İlk durağımız Johannesburgdu. Uçuşun yorgunluğunu atmak için hemen otelimize yerleştik. Ama kimsenin uyumaya niyeti yoktu, şehir turu atıp Güney Afrikaya has yemekler yedikten sonra odalarımıza çekilmek istiyorduk. Öyle de oldu.
Sabah erkenden Kruger Parktaki safari maceramıza gitmek için otelden alındık ve yola çıktık. Akşam üzerine doğru Sabi Sande vardık. İki gün sürecek olan maceramız bizim için yeni başlıyordu. Gerçekten o kadar yol gitmişken bu iki günü tam anlamıyla yaşamadan dönmemek gerekiyordu. 20 bin km2lik, vahşi bir coğrafyanın ortasında hem sabah, hem akşam, hem de gece vakit geçirmek ilginç bir deneyimdi. Sanki kafesleri kaldırılmış bir hayvanat bahçesindeydik. Bizi izleyen tanımlayamadığımız bazı gözlerin içine bakarak dolaşıyor ve onların güçlerini yanıbaşımızda hissedebiliyorduk. Biz şanslı bir ekip olarak Big Five denilen Afrika kıtasının en güyük beş hayvanını (fil, gergedan, leopar, aslan ve buffalo) görmüş ve rangerımız olan Jacque sayesinde onları daha yakından tanıyabilmiştik.
Gerçekten unutulmayacak atmosferi, yemekleri, çalışanları ve misafirperverlikleriyle Kruger Park hafızalarımıza kazınmıştı. Ayrılığa üzülsek de bundan sonraki günlerde motosikletlerimizi Afrika kıtasının en güzel yollarında kullanabilme imkanı bulacağımız için seviniyorduk. Cape Towna doğru yola çıktık. Şehre akşamüzeri vardığımızda gerçekten sanki bize ait bir bölgeymiş gibi her katılımcıya birer villa düşen Waterkant bölgesine yerleştik. Ertesi güne enerji gerekiyordu, güzel bir restorana gidip deniz mahsüllerinden oluşan nefis bir yemek yedik.
Sabah BMW F650 GS ve R 1200 GSlerimiz kapıdaydı. Ben ve ekipten arkadaşım Burak erkenden motosikletlerin tüm kontrollerini yaptık ve bize rehberlik yapacak Albert ve Joe ile güvenlik detaylarını konuştuk.
İlk günkü rotamız ünlü şarap çiftliklerinin olduğu Stellenboshtu. Muhteşem dağ yollarında motosiklet sürmenin keyfini yaşıyorduk. Sonrasında çita sevmek isteyenler için Spierda durduk ve sonra yine yola devam... Kimse motosikletten inmek istemiyordu. Hugenot Passdan Franschoeka geçtik. Güney Afrikada şarapçılığın başlamasında 1600lü yıllara denk geldiği için bölgedeki tüm tabelalar Fransızca olması dikkatimizi çekti.
 |
|
Çok güzel bir şarap çiftliğinde yemeğimizi yedikten sonra Cape Towna döndük, akşam da şehrin merkezi Waterfronta gittik ve Afrika müzikleri eşliğinde yemeğimizi yedik. İkinci gün sabah çok erken kalktık, yaklaşık 600 km. sürecek beyaz köpekbalığı dalışı yapacağımız Hermanus - Gansbaiideki Klenbai Körfezine doğru yola çıktık. 12 saat sonra boyları 4-6 m arasında değişen dünyanın en tehlikeli deniz canavarlarının yanına dalacaktık. Bizi bekleyen teknemize bindik ve dalış yapacağımız yere 800 beygirlik bir tekneyle dalgaların üzerinden atlayarak açıldık. Belgesellerde izlediğimiz gibi sırayla kafeslerin içine girdik. Artık büyük beyazla aynı sudaydık. Gerçekten tecrübe edilmesi gereken bir deneyim. Dalışımız sona erdiğinde bence dünyadaki en güzel sahil şeritlerinden birisi olan Pringle Bay-Gordons Bay-Stranda eşsiz sürüş keyfini yaşayarak Cape Towna vardık. Gün batımını Table Mountain eteklerinde bulunan Camps Bayde izledik.
 |
| Cape Town |
Hiç gelmesini istemediğimiz sonuncu gün geldi. Sabah erkenden motorlarımıza binip yola çıktık. Güzergahımız Seapoint-Clifton-Camps Bayden Hout Baydi... Buradan muhteşem okyanus manzarası ve sanki motosiklet için yapılmış bir yol olan Chapmans Peak Driveı geçtik.
Sonrasında Noordhoek Beach & Kommetjle ve Ümit Burnu Milli Parkı...
Bu bölgenin tarifi gerçekten zor, orada olmak ve yaşamak gerekiyor. Yolculuğumuz esnasında bizimle yarışan deve kuşlarından önümüze atlayan babun maymunlarına kadar birçok renkli ana şahit olduk. Bu güzel atmosferi bırakıp geri dönerken gözümüzün arkada kalmadığını söyleyemeyeceğim.
Dönüş rotamız Ümit Burnunun diğer tarafi olan Simons Town üzerinden Penguen kolonilerinin olduğu Boulders Beach. İsteyenler burada sevimli penguenlerle birlikte yüzebilme şansı yakalayabiliyor. Fish Hoek-Muizenberg rotasından Cape Towna geri dönüp son gece eğlencesi için Long Streette bulunan Mama Africada Afrika müzikleri dinleyip güzel şaraplar ve yemekler eşliğinde turumuza noktayı koyduk.
* BMW Rider Academy, 2008 yılında Yunanistanın Thassos Adasına, İtalya (Sicilya), Güney Afrika, Namibia, Botswana, Tanzanya, Zanzibara turlar düzenliyor. Ayrıntılı bilgi için www.bmwrideracademy.comu tıklayın.