaması
anlamına gelmeyip, belli Devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret ve
bununla sınırlı medenî bir işbölümü ve işbirliği olduğu ve üstünlüğün ancak Anayasa ve
kanunlarda bulunduğu (Anayasa, Başlangıç, 3-4üncü paragraf)
Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare
makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır.
Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz. (Anayasa, m. 11)
Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare
makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kuralları olduğu ve
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Yargıtay Başkanvekili ve Danıştay Başkanı hem bu
kurallara uymak ve hem de uygulamakla yükümlü olduğu halde, kuvvetler ayrılığı
ilkesini çiğneyerek Türkiye Büyük Millet Meclisinin yasama yetkisine müdahale
sayılabilecek açıklamalarda bulunmuşlardır.
Halbuki yukarıda verilen Anayasa hükümlerinde de açıkça görüleceği gibi
Anayasayı değiştirme (Tali kurucu iktidar) yetkisi, mutlak şekilde siyaset kurumuna
ve bu kurumun doruğundaki yasama organına tanınmıştır. Bu yetki, monopol bir
yetkidir ve paylaşılamaz. Değişiklik sırasında vatandaşların ve kurumların görüş
bildirmelerinden doğal bir şey olamaz. Ancak, girişimi önlemeye yönelik ve kendini
kurucu iktidar yetkisinin üstünde gören anlayışa dayalı açıklamalar ve
yönlendirmeler, kimden ve hangi kurumdan gelirse gelsin hiçbir normatif değeri
olamaz. Demokratik hukuk devletinde, kurucu iktidarın üzerinde hiçbir güç ve kurum
yoktur.
Başbakan, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Danıştay Başkanı ve Yargıtay
Başkanvekiline Anayasanın bu hükümlerini farklı bir üslupla hatırlatarak eleştiride
bulunmuş ve herkesi Anayasal sınırlar içerisinde görevini yapmalarını istemiştir.
Başbakanın bu tavrı, siyasete emsal olabilecek bir tavırdır. Bu itibarla, yüksek yargı
organlarımız dahil, hiçbir dinamik Anayasayı değiştirme iktidarı konusunda kendisine
özel bir misyon biçemez.
b) Anayasa veya yasalarımızda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Danıştay
Başkanı veya Yargıtay Başkanvekili ve görüşleri eleştirilemez diye bir kural yoktur.
Herkesin ve görüşünün eleştirisi mümkün olduğu gibi onların ve de görüşlerinin
eleştirisi de mümkündür.
Demokratik hukuk devletlerinde; eleştirilmez kişi, görüş, kurum veya
makam yoktur. Sadece otoriter veya totaliter rejimlerde eleştirilmez kişi, görüş,
kurum veya makam olabilir.
Düşünce ve kanaat hürriyeti (Anayasa, m. 25) ve Düşünceyi açıklama
ve yayma hürriyeti (Anayasa, m. 26) Anayasamızın tanıyıp teminat altına aldığı, hak
ve hürriyetlerdendir. Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka
yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahip olduğu gibi
Başbakan da sahiptir. Anayasanın herkese tanıdığı bir hak ve hürriyeti, Başbakandan
esirgediği düşünülemez. Herkes gibi Başbakanın da Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı,
Danıştay Başkanı veya Yargıtay Başkanvekilinin veya mensubu oldukları kurumun
görüşlerine katılmamak veya gerektiğinde onları eleştirme hak ve yetkisi vardır. İddia
makamının bu hak ve yetkiyi, yok sayma veya yok etme hak ve yetkisi yoktur.
Hiçbir hukuk devletinde iddia makamı, bir kişiyi, Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcısı, Danıştay Başkanı veya Yargıtay Başkanvekilini eleştirdi veya onların
görüşlerine katılmadı diye siyasi yasaklı hale gelmesini talep etmez ve edemez.
Hiçbir hukuk devletinde iddia makamının, hakkında iddianame
düzenlediği kişilerin açıklamalarını söylendikleri yer, zaman ve neden bağlamından
koparıp, muhatabını görmezlikten gelip, daha da vahimi söyleneni veya yapılanı
söyleyen veya yapanın iradesi dışında kendi anlayışına göre değerlendirip, söyleyenin
veya yapanın hiç kastetmediği ve hatta aklına bile getirmediği anlamlar yüklemesi ve
bundan dolayı sorumlularının tecziyesini talep ve dava etmesi söz konusu olamaz.
Aksinin kabulü ve yapılmaması, hukukun evrensel ilkeleri ve Anayasanın 2inci
maddesinde ifadesini bulan hukuk devleti ilkesinin ayaklar altına alınmasıdır.
50) İddianamenin 50inci sayfasında yer alan 50 numaralı iddiada (EK-
50) yer alan konuşmasında Başbakan ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip
ERDOĞAN; laiklik ilkesi ile ilgili değerlendirme ve tespitlerde bulunmuştur.
a) Başbakan, laiklik ilkesinin hem Müslümanlar ve hem de diğer dinlere
mensup olanlar için eşit davranmayı gerekli kıldığını, Müslümana farklı laiklik
uygulaması, diğer din mensuplarına farklı laiklik uygulamasının yanlışlığını ifade için
bu değerlendirmeleri yapmıştır.
Başbakanın bu değerlendirmeleri Anayasamızda ifadesini bulan laiklik
ilkesiyle de uyumludur.
Anayasamıza göre laiklik; Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ayrılmaz ve
değiştirilmez bir vasfı (Anayasa, m.2,4) olup, hiçbir zaman dinsizlik değildir ve kişilerin
dinini yaşamasına veya dindar olmasına da mani değildir. Aksine laiklik; bütün
dinlerin, inançların ve ibadetlerin teminatı, bu konulardaki hürriyetin ifadesidir. Bu
husus, Anayasanın 2inci maddesinin gerekçesinde de açıkça ifade edilmiştir: Hiçbir
zaman dinsizlik anlamına gelmeyen laiklik ise, her ferdin istediği inanca, mezhebe
sahip olabilmesi, ibadetini yapabilmesi ve dini inançlarından dolayı diğer
vatandaşlardan farklı bir muameleye tabi kılınmaması anlamına gelir. (Burhan Kuzu,
Anayasa Metinleri ve İlgili Mevzuat, Filiz Kitabevi, 3. Baskı, İstanbul - 1993, S. 3)
Nitekim Anayasamıza göre de laik Türkiye Cumhuriyeti Devleti, din ve
vicdan özgürlüğünü bir hak olarak tanımış ve teminat altına almıştır. Anayasada yer
alan; Herkes, vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir.
14üncü madde hükümlerine aykırı olmamak şartıyla ibadet, dini ayin ve
törenler serbesttir.
Kimse ibadete, dini ayin ve törenlere katılmaya, dini inanç ve kanaatlerini
açıklamaya zorlanamaz; dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve
suçlanamaz. (Anayasa, m. 24/1-3) ifadeleri, bunun delilidir.
Anayasa, Anayasa Mahkemesi ve doktrin dahil herkes laikliğin, her dine,
her inanca ve her mezhebe eşit mesafede olmayı gerektirdiğini, din ve vicdan
özgürlüğünün tam manada laikliğin teminatı altında olduğunu açıklıkla ifade
etmiştir. Herkes laikliğin din, inanç ve ibadet hürriyetinin teminatı olduğunu ve
dindarlığa mani olmadığını söylüyor, Başbakan da laikliğin din, inanç ve ibadet
hürriyetinin teminatı olduğunu ve dindarlığa mani olmadığını, dindar bir kişinin de
laiklik ilkesini benimseyebileceğini söylüyor.
Başbakan, Bir taraftan din ve vicdan özgürlüğü diyeceksiniz, öbür
taraftan kalkıp Müslüman için böyle bir defans uygulayacaksın. Bu defansı
uygulamaya bir defa kimsenin hakkı yok ifadelerini, laiklik ilkesiyle bağdaşmayan
uygulamalar için söylemiş ve laikliğin doğru uygulanması gerektiğine vurgu için
kullanmıştır. Özetle ifade etmek gerekirse Başbakanın söylediği, Anayasa, Anayasa
Mahkemesi ve doktrinin söylediklerinin, farklı bir üslupla tekrar ve ifadesidir.
Başbakanın bu sözlerinden Anayasa veya laiklik karşıtı bir anlam
çıkarmak da hukuken mümkün değildir. İddianame metninde geçen bu ifadeleri,
niyet okumak suretiyle başka anlamlara çekmek veya buna gizli anlamlar yüklemek,
hem hukuken ve hem de fiilen mümkün değildir. Hukuken mümkün değildir, çünkü
Anayasa ve hukukun evrensel ilkeleri, niyet okumayı menetmiştir. Fiilen mümkün
değildir, çünkü iddianamedeki metinde bunun ne anlamda kullanıldığı yoruma ve
tevile imkan bırakmayacak açıklık ve netliktedir. İddia makamı, niyet okuyucu
değildir, olamaz da. İddia makamı, somut gerçeklikten hareket eder, söylenilen sözü,
söyleyenin iradesine rağmen anlamlandıramaz. Aksinin kabulü, Anayasanın 2inci
maddesinde ifadesini bulan demokratik hukuk devleti ilkesinin açık ihlalidir.
c) Ayrıca iddia makamı, delillerin toplanmasında tarafsızlık ve ciddiyet
ilkesine sadık kalsaydı, lehe delilleri de toplama konusundaki yasal yükümlülüğüne
riayet etmiş olsaydı, Başbakanın o konuşmasında geçen ve gazetelerde de yer alan;
Halkı Müslüman, demokratik ve laik bir ülke olarak medeniyetler
arasında iletişim kurulmasında önemli bir rol oynayabileceğimiz gerçektir.
