‘Aşırı laik-demokratik laik’ üzerine...
Web NTVMSNBC   
NTVMSNBC'yi açılış sayfam yap
Türkiye
Politika
Dış politika
Genel
Polis - adliye
Yerel
Video
Foto Galeri
Türkiye
Dünya
Ekonomi
Spor
Teknoloji
Sağlık
Kültür Sanat
Yaşam
Hava Yol
Yeşil Ekran
Eğitim
Moda
Otomobil
Doğuş Yayın Grubu
NTV
CNBC-e
e2
NTVSPOR.NET
NBA TV
NTV Radyo
Eksen 96.2
Radio N101
NTV Yayınları
N. Geographic
 
NTVMSNBC Anasayfa » Türkiye » Politika

‘Aşırı laik-demokratik laik’ üzerine...

“Aşırı-ılımlı İslam”, “laik-anti laik” ve “cumhuriyetçi-demokrat” kavramlarıyla ifade edilen Türkiye’deki ‘kutuplaşma’, AB Komiseri Rehn tarafından yeni bir kavramla ifade edildi: “Aşırı laik-demokratik laik!”

 DİĞER HABERLER

  GÜNCEL - EN ÇOK OKUNAN HABERLER

NTV-MSNBC
Güncelleme: 10:47 TSİ 09 Mayıs 2008 Cuma

İSTANBUL - AB Komiseri Olli Rehn’in Türkiye’deki kutuplaşmayı “aşırı laik-demokratik laik” olarak nitelemesiyle, yeni bir tartışma başladı. Kavramın tanımını, AB’nin bu nitelemesinin ne ifade ettiğini, Türkiye’de nasıl karşılık bulacağını Bilgi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü öğretim üyesi Doç.Dr. Ferhat Kentel’e sorduk. Kentel, Türkiye ve Avrupa’da modernlik anlayışının tartışıldığını, AK Parti de dahil Türkiye’nin bu yeni durumu müzakere edeceğini, sonuçta katı olanların kaybedeceğini anlattı.
Haberin devamı


AB KOMİSERİ REHN NE DEMİŞTİ?
AB Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Olli Rehn, geçen hafta Brüksel’de yaptığı bir konuşmada “Türkiye’nin çok boyutlu yeni bir siyasi krizden geçtiğini, belirgin bir bölünme olduğunu” ifade ederek şöyle demişti: “Bir tarafta laikler var. Bunlar liberal laik olmaktan daha çok aşırı laikler. Diğer tarafta Müslüman demokratlar var. Bunlar reform geçirmiş eski İslamcılar. Fakat din bu hikayenin sadece bir parçası. Büyük şehirlerin siyasetteki ve iş dünyasındaki seçkinleriyle Anadolu’nun muhafazakar girişimci orta sınıfı arasında sosyal ayrışma var. Türkiye tekrar yol ayrımında ve demokrasi, hukukun üstünlüğü ve demokratik laiklik için bastıracak kendine güvenen sivil topluma ihtiyacı var.”

BÜYÜKANIT “ETİKETE İHTİYACIMIZ YOK” DEDİ
Olil Rehn’in ‘aşırı laik’ tanımlamasına ilk tepki Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’tan geldi. Org. Büyükanıt bir gazetecinin sorusu üzerine Rehn’in “aşırı laik-demokratik laik” ifadelerine şöyle karşılık verdi: “Türkiye’ye çok sıfat koyuyorlar. Sıfat ismin önüne gelir biliyorsunuz. Bu yanlış. Türk insanı kendi kendini tanımlama gücüne sahiptir. Başkasının tanımlamasına ihtiyaç yok. Cumhuriyetin kuruluşundan beri Türk insanı bunu yapmıştır Türk insanının başka tanımlamaları alıp kendine etiket olarak koyma ihtiyacı yoktur.”

SOSYOLOG FERHAT KENTEL YENİ KAVRAMI DEĞERLENDİRDİ
NTVMSNBC ‘aşırı laik-demokrat laik’ ayrımını ve bu kavram üzerine tartışmaları İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü öğretim üyesi Doç.Dr. Ferhat Kentel’e sordu. Kentel’in değerlendirmeleri şöyle:

Artık, dışardan birilerinin bizim içişlerimiz hakkında laf söylemesine tepki vermek yok. Herkes, herkes hakkında her şeyi söyler. Ben nasıl Fransa’daki laikliğin gayet katı bir laiklik olduğunu söyleme hakkına sahipsem, Amerika’nın siyahlara karşı hâlâ önyargılı olduğunu söylüyorsam, bir Amerikalı’nın da kalkıp bana birşeyler demesine karşı çıkmam. Birilerinin de bizim laikliğimiz hakkında bir şey söylemesinin önüne bir engel konamaz.

