Dün Şam ve Tel Avivden, Türkiyenin arabuluculuğuyla dolaylı barış görüşmelerinde bulunulduğuna dair yapılan sürpriz ilan, bazı Suriye politikalarındaki kapalılık halini doğruladı.
LONDRA - Suriye hükümeti geçen beş yıl boyunca kendisini Arap bölgesindeki direnişçi devletlerin lideri olarak sunuyor, Amerikan-İsrail hegemonya projelerine karşı çıkan bloğun içinde yer alıyor, Filistin direniş gruplarına kucak açıyor ve Amerikan sınıflamasına göre şer ekseninin omurgası İranla stratejik koalisyon kuruyordu. Bu yüzden şu an kendisine yönelen soru, Dış politikasındaki bu sürpriz siyasi dönüş, ciddi strateji dönüşümü mü? Yoksa taktiksel ve zaman kazanma amaçlı bir strateji mi? sorusudur.
Suriye diplomasisinin mühendisi dışişleri bakanı Sayın Velid El Muallimin yaptığı açıklamalar ise, akıllardaki soruyu daha da keskinleştirdi. Muallim, bizzat Recep Tayyip Erdoğanın gözetiminde yapılan Ankara müzakerelerinde beklenen ilerleme sağlanırsa, ülkesini İsrail tarafıyla direkt müzakerelere de hazır olduğunu ifade etti.
Suriye resmi açıklaması, İsrail tarafının Golan Tepelerinden 4 Haziran 1967 sınırlarına kadar tamamen çekilmeye hazır olduğunu teyit ediyor. Ehud Olmerte yakın İsrailli kaynaklarsa bu hazırlıktan şüphe ediyor. Fakat açıklamada yer almayan nokta Golan Tepelerinden tamamen çekilmesi durumunda, Olmert hükümetinin elde edeceği karşılığın ne olduğu. Bu çekilmenin Suriyeye maliyeti rekor derecede olacaktır.
OLMERT GÜÇLÜ LİDER MESAJI VERMEK İSTİYOR Bu dolaylı müzakerelerin açıklanma zamanlaması da şaşırtıcı gerçekten. Açıklama, Katar Emirinin Lübnan krizinin çözümü ve iç savaş hayaletinin uzaklaştırılması için neredeyse imkansız görünen bir anlaşmayı sağlamadaki başarısının yanı sıra, Başbakan Ehud Olmertin şu an polisin soruşturduğu ve birçoklarının hali hazırdaki konumundan alınıp, siyasi hayatının tamamen bitmesine yol açabileceğini düşündüğü rüşvet skandalıyla boğuştuğu bir zamanda geliyor.
Bu müzakereleri teşvik eden, ve direkt görüşmeler yapılmasında istekli olan Suriyeli yetkililerin, aynı tuzağa düşmeden önce dersler almaları için, Filistin müzakere deneyiminin ve bu görüşmelerin başarısızlığı karşısında Ramallahtaki yönetimi vuran hayal kırıklıklarının ayrıntılarına vakıf olup olmadıklarını bilmiyoruz.
Filistin Yönetimi Başkanı Sayın Mahmud Abbas, Olmertle işgal altındaki Kudüste çoğu kapalı 17den fazla birebir görüşme yaptı. Ayrıca bu görüşmelerin hamisi ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, bölgeye geçen 20 ay zarfında 14ten fazla ziyarette bulundu. Bununla birlikte su ve sınırlar gibi kolay ve yarı kesinleşmiş konular da dahil, hiçbir konuda gerçek bir ilerleme yaşanmadı. Bu görüşmeler, yerleşim birimleri sorununun çözülmesi veya bir başkasının inşasının engellenmesi, hatta Batı Şeriada bir barikatın ortadan kaldırılması noktasında dahi başarısız oldu.
Yaygın kanaat, Suriye ve İsrail taraflarının zaman kazanmak ve üzerlerindeki baskıları hafifletmek istedikleri yönünde. Zira Suriye, İsrail kanalıyla Arap dünyasında ve uluslararası alanda yalnızlığını kırmak istiyor ve Suriye rejimine düşman hali hazırdaki yönetimin zehirinin çekilmesi için Washingtona yakınlaşmaya çalışıyor. Olmert ise oldukça zor günler yaşıyor ve Suriye ile müzakeri açarak dikkatleri iç krizlerden başka tarafa çekmek, kendisinin komşularıyla ve özellikle de ezeli düşmanı Suriye ile barış yapmaya kadir güçlü bir lider olduğu mesajını vermek istiyor.
SURİYE GOLANSIZ GÜVENLİ YAŞAYABİLİR Suriye hükümetinin zayıf olduğu ve geçen yıllar boyunca İsraile müzakere talebinde bulunma amaçlı işaretler ve heyetler gönderdiğini söyleyenler var. Bu zayıflık, İsrail uçaklarının ülkenin kuzey doğusundaki Dey Ruz kenti yakınlarındaki nükleer tesis olduğuna inanılan bölgeye saldırdığı ve hiç kimsenin itirazı olmaksızın yerle bir etme başarısı gösterdiği vakit zirve yaptı. Bunu Suriyenin anlattığına göre, İsrail istihbaratının Şamın göbeğinde ve oldukça sıkı korunduğu söylenen bir bölgede, Hizbullahın komutanlarından İmad Mugniye suikastındaki başarısı izledi. Dahası Amerikan ambargosu dayatılmış durumda ve yolsuzluk sebebiyle ekonomik kriz yaşıyor.
Suriyenin müzakere tercihi, zayıflık ve güçlüğünden dolayı olsun veya olmasın; bu tercih tamamen ters sonuçlarla gelebilecek bir kumar oynamayı içeriyor. Zira Suriyenin sonuçları garanti olmayan direkt müzakerelere girmesi, özellikle de Lübnandaki muhaliflerine karşı başarıyla kullandığı güçlü kartı kendisinden mahrum bırakacaktır.
Suriye rejimi, tıpkı geçen 40 yıl boyunca olduğu gibi, Golan Tepelerinin İsrail işgalinde kalmasıyla birlikte istikrarlı ve güvenli yaşayabilir. Fakat Suriye, egemenliğini azaltan, İsrail zincirleriyle ağırlaşmış kör topal bir barışı kabul ederse, durumu alçaltılmış İsrail şartlarına boyun eğerek barıştan ve anlaşmalardan kelek karpuz dışında bir şey elde edemeyen diğer Arap rejimleri gibi olacaktır.
HAFIZ ESADIN VASİYETİ NE OLACAK? Hatta Suriye, Golan Tepelerini iade edecek bir anlaşmaya hazır ve kadir olsa bile, Şam yönetimi ülkesindeki Filistin gruplardan Lübnanda Hizbullahla koalisyondan tamamen vazgeçmesini, İranla koalisyonu bırakıp İbrani devleti ile sıcak doğallaşmaya katılmalarını isteyecektir. Son olarak da Suriyenin Golanın silahtan arındırılmasını, Amerikan veya uluslararası gözlemci güçlerin ve organların varlığını kabul etmesi şartı geliyor.
Bu karşılık Suriyenin, tarihinin, politikalarının ve koalisyonlarının yeniden formüle edilmesi anlamına gelecek. Bu ise yüzeysel estetik amaçlı değil, köklü bir değişim operasyonu. Tabi sadece iktidar sistemi için değil, aynı zamanda Suriyenin beşeri, sosyal ve zihinsel altyapısı için.
Hali hazırdaki rejimin kendisine yöneltilen köklü değişimi kabul edeceğinden şüpheliyiz. Ayrıca bölgede barış yönünde ilerleyen bir havanın olduğundan da kuşkuluyuz. Aksine gördüklerimiz Gazzenin işgal edilmesiyle başlayacak ve ardından İran ve Suriyeyi tuzağına çekmek için Lübnana taşınacak kapsamlı bölgesel bir savaş sahasına hazırlıktır. Başkan Bush bölgeye yönelik son ziyareti sırasında barış girişimini diri diri toprağa gömdü ve İsraili esaslı müttefik, hatta ilk kurşunu atmayı kararlaştırdığı zaman gelecek yeni savaşında güveneceği ortak olarak belirledi.
Suriye eski Başkan Hafız Esad, hayatı boyunca İsrail ile barış anlaşması imzalamayacağını sürekli tekrarlıyordu. Böyle bir anlaşmanın, ülkesi ve bölge için tehlikelerini ve alçaltıcı sonuçlarını çok iyi bildiği için sözünde durarak bu dünyadan ayrıldı. Yerine geçen oğluna da aynı tutumu vasiyet ettiği şüphesiz. Şimdi soru şu: Bu vasiyete uyulacak mı? Yahut rejimi koruma adı altında parçalanacak mı? Önümüzdeki birkaç ay bu soruya yanıt verecek.
* Londrada yayımlanan El Kuds El Arabi gazetesi, 22 Mayıs 2008, Genel Yayın Yönetmeni, Arapçadan çeviri: Halil Çelik