Partimizi kurduğumuzda programımıza yerleştirdiğimiz ilke şudur: bizim
partimiz din eksenli bir parti değildir. Bizim partimiz muhafazakar demokrat bir
partidir ve süreci bu şekilde çalıştırırken halkımızın da yaklaşık %99u müslümandır.
Her dinin mensupları arasında aşırılar çıkabilir. Ama gelin biz bu
aşırılıklara karşı çıkalım. Aşırılıkların karşısında hep birlikte beraber olalım.
Dayanışma içinde olalım.
Şeklindeki beyanlarını da görebilir ve daha sağlıklı sonuca varabilirdi.
Başbakanın bu ifadeleri, iddia makamının iddiasını temelden çökertmekte, onu
tekzip etmektedir. Ancak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının gerçeği arama kaygısına
dayanmayan hedefi ve önyargısı, bütün konuşmalarda olduğu gibi bu delilde de
kırpma yöntemini uygulamıştır.
51) İddianamenin 50inci sayfasında yer alan 51 numaralı iddiada (EK-
51) yer alan konuşmasında Başbakan ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip
ERDOĞAN; mesleki ve teknik eğitime büyük önem verdiklerine ve meslek liselerine
uygulanan katsayı sorunun çözüleceğine dair değerlendirme ve tespitlerde
bulunmuştur.
Meslek Liselerinde yaşanan katsayı sorunu, Türk eğitimimin ortak
sorunudur. Bizim konuya yaklaşımımız, İmam-Hatip Liseleri özelinde değildir, genel
bir yaklaşımdır. Cumhurbaşkanının bir daha görüşülmek üzere Meclise geri
gönderdiği tasarı da sadece İmam Hatip Liselerini değil bütün mesleki ve teknik
eğitimi kapsamaktadır. Ancak bu sorunda taraf olanlar, her vesile ile Meslek
liselerindeki katsayı sorununu sadece İmam-Hatip Lisesi sorununa indirgemişlerdir.
Biz, bizim dışımızda yapılan bu değerlendirmelere karşı olduğumuzu her defasında
ifade ettik. Eşitlikçi bir bakışı benimsedik.
Bu yaklaşım laikliğe karşıtlık değil, laikliğin gerçek anlamı ile
kullanılmasına yöneliktir. Laikliğin toplumdaki herhangi bir insanı, üstelik resmi bir
okulda okumasından ötürü dışlayan ve tehlike gösteren bir gereği varmış gibi
gösterenlerin asıl olarak laikliğe zarar verdiğini ifade eden bir yaklaşımdır. Bu
yaklaşım laikliğe karşıtlık değil, laikliğin gerçek anlamı ile kullanılmasına yöneliktir.
İmam Hatip Liseleri de diğer liseler gibi Devletin kurduğu, giderlerini
karşıladığı, öğretmenlerini atadığı, yönetimi icra ettiği, program ve kitaplarını tespit
edip uygulattığı, öğrencisini devletin kaydettiği ve mezununa diplomasını verdiği,
kısaca devletin gözetim ve denetimi altında faaliyet gösteren bir okuldur. Bir yandan
bu okulların faaliyetini sürdürmeyi Anayasaya uygun bir devlet görevi sayarken, diğer
yandan bu okulların ve burada okuyan öğrencilerin sorunlarına dair değerlendirme ve
tespitlerde bulunmayı ve sorunların giderilmesi için çaba sarfetmeyi Anayasaya aykırı
saymak ve işin vahimi bu kabulün dayanağı olarak Anayasayı göstermek, hakla,
hukukla ve Anayasa ile izahı kabil olmayan yaman ve temel bir çelişkidir. Devlet,
kendi eğitim-öğretim kurumlarına ikircikli bakmaz ve bakılmasına da müsaade
etmez. Ne gariptir ki iddianame, bu okullara ikircikli yaklaşmamayı Anayasa ihlali ve
parti kapatma nedeni sayan, hukuk dışı bir yaklaşıma sahiptir.
Üniversiteye girişte uygulanan katsayı adaletsizliğinin kaldırılmasını
savunmak ve bu yönde çalışma yapmak, Anayasaya kesinlikle aykırı değildir. Bunun
aksinin kabulü, 1998 senesine kadar böyle bir uygulama olmaması nedeniyle, bütün
hükümetlerin ve idarenin Anayasayı ihlal ettiği anlamına gelir ki bu doğru değildir.
Zira meslek liseleri, 1998 yılına kadar üniversite sınavlarında farklı katsayı
uygulamasına tabi değildi. Farklı katsayı uygulaması, 1998de başladı. 1998e kadar
Anayasaya ve laikliğe aykırı olmayan üniversiteye giriş sistemindeki puan hesaplama
usulü, meslek liseleri bakımından hem de Anayasa değişmediği halde 1998den
sonra Anayasaya aykırı hale gelmesi veya getirilmesi ve daha da kötüsü bunun bir
siyasi partinin kapatılmasının nedeni gösterilmesi, Anayasadan kaynaklanmamakta,
Anayasaya rağmen yapılan uygulamalardan kaynaklanmaktadır.
Pek çok siyasetçi, akademisyen, araştırmacı, yazar, gazeteci, sivil toplum
örgütü ve siyasi parti tarafından dile getirilen Meslek liselerine uygulanan katsayı
adaletsizliği sorunu, onlar için Anayasa ve laiklik ilkesine aykırı görülmez iken, aynı
sorunları AK Partinin dile getirmesi halinde Anayasa ve laiklik ilkesine aykırı görülüp
Anayasanın 69uncu maddesine göre kapatılma nedeni sayılması ve hakkında dava
açılması, Anayasanın 2inci maddesinde ifadesini bulan demokratik devlet ilkesi ile
10uncu maddesindeki eşitlik ilkesine açık bir aykırılıktır. Bu, bir çifte standarttır.
Anayasaya aykırılığın, söylenene veya yapılana göre değil de söyleyene veya yapana
göre belirlendiğinin ispatıdır. Hukuk devletinde sözler veya fiiller, söyleyene göre
adalet terazisinde tartılmaz.
Kişilerin dindar olmasından veya resmi okulda din eğitimi ağırlıklı
okumayı tercih etmiş olmasından hareketle laik olmamakla suçlanması doğru
değildir. Kişi dindar olabilir; ama devlet laiktir. Kişi bakımından sırf dindar diye laik
olmamakla suçlamak haksızlıktır.
Dolayısıyla bu sözlerde laikliğe karşı bir anlam ve laiklik ilkesine yönelik
bir saldırı yoktur. Tam tersine laiklik ilkesinin kuvvetlendirmeye ve onu istismar
edenlerin ellerinden kurtarmaya çalışarak laiklik ilkesinin hiç kimseyi dışlamadığına
dair bir değerlendirme ve tespittir.
Hukuk devletinde iddia makamı, somut gerçeklikten hareket eder,
kendince anlam yükleme veya anlamı başkalaştırma yoluyla delil uyduramaz.
Bir Başbakanın, hem de eğitimle ilgili bir kampanyanın başlatılması
sırasında mesleki ve teknik eğitime verdiği önemi belirtmesinin ve de yaşadıkları
katsayı sorununun çözümüne dair açıklamada bulunmasının neresi laiklik ilkesine
aykırıdır? Laiklik ilkesine asıl aykırı olan, Başbakanın sözlerinden, onun iradesi
dışında gizli anlamlar çıkarmak ve bundan da onun sorumluluğu cihetine gitmektir.
52) İddianamenin 50-51inci sayfalarında yer alan 52 numaralı iddia (EK-
52), İdarenin düzenleyici bir işleminin seyrine dair haberlerden ve Başbakan ve AK
Parti Genel Başkanı Recep Tayyip ERDOĞAN konuya dair bir açıklamasından
oluşmaktadır.
a) Diyanet İşleri Başkanlığı, Anayasal bir kuruluştur. Anayasanın 136ıncı
maddesine göre; Genel idare içinde yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı, lâiklik ilkesi
doğrultusunda, bütün siyasî görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe
dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek, özel kanununda gösterilen görevleri
yerine getirir. Anayasanın bu hükmüne müsteniden kurulan Diyanet İşleri
Başkanlığının kuruluş kanuna göre; İslam Dininin inançları, ibadet ve ahlak esasları
ile ilgili işleri yürütmek, din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini
yönetmek üzere; Başbakanlığa bağlı Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmuştur.