TÜRK TOPLUMUNUN LAİKLİK TANIMI MUĞLAK
Bizim Türkiye’de yaptığımız laiklik tanımlamasına baktığımız zaman Türkiye’de bir defa toplumun genel olarak anladığı şey oldukça muğlak zaten. Toplumun yaşamak istediği laiklik olarak algıladığı; çok net kelimelerle yapılmasa da, daha çok “Benim din işlerime karışmayan” anlayışı. Ama Türkiye’de resmi politikalar düzenine baktığınız zaman laiklik kavramını bir yaşam tarzı gibi dayatmaya çalışan bir anlayış var. “Biz kendimiz karar veririz” diye, “yaşam tarzı” olarak dayatılan laiklik anlayışı, (ki bu 19. yüzyılın pozitivist anlayışının bir devamıdır), zaten aşılmış bir laiklik anlayışı. Bize özgü bir şey de değil, dışardan ithal edilmiş.

DAYATILAN LAİKLİK ‘AŞIRI’DIR
Ama dışarıda aşılmış olmasına rağmen, Türkiye’de aşılmasının önünde hâlâ engeller var. Dolayısıyla Türkiye’de insanların, muhatap oldukları bu kavramları, koşullara göre yeniden tanımlaması lazım. Bu da sadece askerin, üç tane devlet adamının, 5 tane hükümet görevlisinin yapacağı bir tanım değil. Toplum bizzat kendi yaşamına göre yapar bunu. Siz bunu “tek gerçeklik” olarak başkalarına dayatmaya kalkarsanız, işte bu laiklik anlayışının aşırı olduğunu kabul edebiliriz. Aynı aşırı dinci denen şeyde olduğu gibi: “Benim din anlayışım var. Ben bu din anlayışını herkese benimsetmek istiyorum.” Olli Rehn’in kullandığı ‘aşırı’ kelimesini kullanmak doğru mudur, bilmiyorum. Yani bu durum ‘aşırı’ kelimesi kullanılarak mı anlatılır, en doğru kelime bu mu, bilmiyorum. Ama, bu kavramı, laiklik tanımının insanlara tek gerçek tanımmış gibi dayatılması olarak anlıyorum.

TOPLUMA YAYILAN ‘DEMOKRATİK LAİKLİK’
Bu dayatmanın nasıl aşılacağına gelince; biz sadece kurum olarak politika yapma, seçimler gibi sınırlandırmışız demokrasi anlayışını. Toplumun derinliklerine yayılmış bir demokrasi anlayışıyla, gerçekten daha demokratik bir laiklik anlayışı söz konusu olur. Benim kafamdaki, laikliğin tanımının demokratik olarak yapılması. Çünkü laiklik bana göre insanların birarada yaşama mekanizmalarından biridir ve içeriği demokratik olmalıdır. Biz laikliği “dinsel düzeyde bir arada yaşamanın mekanizması” olarak düşünüyoruz. Demokrasi daha geniş bir kavram, sadece din değil, siyasal görüşler, etnik ve dinsel farklılıklar vs gibi aklınıza gelebilecek her alanda birarada yaşamanın ve ilişkilerin demokratikleşmesi anlamındadır. Böyle kutup yaratan, öteki yaratan bir laiklik anlayışından daha çok; kabul eden, birarada olan, diyalog halinde olan, toplumun dinamiklerini göz önünde tutan, bir laiklik anlayışı benim kafamdaki.

MODERNLİK ANLAYIŞI DEĞİŞİYOR
Türkiye’de yaşanan AKP pratiği, yani geleneksel modernleşme politikalarının dışında alternatif başka bir modernleşme sürecinin ortaya çıkması, bizim aslında bir çok kavramı yeniden düşünmemize neden oluyor. Yani Türkiye’de bir takım dindar insanların Avrupa Birliği yönünde çaba göstermeleri, bunun yanında 1 Mayıs gibi durumlarda AKP’nin otoriter-faşizan bir takım politikaları göz önünde tutularak, “yeniden düşünülen laiklik” gibi tartışmalar yapılıyor. Avrupa da bundan doğrudan etkileniyor. Avrupa’nın da dünyaya bakışını değiştiriyor. İşte Olli Rehn veya başka bazı Avrupalılar, Türkiye’ye bakarken, laik modernleşme sayesinde diğer Müslüman ülkelerden farklı bir ülke olduğu tespiti yerine, artık farklı bir modernite olabileceği değerlendirmesini yapıyor ve Türkiye’de şu anda onu gözlemliyor. Bununla Avrupa’daki yurttaşlık, modernlik anlayışı da değişiyor.