(22.06.1965 Tarih ve 633 Sayılı Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri
Hakkında Kanun, m. 1) Diyanet İşleri Başkanlığı, Anayasal ve yasala görevlerini yerine getirirken, yasalardan aldığı yetkiye müsteniden yönetmelikler çıkarabilir. Nitekim pek çok
yönetmelik çıkarmıştır.
b) Anayasanın 69uncu maddesinin altıncı fıkrasına göre; belli şartların
varlığı halinde sadece siyasi partinin üyelerinin veya doğrudan ve kararlılık içinde
siyasi partinin yetkili organlarının yaptıkları eylemleri, parti kapatma nedenidir.
Diyanet İşleri Başkanlığı, yürütmenin içinde yer alan ve yürütme görevi
yapan bir Anayasal kuruluştur. AK Partinin üyesi değildir.
Yürütme içinde yer alan bir Anayasal kuruluşun iş ve işlemleri, AK Partiye
bağlanamaz. Zira yürütme ayrı bir Anayasal organdır, AK Parti ayrı bir tüzelkişiliktir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının bu iddiası da açık bir Anayasa ihlalidir.
c) Başbakanın Öğrencilerin önündeki eğitim engellerinin kaldırılması
gerektiğini ifadesi de laiklik ve Anayasa ile uyumludur. Zira din ve vicdan özgürlüğü,
evrensel temel hukuk metinlerine girmiş ve Anayasanın 24üncü maddesinde
düzenlenerek teminat altına alınmış bir insan hakkıdır. Her Türk vatandaşının,
inandığı dine ait kutsal kitabı öğrenme hakkı din ve vicdan özgürlüğünün bir gereği
olup, laiklik ilkesinin de teminatı altındadır (Anayasa, m. 2, 24). % 99u Müslüman
olan Türk toplumu bakımından Kuran öğrenim hakkı da evleviyetle böyledir. Ayrıca
bu konuda devletin de pozitif yükümlülüğü vardır. Bir Anayasal kuruluş olan Diyanet
İşleri Başkanlığının (Anayasa, m. 136, özel yasa) normatif misyonlarından birisi de
budur.
Din ve vicdan özgürlüğü kapsamında olan Kuran öğreniminin, Tevhid-i
Tedrisat Kanunun sınırları içerisinde nasıl gerçekleştirileceği sorunu, elbette ki bir
eğitim politikası sorunudur. Bu sorunun çözümü de değişik partilerin değişik politika
ve proje üretmeleri, siyasal çoğulcuğun ve siyasal düşünce özgürlüğünün gereğidir. Bu
konuda farklı görüşlerin serdedilmesini Anayasaya aykırı sayan bir anlayış,
savunulamaz.
Ayrıca Diyanet İşleri Başkanlığının açtığı ve işlettiği Kuran Kursları, yasal
ve resmi Kuran Kurslarıdır. Bunların işleyişi de yeni değil eskidir. Devletin gözetim ve
denetiminde yapılan bir faaliyete dair Başbakanın açıklamada bulunması ve
sorunlarının çözüleceğini söylemesinin neresi Anayasa ve laiklik ilkesine aykırıdır?
53) İddianamenin 51inci sayfasında yer alan 53 numaralı iddiada (EK-
53) yer alan konuşmasında Başbakan ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip
ERDOĞAN; Yükseköğretim Kanunu ve Yükseköğretim Personel Kanununda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanununun Cumhurbaşkanı tarafından bir daha görüşülmek
üzere Türkiye Büyük Millet Meclisine geri gönderilmesinin ardından yeniden
gündeme alınmamasıyla ilgili eleştirilere cevap vermiştir.
a) Meslek Liselerinde yaşanan katsayı sorunu, Türk eğitimimin ortak
sorunudur. Bizim konuya yaklaşımımız, İmam-Hatip Liseleri özelinde değildir, genel
bir yaklaşımdır. Cumhurbaşkanının bir daha görüşülmek üzere Meclise geri
gönderdiği tasarı da sadece İmam Hatip Liselerini değil bütün mesleki ve teknik
eğitimi kapsamaktadır. Ancak bu sorunda taraf olanlar, her vesile ile Meslek
liselerindeki katsayı sorununu sadece İmam-Hatip Lisesi sorununa indirgemişlerdir.
Biz, bizim dışımızda yapılan bu değerlendirmelere karşı olduğumuzu her defasında
ifade ettik. Eşitlikçi bir bakışı benimsedik.
Bu yaklaşım laikliğe karşıtlık değil, laikliğin gerçek anlamı ile
kullanılmasına yöneliktir. Laikliğin toplumdaki herhangi bir insanı, üstelik resmi bir
okulda okumasından ötürü dışlayan ve tehlike gösteren bir gereği varmış gibi
gösterenlerin asıl olarak laikliğe zarar verdiğini ifade eden bir yaklaşımdır. Bu
yaklaşım laikliğe karşıtlık değil, laikliğin gerçek anlamı ile kullanılmasına yöneliktir.
İmam Hatip Liseleri de diğer liseler gibi Devletin kurduğu, giderlerini
karşıladığı, öğretmenlerini atadığı, yönetimi icra ettiği, program ve kitaplarını tespit
edip uygulattığı, öğrencisini devletin kaydettiği ve mezununa diplomasını verdiği,
kısaca devletin gözetim ve denetimi altında faaliyet gösteren bir okuldur. Bir yandan
bu okulların faaliyetini sürdürmeyi Anayasaya uygun bir devlet görevi sayarken, diğer
yandan bu okulların ve burada okuyan öğrencilerin sorunlarına dair değerlendirme ve
tespitlerde bulunmayı ve sorunların giderilmesi için çaba sarfetmeyi Anayasaya aykırı
saymak ve işin vahimi bu kabulün dayanağı olarak Anayasayı göstermek, hakla,
hukukla ve Anayasa ile izahı kabil olmayan yaman ve temel bir çelişkidir. Devlet,
kendi eğitim-öğretim kurumlarına ikircikli bakmaz ve bakılmasına da müsaade
etmez. Ne gariptir ki iddianame, bu okullara ikircikli yaklaşmamayı Anayasa ihlali ve
parti kapatma nedeni sayan, hukuk dışı bir yaklaşıma sahiptir.
Üniversiteye girişte uygulanan katsayı adaletsizliğinin kaldırılmasını
savunmak ve bu yönde çalışma yapmak, Anayasaya kesinlikle aykırı değildir. Bunun
aksinin kabulü, 1998 senesine kadar böyle bir uygulama olmaması nedeniyle, bütün
hükümetlerin ve idarenin Anayasayı ihlal ettiği anlamına gelir ki bu doğru değildir.
Zira meslek liseleri, 1998 yılına kadar üniversite sınavlarında farklı katsayı
uygulamasına tabi değildi. Farklı katsayı uygulaması, 1998de başladı. 1998e kadar
Anayasaya ve laikliğe aykırı olmayan üniversiteye giriş sistemindeki puan hesaplama
usulü, meslek liseleri bakımından hem de Anayasa değişmediği halde 1998den
sonra Anayasaya aykırı hale gelmesi veya getirilmesi ve daha da kötüsü bunun bir
siyasi partinin kapatılmasının nedeni gösterilmesi, Anayasadan kaynaklanmamakta,
Anayasaya rağmen yapılan uygulamalardan kaynaklanmaktadır.
Pek çok siyasetçi, akademisyen, araştırmacı, yazar, gazeteci, sivil toplum
örgütü ve siyasi parti tarafından dile getirilen Meslek liselerine uygulanan katsayı
adaletsizliği sorunu, onlar için Anayasa ve laiklik ilkesine aykırı görülmez iken, aynı
sorunları AK Partinin dile getirmesi halinde Anayasa ve laiklik ilkesine aykırı görülüp
Anayasanın 69uncu maddesine göre kapatılma nedeni sayılması ve hakkında dava
açılması, Anayasanın 2inci maddesinde ifadesini bulan demokratik devlet ilkesi ile
10uncu maddesindeki eşitlik ilkesine açık bir aykırılıktır. Bu, bir çifte standarttır.
Anayasaya aykırılığın, söylenene veya yapılana göre değil de söyleyene veya yapana
göre belirlendiğinin ispatıdır. Hukuk devletinde sözler veya fiiller, söyleyene göre
adalet terazisinde tartılmaz.
Kişilerin dindar olmasından veya resmi okulda din eğitimi ağırlıklı
okumayı tercih etmiş olmasından hareketle laik olmamakla suçlanması doğru
değildir. Kişi dindar olabilir; ama devlet laiktir. Kişi bakımından sırf dindar diye laik
olmamakla suçlamak haksızlıktır.
Başbakanın bu sözlerinde laikliğe karşı bir anlam ve laiklik ilkesine
yönelik bir saldırı yoktur. Tam tersine laiklik ilkesinin kuvvetlendirmeye ve onu
istismar edenlerin ellerinden kurtarmaya çalışarak laiklik ilkesinin hiç kimseyi
dışlamadığına dair bir değerlendirme ve tespittir.
Hukuk devletinde iddia makamı, somut gerçeklikten hareket eder,
kendince anlam yükleme veya anlamı başkalaştırma yoluyla delil uyduramaz.
b) Başbakan konuşmasında; Bugün çok şükür Türkiyenin geleceğini
masaya yatıracak, Türkiyenin yarınları adına umutlarımızı tazeleyecek bir zihin ve
ufuk açıklığı dönemini yaşıyoruz.
20 aylık bir iktidarın başı olarak, aldığımız bu pozitif mesafelerden ve
eşiğinde olduğumuz bu yeni sıçrama noktasından, sıkıntılarıyla beraber de olsa büyük
bir haz duymaktayız.
Her şeyden önce bakışımız tepki içerikli olmamalı, bakışımız aklın, ilmin,
tecrübenin gerektirdiği neyse buna dayalı olmalıdır. Eğer tepkisel bakışlarla yarınların
adımlarını atacak olursak, kazanımlarla değil her geçen gün kayıplarla yola devam
ederiz. Sadece kişisel, kurumsal kayıplar değil, devlet, millet olarak kayıplar değil,
tarih olarak da gelecek nesilleri bile kayba uğratırız. Burada çok hassas olmaya
mecburuz. Aklı, ilmi, tecrübeyi, netice alacak şekilde değerlendirmemiz lazım
Hükümet olarak yönetim anlayışımızın anahtarı şeklinde nitelediğimiz değişim
reformunun sadece biz ve sizlerin değil, bu toplumun tamamının ortak iradesi ve
beklentisi olduğu aşikardır
Türkiyenin aydınlık bir geleceğe yürümek adına
vizyonunu belirlerken, bu ortak irade doğrultusunda rota izlemeyi görev bildiklerini
açıklıkla vurgulamıştır. Ancak iddia makamı, Başbakanın konuşmasının bu kısmını
iddianameye almamıştır.
Bir Başbakanın ülke sorunlarını konuşurken, Bakışımız tepki içerikli
olmamalı, Bakışımız aklın, ilmin, tecrübenin gerektirdiği neyse buna dayalı
olmalıdır, Eğer tepkisel bakışlarla yarınların adımlarını atacak olursak, kazanımlarla
değil her geçen gün kayıplarla yola devam ederiz. Sadece kişisel, kurumsal kayıplar
değil, devlet, millet olarak kayıplar değil, tarih olarak da gelecek nesilleri bile kayba
uğratırız., Burada çok hassas olmaya mecburuz. Aklı, ilmi, tecrübeyi, netice alacak
şekilde değerlendirmemiz lazım
ve Hükümet olarak yönetim anlayışımızın
anahtarı şeklinde nitelediğimiz değişim reformunun sadece biz ve sizlerin değil, bu
toplumun tamamının ortak iradesi ve beklentisi olduğu aşikardır
Türkiyenin aydınlık
bir geleceğe yürümek adına vizyonunu belirlerken, bu ortak irade doğrultusunda rota
izlemeyi görev bildiklerini ifade etmesinin neresi laiklik ilkesine veya Anayasaya
aykırıdır? Bu ifadeler, çoğulcu demokratik bir toplumda kınanacak değil takdir edilip
alkışlanacak sözlerdir.
b) Başbakanın iddianamede geçen Şunu hatırlatmak isterim, biz bunun
ikincisini de yaparız, yapardık. Ama bunun bedelini siz ödemeye hazır mısınız? Bunun
bedeli var. Biz hükümet olarak bu bedeli ödemeye hazır değiliz. Çünkü daha önce
ödenen bedeller var. Biz şimdi bu meslek liselerinde okuyanlara da aynı bedeli
ödetemeyiz. Bunun için de bu adımı atamayız. Toplum buna hazır olduğu zaman bu
adım atılır. sözlerinden Anayasa veya laiklik karşıtı bir anlam çıkarmak da hukuken
mümkün değildir. Halka açık bir toplantıda alenen yapılan konuşmadan alınmış bu
sözleri, niyet okumak suretiyle başka anlamlara çekmek veya buna gizli anlamlar
yüklemek, hem hukuken ve hem de fiilen mümkün değildir. Hukuken mümkün
değildir, çünkü Anayasa ve hukukun evrensel ilkeleri, niyet okumayı menetmiştir.
Fiilen mümkün değildir, çünkü iddianamedeki metinde bunun ne anlamda kullanıldığı
yoruma ve tevile imkan bırakmayacak açıklık ve netliktedir. İddia makamı, niyet
okuyucu değildir, olamaz da. İddia makamı, somut gerçeklikten hareket eder,
söylenilen sözü, söyleyenin iradesine rağmen anlamlandıramaz. Aksinin kabulü,
Anayasanın 2inci maddesinde ifadesini bulan demokratik hukuk devleti ilkesinin
açık ihlalidir.
Başbakanın bu sözleri, toplum huzurunu, istikrarını ve toplumsal barışı
koruyucu niteliktedir.
Ayrıca bu sözler, Başbakanın, kendisinden önce konuşanların
eleştirilerine cevap mahiyetindedir ve muhatapları da eleştirenlerdir. Yani
konuşmanın muhatapları bellidir. İddia makamının muhatabı belli olan bir
konuşmaya, laiklik ilkesini muhatap kılması hukuken kabul edilemez. Çünkü iddia
makamı, yapılan bir konuşmayı, konuşulan yer, zaman, neden ve muhatap
bağlamından koparıp, söyleyenin iradesine rağmen anlamlandırıp, sonra da bu
anlamdan dolayı konuşanı itham edip hukuki sorumluluğunu talep ve dava edemez.
Bunun aksi, hukukun evrensel ilkeleri ve Anayasada ifadesini bulan ve teminat altına
alınan hukuk devleti ilkelerinin alenen çiğnenmesidir. Maalesef iddia makamı
burada, bu ilkelerin tamamını ihlal etmiştir.
Kaldı ki bir kişinin kendisine dönük eleştirilere cevap vermesi, ne laiklik
ilkesine ve ne de Anayasaya aykırıdır. Aksine eleştirilere cevap verme hakkı,
Anayasanın teminatı altındadır. Başbakanın, Anayasanın teminatı altında bulunan
bir hakkı kullanması, Anayasaya aykırı değildir. İddia makamının iddiasıyla da
Anayasaya uygun bir şey, Anayasaya aykırı hale dönüşmez.
c) İddia makamı, iddiasını verirken, Cumhurbaşkanının geri
göndermesine özenle vurgu yaparak, adeta Cumhurbaşkanın geri göndermesini ve
buna dair değerlendirme yapmayı laiklik ilkesine aykırı imiş gibi gösterme gayreti de
görülmektedir.
Türkiye Büyük Millet Meclisinin kabul ettiği kanunları bir daha
görüşülmek üzere Cumhurbaşkanının Türkiye Büyük Millet Meclisine geri göndermesi,
Anayasa ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüküne uygun usuli bir işlemdir
(Anayasa, m. 89; İçtüzük, m. 81). Anayasa ve İçtüzüke uygun iş ve işlemlerden
Anayasaya aykırılık üretilemez.
Cumhurbaşkanı ve geri gönderme gerekçeleri, eleştirilemez değildir.
Bütün demokratik hukuk devletlerinde bunun aksi varit değildir. Nitekim Anayasanın
89uncu maddesinin üzerine oturduğu mantık ve anlamda bu doğrultudadır.
54) İddianamenin 51-52inci sayfalarında yer alan 54 numaralı iddiada
(EK-54) yer alan konuşmasında Başbakan ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip
ERDOĞAN; meslek liseleri, katsayı sorununa değinmiş ve başörtüsü sorununa ilişkin
durum tespiti yapmakta ve çözüm yollarına değinmekte ve YÖK sisteminin bilim ve
performans ekseni dışında kalan ideolojik uygulamalarını eleştirmektedir.
a) Başbakan konuşmasının bir kısmında; İmam hatip ve meslek
liseleriyle diğer düz liseler arasında üniversiteye girişte uygulanan katsayı farkını
doğru bulmadığını, YÖKün bu konuda ayrımcılık yaptığını, YÖKün ayrımcılık yapma
hakkı olmadığını, dünyanın hiçbir ülkesinde düz liseli meslek liseli ayrımı olmadığını,
Türkiyede böyle bir ayrımcılığın yanlış olduğunu, İmam Hatip Liselerini bahane
ederek diğer meslek liselerinin de mağdur edildiğini, katın adil bir yaklaşım
olmadığını ve Türkiyenin bu sorunu aşacağını
ifade etmiştir.
YÖKün uygulamaların eleştirilmesi, katsayı sorununa dair tespitler ve
eleştiriler yapılarak zamanla bu sorunların aşılacağının Başbakan tarafından
söylenmesi, ne laiklik ilkesine ve ne de Anayasaya aykırıdır.
Kaldı ki Meslek Liselerinde yaşanan katsayı sorunu, Türk eğitimimin
ortak sorunudur. Bizim konuya yaklaşımımız, İmam-Hatip Liseleri özelinde değildir,
genel bir yaklaşımdır. Cumhurbaşkanının bir daha görüşülmek üzere Meclise geri
gönderdiği tasarı da sadece İmam Hatip Liselerini değil bütün mesleki ve teknik
eğitimi kapsamaktadır. Ancak bu sorunda taraf olanlar, her vesile ile Meslek
liselerindeki katsayı sorununu sadece İmam-Hatip Lisesi sorununa indirgemişlerdir.
Biz, bizim dışımızda yapılan bu değerlendirmelere karşı olduğumuzu her defasında
ifade ettik. Eşitlikçi bir bakışı benimsedik.
Bu yaklaşım laikliğe karşıtlık değil, laikliğin gerçek anlamı ile
kullanılmasına yöneliktir. Laikliğin toplumdaki herhangi bir insanı, üstelik resmi bir
okulda okumasından ötürü dışlayan ve tehlike gösteren bir gereği varmış gibi
gösterenlerin asıl olarak laikliğe zarar verdiğini ifade eden bir yaklaşımdır. Bu
yaklaşım laikliğe karşıtlık değil, laikliğin gerçek anlamı ile kullanılmasına yöneliktir.
İmam Hatip Liseleri de diğer liseler gibi Devletin kurduğu, giderlerini
karşıladığı, öğretmenlerini atadığı, yönetimi icra ettiği, program ve kitaplarını tespit
edip uygulattığı, öğrencisini devletin kaydettiği ve mezununa diplomasını verdiği,
kısaca devletin gözetim ve denetimi altında faaliyet gösteren bir okuldur. Bir yandan
bu okulların faaliyetini sürdürmeyi Anayasaya uygun bir devlet görevi sayarken, diğer
yandan bu okulların ve burada okuyan öğrencilerin sorunlarına dair değerlendirme ve
tespitlerde bulunmayı ve sorunların giderilmesi için çaba sarfetmeyi Anayasaya aykırı
saymak ve işin vahimi bu kabulün dayanağı olarak Anayasayı göstermek, hakla,
hukukla ve Anayasa ile izahı kabil olmayan yaman ve temel bir çelişkidir. Devlet,
kendi eğitim-öğretim kurumlarına ikircikli bakmaz ve bakılmasına da müsaade
etmez. Ne gariptir ki iddianame, bu okullara ikircikli yaklaşmamayı Anayasa ihlali ve
parti kapatma nedeni sayan, hukuk dışı bir yaklaşıma sahiptir.
Üniversiteye girişte uygulanan katsayı adaletsizliğinin kaldırılmasını
savunmak ve bu yönde çalışma yapmak, Anayasaya kesinlikle aykırı değildir. Bunun
aksinin kabulü, 1998 senesine kadar böyle bir uygulama olmaması nedeniyle, bütün
hükümetlerin ve idarenin Anayasayı ihlal ettiği anlamına gelir ki bu doğru değildir.
Zira meslek liseleri, 1998 yılına kadar üniversite sınavlarında farklı katsayı
uygulamasına tabi değildi. Farklı katsayı uygulaması, 1998de başladı. 1998e kadar
Anayasaya ve laikliğe aykırı olmayan üniversiteye giriş sistemindeki puan hesaplama
usulü, meslek liseleri bakımından hem de Anayasa değişmediği halde 1998den
sonra Anayasaya aykırı hale gelmesi veya getirilmesi ve daha da kötüsü bunun bir
siyasi partinin kapatılmasının nedeni gösterilmesi, Anayasadan kaynaklanmamakta,
Anayasaya rağmen yapılan uygulamalardan kaynaklanmaktadır.
Pek çok siyasetçi, akademisyen, araştırmacı, yazar, gazeteci, sivil toplum
örgütü ve siyasi parti tarafından dile getirilen Meslek liselerine uygulanan katsayı
adaletsizliği sorunu, onlar için Anayasa ve laiklik ilkesine aykırı görülmez iken, aynı
sorunları AK Partinin dile getirmesi halinde Anayasa ve laiklik ilkesine aykırı görülüp
Anayasanın 69uncu maddesine göre kapatılma nedeni sayılması ve hakkında dava
açılması, Anayasanın 2inci maddesinde ifadesini bulan demokratik devlet ilkesi ile
10uncu maddesindeki eşitlik ilkesine açık bir aykırılıktır. Bu, bir çifte standarttır.
Anayasaya aykırılığın, söylenene veya yapılana göre değil de söyleyene veya yapana
göre belirlendiğinin ispatıdır. Hukuk devletinde sözler veya fiiller, söyleyene göre
adalet terazisinde tartılmaz.
Kişilerin dindar olmasından veya resmi okulda din eğitimi ağırlıklı
okumayı tercih etmiş olmasından hareketle laik olmamakla suçlanması doğru
değildir. Kişi dindar olabilir; ama devlet laiktir. Kişi bakımından sırf dindar diye laik
olmamakla suçlamak haksızlıktır.
Başbakanın bu sözlerinde laikliğe karşı bir anlam ve laiklik ilkesine
yönelik bir saldırı yoktur. Tam tersine laiklik ilkesinin kuvvetlendirmeye ve onu
istismar edenlerin ellerinden kurtarmaya çalışarak laiklik ilkesinin hiç kimseyi
dışlamadığına dair bir değerlendirme ve tespittir.
Hukuk devletinde iddia makamı, somut gerçeklikten hareket eder,
kendince anlam yükleme veya anlamı başkalaştırma yoluyla delil uyduramaz.
b) Başbakanın, Katsayı adil bir yaklaşım değil. Bir defa üniversiteye
girecek olan öğrencilerin önüne böyle bir katsayı zulmünü koymak çok büyük bir
adaletsizlik. ve
Şu anda bir zulme dayalı olarak maalesef devam ediyor
ifadelerinde geçen Zulüm kelimesi, uygulanan haksızlığın derecesini ifade için
kullanılmıştır.
Konuşmada geçen Zulüm ve adaletsizlik kavramlardan hareketle
Başbakanın sözlerinden Anayasa veya laiklik karşıtı bir anlam çıkarmak da hukuken
mümkün değildir. Halka açık bir toplantıda alenen yapılan konuşmadan alınmış bu
sözleri, niyet okumak suretiyle başka anlamlara çekmek veya buna gizli anlamlar
yüklemek, hem hukuken ve hem de fiilen mümkün değildir. Hukuken mümkün
değildir, çünkü Anayasa ve hukukun evrensel ilkeleri, niyet okumayı menetmiştir.
Fiilen mümkün değildir, çünkü iddianamedeki metinde bunun ne anlamda kullanıldığı
yoruma ve tevile imkan bırakmayacak açıklık ve netliktedir. İddia makamı, niyet
okuyucu değildir, olamaz da. İddia makamı, somut gerçeklikten hareket eder,
söylenilen sözü, söyleyenin iradesine rağmen anlamlandıramaz. Aksinin kabulü,
Anayasanın 2inci maddesinde ifadesini bulan demokratik hukuk devleti ilkesinin
açık ihlalidir.
c) Başbakan da konuşmasında, başörtüsünün siyasi bir simge olduğunu
kesinlikle söylememiştir. Aksine Başbakan, başörtüsünün siyasi bir simge olmadığını
açıklıkla ifade etmiş ve Diyorlar ki, bu bir siyasi simge. Ne siyasi simgesi, ne alakası
var? Bu siyasi simge ise bu başörtülü vatandaşım sadece Adalet ve Kalkınma Partisi
de mi var? Diğer siyasi parti mensupları arasında başörtülü yok mu? Milleti bölme
yoluna gitmeyiniz. Bu ülkede başı açık olan da örtülü olan da benim canım, ciğerim,
kardeşimdir ifadelerini de başörtüsünün siyasi bir simge olmadığını açıklamak için
kullanmıştır
Başbakan, başörtüsünün siyasi bir simge olmadığını başkaca
konuşmalarında da açıklıkla ifade etmiştir. Nitekim 47 numaralı iddianın cevabında
da verildiği üzere bir konuşmasında Başbakan; Bir defa şimdi, bunun siyasi simge
olması için sadece AK Partinin çatısı altında, başörtüsü veya başörtülülerin olması
lazım. CHP çatısı altında veya CHPye oy verenlerin arasında başörtülü, türbanlı olan
yok mu, MHPde yok mu? DPsinde, ANAPında yok mu, DTPsinde yok mu? Hepsinde
var. Dolayısıyla kimse kalkıp da burada birbirine çamur atmaya kalkmasın. Her
vatandaş siyasi iradesini sandıkta ortaya koyuyor, başörtülüsü de başörtüsüzü de
koyuyor. Ama başörtülülerin içinde çok değişik partilere dağılmış bir irade var. Kalkıp
da başörtülülerin içerisinden AK Partiye oy verenleri cezalandırma yetkisini kim
kendinde buluyor? Veyahut da başı açık olan vatandaşlarımın değişik partilere oy
kullanması kimleri, niçin rahatsız eder? Bunu anlamakta zorluk çekiyoruz. Böyle şey
olamaz. Herkesin buna saygı duyması gerekir, bizim vatandaşlarımızın tümünü ayırt
etmeksizin saygı duyduğumuz gibi. açıklamasında bulunmuştur. Ancak iddia
makamı, bu ve benzeri açıklamalara da itibar etmemiştir.
d) Başbakanın, YÖKün katsayı uygulamasını eleştirmesi, bu
uygulamanın haksızlığını dile getirmesi, üniversitelerimizin dünya üniversiteleri
arasındaki konumunu değerlendirmesi, başörtüsü ve katsayı sorununa değinmesi ve
bu konuların hepine ilişkin eleştiri ve tespitlerde bulunup, zamanla çözüleceğini
ifadesi de ne laiklik ilkesine ve ne de Anayasaya aykırıdır.
Anayasa ve yasalarımızda, YÖK ve uygulamaları ile üniversiteler
eleştirilemez, aksi halde laiklik ilkesi ihlal edilmiş sayılır. veya Siyasiler ülke
sorunlarını konuşamaz, bunlara dair çözümlerini söyleyemez, eleştirilerde bulunamaz;
aksi laiklik ilkesine aykırıdır diye herhangi bir kural yoktur. Aksine demokratik bir
hukuk devleti (Anayasa, m. 2) olmanın gereği olarak Düşünce ve kanaat hürriyeti
(Anayasa, m. 25) ile Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti (Anayasa, m. 26)
Anayasamızın tanıyıp teminat altına aldığı, hak ve hürriyetlerdendir. Herkes, düşünce
ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak
açıklama ve yayma hakkına sahip olduğu gibi Başbakan da sahiptir. Anayasanın
herkese tanıdığı bir hak ve hürriyeti, Başbakandan esirgediği düşünülemez. Herkes
gibi Başbakanın da YÖKü, YÖKün uygulamalarını, üniversiteleri, başörtüsü ve
katsayı gibi ülke insanlarının sorunlarını konuşmak, bunlara dair eleştiri, tespit ve
değerlendirmelerde bulunarak düşüncelerini açıklamak hak ve yetkisi vardır. İddia
makamının bu hak ve yetkiyi, yok sayma veya yok etme hak ve yetkisi yoktur.
Hiçbir hukuk devletinde iddia makamı, bir kişiyi, görüş ve düşüncelerini
açıkladı, ülke sorunlarına dair değerlendirme ve tespitlerde bulundu veya bazı
kurumları eleştirdi diye laiklik karşıtı gösteremez ve bunu yapanların siyasi yasaklı
hale gelmesini talep ve dava edemez.
Ayrıca Başbakanın sözlerinin muhatabı YÖK, üniversiteler ve halktır.
Sözlerin muhatabı Anayasal düzen veya laiklik ilkesi değildir. İddia makamı, yapılan
konuşmayı, konuşulan yer, zaman, neden ve muhatap bağlamından koparıp,
söyleyenin iradesine rağmen anlamlandırıp, sonra da bu anlamdan dolayı konuşanı
itham edip hukuki sorumluluğunu talep ve dava edemez. Bunun aksi, hukukun
evrensel ilkeleri ve Anayasada ifadesini bulan ve teminat altına alınan hukuk devleti
ilkelerinin alenen çiğnenmesidir. Maalesef iddia makamı burada, bu ilkelerin
tamamını ihlal etmiştir.
55) İddianamenin 52inci sayfasında yer alan 55 numaralı iddiada (EK-
55) yer alan konuşmasında Başbakan ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip
ERDOĞAN; AK Partiyi laiklik karşıtı gösterenleri eleştirmekte; AK Partinin laiklik
karşıtı gösterilemeyeceğini ifade etmekte; sürekli irticanın gündeme getirilmesinin
ve dinin siyasete alet edilmesinin yanlışlığını ve dindar insanların da siyaset yapma
hakkı olduğunu belirtmektedir.
Başbakanın bu değerlendirmeleri, ne laiklik ve ne de Anayasa
aleyhinedir. Aksine bu konuşma, laiklik konusundaki hassasiyete bir örnektir.
a) Anayasaya göre Türkiye Cumhuriyeti,
lâik
bir
Devletidir.
(Anayasa, m. 2)
Hiçbir zaman dinsizlik anlamına gelmeyen laiklik ise, her ferdin istediği
inanca, mezhebe sahip olabilmesi, ibadetini yapabilmesi ve dini inançlarından dolayı
diğer vatandaşlardan farklı bir muameleye tabi kılınmaması anlamına gelir. (Burhan
Kuzu, Anayasa Metinleri ve İlgili Mevzuat, Filiz Kitabevi, 3. Baskı, İstanbul - 1993, S.
3)
Anayasanın benimsediği laiklik anlayışının gereği olarak; Herkes,
vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir.
14 üncü madde hükümlerine aykırı olmamak şartıyla ibadet, dinî âyin ve
törenler serbesttir.
Kimse, ibadete, dinî âyin ve törenlere katılmaya, dinî inanç ve
kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dinî inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz
ve suçlanamaz.
Din ve ahlâk eğitim ve öğretimi Devletin gözetim ve denetimi altında
yapılır. Din kültürü ve ahlâk öğretimi ilk ve orta-öğretim kurumlarında okutulan
zorunlu dersler arasında yer alır. Bunun dışındaki din eğitim ve öğretimi ancak,
kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanunî temsilcisinin talebine bağlıdır.
Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasî veya hukukî temel düzenini
kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasî veya kişisel çıkar yahut nüfuz
sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun, dini veya din duygularını yahut dince
kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz.
Başbakan ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip ERDOĞAN;
Anayasanın kabul ettiği laik devlet niteliğine bağlı olup, yine Anayasanın 24üncü
maddesinde açıklıkla ifade edildiği üzere; Herkesin, vicdan, dinî inanç ve kanaat
hürriyetine sahip olduğuna, Anayasanın koyduğu sınırlamalar hariç olmak üzere
ibadet, dini ayin ve törenlerin serbest olduğuna, kimsenin ibadete, dinî âyin ve
törenlere katılmaya, dinî inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamayacağına; dinî
inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamayacağı ve suçlanamayacağına, kişilerin
dinlerini öğrenmelerinin laikliğin gereği ve laikliğin teminatı altında olduğuna,
Kimsenin, Devletin sosyal, ekonomik, siyasî veya hukukî temel düzenini kısmen de
olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasî veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama
amacıyla her ne suretle olursa olsun, dini veya din duygularını yahut dince kutsal
sayılan şeyleri istismar edemeyeceği ve kötüye kullanamayacağına ve bunları
yapmasının yanlışlığına, laikliğin dindar olmanın da teminatı olduğuna inanmakta
ve bu inancını da kararlı bir biçimde uygun her platformda tekrar edip kamuoyu ile
açıklıkla paylaşmaktadır.
Nitekim iddianamede delil olarak sunulan pek çok konuşma da bunu
açıkça göstermektedir:
Laiklik çok farklı bir konudur. Laik olduğumuz Anayasada belirtilmiştir.
İnsanlar dini gereklerini böylece yerine getirebilir. İslam ile laikliği yan yana tanım
olarak getirmek yanlış olur. Kişiler laik olmaz. (İddianame, s. 28, ek- 4 )
Bazıları laikliği din gibi algılıyor. Laiklik din olursa aynı anda Müslüman
olunamaz. İnsan iki dine mensup olamaz. Asıl itibarıyla laiklik bir sistemdir ve
fertlerin değil, devletin laikliği söz konusudur. Dine mensupluksa ferdi bir tasarruftur.
O manada söyledim. (İddianame, s. 28, ek- 5 )
Laikliği din haline getirirseniz halkı üzersiniz
Bizim laiklikle derdimiz
yok. 1982 Anayasasının laikliği düzenleyen maddesinin gerekçesinde bir tanım
mevcut. Gerekçe, bütün dinlere eşit mesafede olmak diyor. İnançlar, devlet
güvencesinde. Tekrar ediyorum: Ben insan olarak laik değilim; devlet laiktir. Buna
mukabil laik düzeni korumakla yükümlüyüm. Ama siz laikliği bir din gibi takdim
ederseniz, bu ülkenin halkını üzersiniz. Türkiye iyiye gidiyor, hükümet başarılı, laikliği
gündeme getirip, bundan nemalanmak isteyenler var. Türkiyede niyet okuyucuları
haksız isnadlar ortaya atıyor (İddianame, s. 30, ek- 10 )
Laik toplumda din, laik yönetimin güvencesindedir. Laiklik, tüm inanç
gruplarına eşit mesafede olmak şeklinde tanımlanmıştır ve zaten bu temin edildiği
içindir ki, laiklik bizim için bir yerde sigortadır. (İddianame, s. 36, ek- 19 )
Bunlar, Başbakan ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip ERDOĞANın,
laiklik ilkesinden yana olduğunu gösteren iddianameden bir kısım delillerdir. Ayrıca
Başbakan ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip ERDOĞANın, laiklik ilkesi ile ilgili
başkaca sayısız açıklaması da vardır(EK-2).
b) Başbakan ve AK Parti Genel Başkanın karşı olduğu şey, laiklik değil,
birilerinin laikliği yanlış yorumlayarak, laikliğin bütün toplum kesimleri tarafından tam
anlamıyla benimsenmesine mani olucu tavır, davranış ve söylemleridir.
Hangi saikle olursa olsun birilerinin AK Partiyi laiklik karşıtı göstermesi,
hem AK Partiyi ve hem de AK Partiye oy vermiş milyonlarca kişiyi rencide eder ve
onlar sanki laiklik karşıtı imiş gibi haksız bir algıya yol açar. Bu haksız eleştiri ve
tutum karşısında AK Parti Genel Başkanının; Bu yanlıştır. 14 milyon kişinin oyunu
almış ve iktidar olmuş bir parti, laiklik karşıtı olarak bu sahneye çıkmadı
demek
suretiyle haksız ithama karşı çıkıp kendisini, partisini ve partisine oy vermiş
milyonlarca seçmenin hak ve hukukunu savunması, ne laiklik ilkesine ve ne de
Anayasaya aykırıdır. Bu söylemiyle AK Parti Genel Başkanı; kendisi, partisi ve
partisine oy verenler hakkındaki bu haksız yaklaşım ve ithama ve laiklik ilkesini
kullanarak birilerinin yürüttüğü haksız mücadeleye karşı çıkarak, laiklik lehinde ve
laiklik ilkesi yanında tavır koymuştur. Bu tavrın yanlış anlaşılıp, iddianameye alınması
ise ayrı bir hukuk ve Anayasa ihlalidir.
c) Anayasamıza göre laiklik; Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ayrılmaz ve
değiştirilmez bir vasfı (Anayasa, m.2,4) olup, hiçbir zaman dinsizlik değildir ve kişilerin
dinini yaşamasına veya dindar olmasına da mani değildir. Aksine laiklik; bütün
dinlerin, inançların ve ibadetlerin teminatı, bu konulardaki hürriyetin ifadesidir. Bu
husus, Anayasanın 2inci maddesinin gerekçesinde de açıkça ifade edilmiştir: Hiçbir
zaman dinsizlik anlamına gelmeyen laiklik ise, her ferdin istediği inanca, mezhebe
sahip olabilmesi, ibadetini yapabilmesi ve dini inançlarından dolayı diğer
vatandaşlardan farklı bir muameleye tabi kılınmaması anlamına gelir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, din ve vicdan özgürlüğünü bir hak olarak
tanımış ve teminat altına almıştır. Anayasada yer alan; Herkes, vicdan, dinî inanç ve
kanaat hürriyetine sahiptir.
14üncü madde hükümlerine aykırı olmamak şartıyla ibadet, dini ayin ve
törenler serbesttir.
Kimse ibadete, dini ayin ve törenlere katılmaya, dini inanç ve kanaatlerini
açıklamaya zorlanamaz; dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve
suçlanamaz. (Anayasa, m. 24/1-3) ifadeleri, bunun delilidir.
Anayasanın bu açık ve amir hükümlerine rağmen, kimileri; kişileri dini
inanç ve kanaatlerinden dolayı kınamayı veya suçlamayı adeta laikliğin bir gereği gibi
yansıtmaktan vazgeçmemişlerdir. İrtica ile dindar insanı bir tutma, Dinin
gereklerini yapan birinin siyaset yapmasını, dini siyasete alet etme ve Dindar bir
kişinin laik devlet yapısını benimsemeyeceği gibi sakat, temelsiz yaklaşımlar,
Anayasaya aykırıdır.
AK Parti Genel Başkanı; ;
Önce irticanın bir tanımını yapın? Eğer irtica
dini siyasete alet etmekse, Türkiyede dini siyasete kimlerin alet ettiği bellidir. Ama
eğer siz dindar insanları siyasetten alıkoymak için bunu konuşuyorsanız, bu millet de
sizi affetmez. Bunu böyle bilin. Bu ülkede dindar insanların da siyaset yapma hakkı
vardır. demek suretiyle İrtica ile Dindar insanın karıştırılmasına, Dindarlık ile
Devletin laik niteliğini kabul etmenin bir arada olamayacağı anlayışına ve dindar
kişinin siyaset yapmasını dini siyasete alet etmek olarak kabul ve takdim eden yanlış
anlayışlara karşı çıkmıştır. Bu açıklamalar, laikliğin doğru anlaşılması bakımından
yapılmış değerlendirmeleri içermektedir.
d) Bu değerlendirmelerden Anayasa veya laiklik karşıtı bir anlam
çıkarmak da hukuken mümkün değildir. İddianame metninde geçen bu ifadeleri,
niyet okumak suretiyle başka anlamlara çekmek veya buna gizli anlamlar yüklemek,
hem hukuken ve hem de fiilen mümkün değildir. Hukuken mümkün değildir, çünkü
Anayasa ve hukukun evrensel ilkeleri, niyet okumayı menetmiştir. Fiilen mümkün
değildir, çünkü iddianamedeki metinde bunun ne anlamda kullanıldığı yoruma ve
tevile imkan bırakmayacak açıklık ve netliktedir. İddia makamı, niyet okuyucu
değildir, olamaz da. İddia makamı, somut gerçeklikten hareket eder, söylenilen sözü,
söyleyenin iradesine rağmen anlamlandıramaz. Aksinin kabulü, Anayasanın 2inci
maddesinde ifadesini bulan demokratik hukuk devleti ilkesinin açık ihlalidir.
e) AK Parti Genel Başkanının konuşmasında, Cumhurbaşkanı Ahmet
Necdet Sezerin ismi hiç geçmemiş ve ona dönük bir eleştiri de yapılmamıştır.
Konuşma ile Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezerin açıklaması arasında
bağ kurulması, tamamen basın mensupları tarafından yapılmış, iddia makamı da
bunun doğru olup olmadığını araştırmadan olduğu gibi iddianameye almıştır. Bu açık
bir hukuka aykırılıktır.
Kaldı ki Anayasa ve yasalarımızda, Cumhurbaşkanı ve görüşleri
eleştirilmez, aksi halde laiklik ilkesi ihlal edilmiş sayılır. diye herhangi bir kural
yoktur. Aksine demokratik bir hukuk devleti (Anayasa, m. 2) olmanın gereği olarak
Düşünce ve kanaat hürriyeti (Anayasa, m. 25) ile Düşünceyi açıklama ve yayma
hürriyeti (Anayasa, m. 26) Anayasamızın tanıyıp teminat altına aldığı, hak ve
hürriyetlerdendir. Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla
tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahip olduğu gibi AK Parti
Genel Başkanı da sahiptir. Anayasanın herkese tanıdığı bir hak ve hürriyeti, AK Parti
Genel Başkanından esirgediği düşünülemez. Herkes gibi AK Parti Genel Başkanı da
ülke gündeminde ki sorunları dile getirmek, kendisine, partisine ve politikalarına
dönük eleştirilerle ilgili tespit ve değerlendirmelerde bulunarak düşüncelerini
açıklamak ve cevap vermek hak ve yetkisi vardır. İddia makamının bu hak ve yetkiyi,
yok sayma veya yok etme hak ve yetkisi yoktur.
Hiçbir hukuk devletinde iddia makamı, bir kişiyi, görüş ve düşüncelerini
açıkladı, ülke sorunlarına dair değerlendirme ve tespitlerde bulundu diye laiklik karşıtı
gösteremez ve bunu yapanların siyasi yasaklı hale gelmesini talep ve dava edemez.
56) İddianamenin 52-53üncü sayfalarında yer alan 56 numaralı iddiada
(EK-161) yer alan konuşma; AK Partiye dönük haksız isnatlarda bulunan bir medya
grubuna ve Akibeti Menderes gibi olacak diye bizzat Başbakana karşı imalı tehditte
bulunan CHP Genel Başkanı Deniz BAYKALa verilmiş, demokrat bir cevaptan
ibarettir. Ancak konuşmada herhangi bir medya grubunun ismi anılmamıştır.
a) İddianamedeki;Bunların derdi laiklik değil, menfaat hesabı. Bunlar
köşeye sıkıştırma metotları. Tehditle bizden bir şey alamazsınız. Bunların istediği
düzen demokrasi değil, diktatoryal düzen ifadeleri, basında yer alan bir kısım haber
ve eleştirilere dönük cevap ve eleştirilerdir. AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan, bazı
basın yayın organlarının laiklik derdinde olmadığını ve menfaat hesabıyla haber ve
yorum yaparak hükümeti sıkıştırdıklarını ifade etmiştir. Bir Başbakanın Bunların
derdi laiklik değil, menfaat hesabı
demesinin, kendisine ve hükümetine ve
partisine dönük eleştirilerde bulunanlara cevap vermesinin, neresi laiklik ilkesine
veya Anayasaya aykırıdır. Olabilir mi böyle bir şey veya böyle bir kabul? Elbette ki
olamaz. Aksi, basının siyasiler tarafından eleştirilmesinin Anayasaya aykırılığı
noktasına bizi götürü ki bu, açık bir Anayasa ihlalidir.
b) İddianamede geçen; İdam sehpasının yolunu gösteriyor. Biz bu yola
çıkarken daha önce de demokrasiye inanmış insanların söylediğini söylüyoruz. Biz o
beyaz çarşaflarla beraber yola çıktık. Biz bu konuda bedel ödemeye hazırız. Bu
konuda rahatız. (iddianame, s. 53) ifadelerinin muhatabı, CHP Genel Başkanıdır. Bu
husus konuşmanın ilgili bölümünün tam metninde daha açık görülmektedir. Şöyle ki:
İşte buyurun daha şimdiden, daha Cumhurbaşkanı değerlendirmesini yapmadan
hemen bakıyorsunuz anamuhaletin başı, şimdiden ahkam kesmeye başladı.
Şimdiden yargıya akıl vermeye başladı, şimdiden yönlendirme yapmaya başladı.
İstikamet veriyor ve idam sehpasının yolunu gösteriyor. Sen nasıl demokratsın
ya...Sen nasıl demokratsın, sen nasıl demokratsın? Ama biz şuna inanıyoruz; biz bu
yola çıkarken daha önce de demokrasiye inanmış insanların söylediğini söylüyoruz.
Biz o beyaz çarşaflarla beraber yola çıktık, biz bu konuda bedel ödemeye hazırız, bu
konuda rahatız. (Anadolu Ajansı, 12.02.2008) ( EK-)
Bu açıklama; demokrat olmayan, hukuku hiçe sayan ve demokratik
siyasi çoğulculuğun gerekleriyle bağdaşmayan bir üslupla imalı bir biçimde AK Parti
Genel Başkanını bizzat idam ile tehdit eden CHP Genel Başkanına, AK Parti Genel
Başkanının verdiği, demokrat bir cevaptır. Bu cevap, demokrat bir yaklaşım olup,
cumhuriyetimizin değişmez ve değiştirilmesi teklif edilemez Demokratik
bir
devlet (Anayasa, m. 2) niteliğine sahip çıkma ve onu savunmadır.
Türk demokrasi tarihinde, Bayramlık elbise - idamlık elbise ifadesi,
Başbakanlar tarafından bir demokrasi savunusu olarak sürekli kullanılagelmiştir. Bu,
bir demokrasi retoriğidir.
Kendisini ölümle tehdit eden, kendisine haksız isnatlarda bulunan
anamuhalefet liderine Başbakanın verdiği cevabı laiklikle ilişkilendirmek ve daha da
ileri giderek, konuşmada muhataplar açıkça ifade edilmiş ve iddianameye konulan
metinde de yer almasına rağmen iddia makamının;
Başbakan bu söylemiyle de
yetinmeyerek partisinin grup toplantısında yaptığı bir konuşmada,
Biz şuna
inanıyoruz; biz yola çıkarken daha önce de demokrasiye inanmış insanların
söylediğini söylüyoruz. Biz o beyaz çarşaflarla yola çıktık. Biz bu konuda bedel
ödemeye hazırız
demiş, kefen veya idam gömleğiyle özdeşleşen beyaz çarşaf
betimlemesiyle devleti ve toplumu dönüştürme kararlılığını ve bu uğurda neleri göze
aldığını vurgulamış, ölüm ve idam çağrıştırmalarıyla halkın bir kısmını laik devlet
aleyhine kışkırtıcı tavrını sürdürmüştür. (Sayfa: 135, paragraf :3) değerlendirmesinde
bulunması, anlamı yoruma gerek kılmayacak derecede açık olan bir beyandan;
Beyaz çarşaf kelimelerinden hareketle Devleti ve toplumu dönüştürme, Laik
devlet aleyhine kışkırtıcı tavır hüküm veya isnadını üretmesi, tam bir çarpıtma ve
delil başkalaştırması olup, hukukun evrensel ilkeleri ve Anayasanın açık bir ihlalidir.
Halka açık bir toplantıda alenen yapılan ve laiklik karşıtlığıyla açık veya
gizli hiçbir ilgisi bulunmayan bir açıklamadan hareketle iddia makamının, Devleti ve
toplumu dönüştürme ve Laik devlet aleyhine kışkırtıcı tavır hükmüne varması, açık
bir ifadede gizli anlam araması veya niyet okumak suretiyle başka anlamlara
çekilmesi mümkün olmayan açıklamalara gizli anlamlar yüklemesi, açık bir anlam
tahrifi ve delil tasnii olup, hem hukuken ve hem de fiilen mümkün değildir. Hukuken
mümkün değildir, çünkü Anayasa ve hukukun evrensel ilkeleri, niyet okumayı
menetmiştir. Fiilen mümkün değildir, çünkü iddianamedeki metinde bunun ne
anlamda kullanıldığı yoruma ve tevile imkan bırakmayacak açıklık ve netliktedir.
İddia makamı, niyet okuyucu değildir, olamaz da. Hukuk devletinde iddia makamı,
somut gerçeklikten hareket eder. Aksinin kabulü, Anayasanın 2inci maddesinde
ifadesini bulan demokratik hukuk devleti ilkesinin açık ihlalidir.
c) Ayrıca bu sözler, AK Parti Genel Başkanı ve Başbakanın kendisine,
politikalarına ve icraatlarına dönük eleştirilere cevap mahiyetindedir ve muhatapları
da eleştirenlerdir. Yani konuşmanın muhatapları bellidir. İddia makamının muhatabı
belli olan bir konuşmaya, laiklik ilkesini muhatap kılması hukuken kabul edilemez.
Çünkü iddia makamı, yapılan bir konuşmayı, konuşulan yer, zaman, neden ve
muhatap bağlamından koparıp, söyleyenin iradesine rağmen anlamlandırıp, sonra da
bu anlamdan dolayı konuşanı itham edip hukuki sorumluluğunu talep ve dava
edemez. Bunun aksi, hukukun evrensel ilkeleri ve Anayasada ifadesini bulan ve
teminat altına alınan hukuk devleti ilkelerinin alenen çiğnenmesidir. Maalesef iddia
makamı burada, bu ilkelerin tamamını ihlal etmiştir.
Kaldı ki bir kişinin kendisine dönük eleştirilere cevap vermesi, ne laiklik
ilkesine ve ne de Anayasaya aykırıdır. Aksine eleştirilere cevap verme hakkı,
Anayasanın teminatı altındadır. Başbakanın, Anayasanın teminatı altında bulunan
bir hakkı kullanması, Anayasaya aykırı değildir. İddia makamının iddiasıyla da
Anayasaya uygun bir şey, Anayasaya aykırı hale gelmez.
Anayasa ve yasalarımızda, Basın veya anamuhalefet lideri eleştirilemez
ve bir başbakan kendine dönük eleştirilere cevap veremez, aksi halde laiklik ilkesi
ihlal edilmiş sayılır. diye herhangi bir kural yoktur. Aksine demokratik bir hukuk
devleti (Anayasa, m. 2) olmanın gereği olarak Düşünce ve kanaat hürriyeti (Anayasa,
m. 25) ile Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti (Anayasa, m. 26) Anayasamızın
tanıyıp teminat altına aldığı, hak ve hürriyetlerdendir. Herkes, düşünce ve kanaatlerini
söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma
hakkına sahip olduğu gibi AK Parti Genel Başkanı da sahiptir. Anayasanın herkese
tanıdığı bir hak ve hürriyeti, AK Parti Genel Başkanından esirgediği düşünülemez.
Herkes gibi AK Parti Genel Başkanı da ülke gündeminde ki sorunları dile getirmek,
kendisine, partisine ve politikalarına dönük eleştirilerle ilgili tespit ve
değerlendirmelerde bulunarak düşüncelerini açıklamak ve cevap vermek hak ve
yetkisi vardır. İddia makamının bu hak ve yetkiyi, yok sayma veya yok etme hak ve
yetkisi yoktur.
Hiçbir hukuk devletinde iddia makamı, bir kişiyi, görüş ve düşüncelerini
açıkladı, ülke sorunlarına dair değerlendirme ve tespitlerde bulundu diye laiklik karşıtı
gösteremez ve bunu yapanların siyasi yasaklı hale gelmesini talep ve dava edemez.
d) Ayrıca bu konuşma, Türkiye Büyük Millet Meclisinde ve AK Parti Grup
Genel Kurulunda yapılmıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisinde Partilerin Grup Genel
Kurullarında yapılan konuşmalar ve aksi kararlaştırılmadıkça bunların basında yer
alması ve dışarıda tekrarlanması mutlak yasama sorumsuzluğu kapsamında olup,
Anayasanın 83üncü maddesinin teminatı altındadır.
57) İddianamenin 53üncü sayfasında yer alan 57 numaralı iddiada (EK-
162) yer alan konuşmada; AK Partinin ayrımcılık yapmadığı ve yapmayacağı,
insanımıza eşit gözle baktığı ve hizmet ettiği, CHP ve basında bazılarının bunu farklı
göstermelerinin yanlışlığı anlatılmakta, laikliğin önemi vurgulanmakta, CHP Genel
Başkanı ve basın eleştirilmektedir.
a) İddia makamı, konuşmayı bütününden koparıp, sadece bir kısmını
vermiştir. Konuşma metninin kendince aleyhe olduğunu kabul ettiği kısmını almış,
kendince lehe olduğunu düşündüğü kısmı almamıştır. Bu, yasal olarak lehe ve aleyhe
delilleri toplamakla yükümlü ve görevli iddia makamının bu yükümlülük ve görevini
yapmaması, subjektif bir yaklaşım olup, iyi niyet kurallarıyla bağdaşmaz. Konuşmanın
bir bütünlük içinde değerlendirilmesi için, Anadolu Ajansında çıkan konuşma metnini
aynen veriyoruz: ANKARA (A.A) - 13.02.2008 - AK Parti Genel Başkanı Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan, Bizim ilkelerimizde başı örtülü, başı açık diye bir ayrım yoktur
olamaz. Bunu böyle bilin. Başı açık olan kardeşim, kardeşim. Başı örtülü olan
kardeşim, o da kardeşim dedi.
(Bizi çarşafa sokacaklar) diyorlar. Ya insaf... Affedersiniz, gazetelerinin
baş köşelerinde bu toplumun ahlak değerleriyle tamamen ters düşen çırılçıplak