DAHA SERT Mİ OLUR, DEMOKRATİK Mİ OLUR?
Türkiye, Avrupa Birliği’ne girecekse, girmeyi müzakere edecekse, bu, 10 sene önceki gibi bir müzakere olmayacak. Burada, Türkiye’nin kendi içindeki müzakereden bahsediyorum, devletle toplum arasında müzakereden... Artık Türkiye’nin yeni durumu ve Avrupa’nın yeni durumu müzakere ediliyor. Bu müzakere de her zamanki gibi gerilimlerle dolu. Bu müzakerenin sonunda daha katı, daha sert uygulamalara ve daha içe kapanmacı bir mantığa mı döner, yoksa daha demokratik, daha açılımcı demokrasi mi olur belli değil. Ama dünya, bizzat Türkiye’nin de içinde olduğu bir süreçten geçiyor. Bu süreç de artık bizim daha demokratik bir laikliği düşünmemizi gerektiriyor. Bu mu kazanır, yoksa daha katı olan mı kazanır derseniz; galiba katı olan, daha sert olan, cemaatleşen toplum kaybediyor bu işte. Türkiye de galiba bu gerilimden bir şekilde çıkacak.

AKP İÇİNDE DE MÜZAKERE SÜRÜYOR
Bence her şey açık. Necmettin Erbakan’lı zamanları düşünün, bugünleri tahmin etmemiz çok kolay değildi galiba. İlerde olacak şeyler, tam bugünkü müzakerelerden ortaya çıkan şeyler. AKP bir yanda toplumsal bir hareketi temsil ediyorsa ve devletle örtüşen bir hareket haline geldiyse, o da bizzat müzakerelerin içinde demektir. Yani ilerde her şey olabilir. AKP’nin içinden süreci karşılayabilecek bir yapı çıkabilir de, çıkmayabilir de. Çünkü AKP kendisi de bir koalisyon ve orada da müzakere sürüyor. Cemil Çiçek de var, Bülent Arınç da var, Abdullah Gül de var, aşiret reisi de var, mühendisi de var; orası bir karşılaşma yeri. İşte o yüzden ‘şu olur, bu olur’ demek mümkün değil. Ama en azından yeni laiklik anlayışı, yeni bir demokrasi anlayışı getirebilecek potansiyel var. Aynı zamanda gayet gerici olabilecek güçler de var o partinin içinde. Hiç alakası olmayacak kurumun başındaki bir insan, dünyadaki post-modernliğin bizim üzerimizdeki etkilerini düşünüyor. Yani gözönüne almaktan başka çaremiz yok. Yani gözönüne alırsanız etkileyebilirsiniz de aynı zamanda Avrupa’yı.

 

Bu habere oy ver
Düşük
1 Puan 2 Puan 3 Puan 4 Puan 5 Puan 6 Puan 7 Puan 8 Puan 9 Puan 10 Puan
Yüksek
     •  En çok puan alan haberler

Yazdır Gönder Görüş yaz/ oku

emirdemirkol  - Muğla
11 Mayıs 2008, Pazar 04:03  
yawww bu laik kelimesi neymiş beee...bir türlü anlayamadım....

sibel  - Samsun
10 Mayıs 2008, Cumartesi 15:16  
Bir tane laiklik var. Türkiye Cumhuriyeti için anlamı özgürlükle eşit olan. Laiklik olmasaydı; araplardan ve gelişmemiş her türlü acı ve kanlı yaptırımların ortasında olurduk. Yabancı kendini bilmezler, hem dinimize(sözüm ona ılımlı islam) koyu laiklikmiş bin türlü zırvalıkla ikilemlik yaratıyorlar. Bu yetmez gibi kendi içimizdeki bazı yandaşlarda alkışlıyorlar. Bizi bölemeyeceksiniz.

Ali Vatanıherkestençoksever  - İstanbul
09 Mayıs 2008, Cuma 17:21  
Gelişmiş ve medeni ülkelerde de genelkurmay başkanları askeri olamayan konularda konuşuyorlarmı acaba çok merak ediyorum?

Bütün Görüşleri Oku

Ana Sayfa | Türkiye | Dünya | Ekonomi | Sağlık | Yaşam | Teknoloji | Kültür Sanat | Doğal Hayat | Eğitim | Moda
Spor | Hava Yol | İletişim | Yardım | İzleyici Görüşleri | Reklam Seçenekleri | Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları